20 Ocak 2010 Çarşamba

Ayrılığın kadını erkeği olur mu? Vol.1

Bir çok şeyin kadını erkeği var da ayrılığın yok mu? "Tabi ki var" diyor bir yanım, diğer yanımsa boynunu büküyor "ikisi de aynı acıyı çeker neresi farklı?" diye...

Çeşit çeşit olmasa ayrılıklar belki de kadın-erkek sınıflandırmaları da olmazdı. Ama değişiyor işte..."Anlaşarak ayrılanlar" var, "Terkeden-Terkedilenler" var, "Severek Ayrılanlar" var, "Söverek Ayrılanlar" var :)

Bütün bu ayrılıklarda kimin terkedip kimin terkedildiği kısmında cinsiyet olayın seyrini değiştiriveriyor. "Gitmek mi zor kalmak mı?" diye düşünüp kalmaya ya da gitmeye karar verenin cinsiyeti önemli...

Erkek kısmına bakınca il göze çarpan özellikleri, hiç terkeden olmak istemedikleri... Belki bunalıyorlar, belki aldatıyorlar ama asla ayrılık sözcüğünü kullanmıyorlar. Bu onlar için bir savaş... Bu uğurda kızla huzursuz kavga dolu günler, haftalar hatta bazen aylar geçiriyorlar. İstiyorlar ki kızın canına tak etsin de bir gün basıp gitsin hayatlarından... (Neden ayrılmayı böyle sorun haline getirdiklerini de bir türlü anlamam. İstemiyorsan ayrıl gitsin)

Kızların bu konudaki tavrı ise oldukça net: Kızlar ilişkide artık katlanamadıkları durumları devam ettirmemeyi seçiyorlar. Örneğin artık aşık değillerse, sevmiyorlarsa, sevişmekten zevk almıyorlarsa söyleyip ayrılıyorlar.. Söyleyemedikleri durumlarda ise (başkasına aşık olmaları gibi) huzursuzluk, kavga çıkarıp, suçu erkeğin üstüne yığıp ayrılıyorlar. :)

Genelde erkekler bu durma karşı çıkıyor: "Ne demek ulan 'aşkım bitti' ????" İsyan çıkarıyorlar, ama giden gidiyor. "Söverek ayrılma" sanırım bu oluyor :)))) Kızın arkasından "Kesin hayatında biri var" paranoyası başlıyor. Tez tutmayınca "Yarı yolda bıraktı" oluyor kız. (Sanki bir  ömürlük aşk için sözleşme imzaladılar da :) )

Kız terkedilince ağlıyor...
Erkek terkedilince içiyor...

Kız terkedince arkasına bakmıyor...
Erkek terketmek isteyince terkedilmek için elinden geleni yapıyor :)

Kızın terketmek için genelde geçerli sebepleri oluyor...
Erkeğin terketmek için yalanları, bahaneleri...

Kısaca ayrılık kadına erkeğe göre değişiyor...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ayrılığa Kılıf

... zaten bir insan kendisinden büyükle çıkmamalı sonu daima hüsran olur

... zaten bir insan kendisiyle yaşıt olanla çıkmamalı bir şeyler öğrenemez

... zaten bir insan kendisinden küçükle çıkmamalı çocuk bakıcısı mıyız

... zaten ilişkiye başlamak hataydı

... zaten ilişkiyi devam ettirmek hataydı

... zaten o benim için uygun insan değildi

... zaten o beni hiç mutlu edemedi

(...)

Bin tane kılıf çıkartırsınız di mi ayrılınca?

Kadın / erkek hiç fark etmez. Herkes bir kılıf çıkartır.

Kimse "onu yeterince mutlu edemedim o benim kıçıma tekmeyi vurdu" diyemez...

Kimse "takıntılarımla ona ölmeden cehennem azabı yaşattım siktiri çekti" diyemez...

Kimse "kızın/ çocuğun hayatının içine sıçtım" diyemez...

(...)

Çevremde bin türlü zorluğa göğüs gere gere, sırf yaşanılan güzel bir kaç anıyı düşüne düşüne, pek çok saçma sapan durumlara sabrede sabrede bir ilişki yaşama çabasındaki arkadaşlarımı gördükçe sırf bir boku beceremediği için güzel günlerini de silip atmaktan gocunmayan, üstüne bir de "sıçtık, sıvayalım" manasında bir güzel kılıflar uyduran bir takım şeref yoksunlarını gördükçe üzülüyorum...

4 Ocak 2010 Pazartesi

bugüne olanlar olmuş...


Yalan yanlış kavgalar isyanım
Tenime değdiğinden beri hep tenin
Aklımın bir yanı hep senle


24 Aralık 2009 Perşembe

Toplantı Vol2.

Şuan için düşünülen tarih, yer, mekan bilgileri;
Tarih: 27 Aralık 2009
Saat: 14:00
Yer: Taksim
Mekan: Kallavi
Adres: İstiklal Caddesi, Kallavi sokak No:2
Tarif: Tünel istikametine doğru giderken, Sent Antuan kilisesini biraz geçtikten sonra sağ köşede ki starbucks'ın sokağına girdiğinizde ki sağ tarafınıza denk gelicek ilk kapıdan girdiğiniz de en üst kat.

Yorumlarınızı bekliyorum...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kıskanmak

Kıskançlık kötüdür; karşındakini boğar, iyidir; aşkın ispatıdır falan filan.

Kıskanmak bende utanç duygusunu getiriyor.

Kıskanç adamız vesselam, yeri gelir harbiden boğarız kıskançlığımızla aynı zamanda da boğuluruz da. Sinir harbidir kıskançlık... Bir şüphe hali...

Sürekli bir sorguculuk, hem kendini hem karşıdakini...

Seviyorsundur işte ya kıskanıyorsan falan ama kıskançlık biraz kendine biraz da çevreye güvensizliktir.

Güvenmiyorum arkadaş kendime.

Bir kadını sonsuza kadar elimde tutabilecek kudreti bulmuyorum!

Bu kadar net ya...

Sonsuza kadar sevebilirim evet, ancak iş "o"nun için çevreyle mücadele etmeye gelince fıs...

Edemem.

Her konuda hakkımı savunabilirim ama aşkımı ispat edip kadınımı tutup kolundan başka yere götürebilecek gücüm yok.

Yok işte.

Napayım?

Bu yüzden de kıskançlık utanmakla kardeş bende...

Çevreye de güvenmiyorum...

Elalem piç olmuş arkadaş.

Ona yazayım, buna yazayım, şu hatunu keseyim, aman öbüründen geri kalmayayım...

En iyi arkadaşının nişanlısını düğünden bir hafta önce ayartanlar var ya, şimdi isim isim saymayalım bunları...

Olayın bir de "karşıdaki insan", yani kıskanmak eyleminin edilgeni kısmı var...

Kıskanılan...

Kıskanılmak hoştur...

İlk başlarda bir ego tatmini vardır...

Hele kıskanılan kendine güvensiz biriyse güven tazeler...

"Paylaşılamayan" sendromu...

Bir süre sonra kıskançlık, bir ok gibi... Bin ok gibi saplanır...

İki çare vardır.

Ya acıdan bağırıp okları vücudundan çıkartıp yoluna devam edecektir...

Ya da o oklara eklenecek bin okla daha yaşamayı öğrenecektir...