Soru 1:
Bayramda cepleri dolduran erkeklerin;
Ergenlik çağına giren erkeklerin sohbet konusu,
Ergenlik çağı ortasındaki erkeklerin kapısından geçme cesareti gösterdikleri,
Ergenlik sonrası erkeklerinde bizzat gittikleri
olan devlet kurumları n'releridir?
Soru 2:
Kurban bayramlarında milli olmamış erkeğin kesilmesi n'kadar doğrudur?
Soru 3:
Kesilen erkek hayvanları gazete, tv ve bizzat canlı olarak kadınların izlemesi caiz midir?
Soru 4:
Elinizde biri erkek biri dişi olmak üzere aynı yaşta iki kurbanlık var. Bu iki kurbanlıklar birbirine aşık. Her türlü değerlendirmeyi yaparak önce hangisini, n'den kesersiniz? Yazınız..
1.,2.,3. soruya birer kilo kemikli, 4. soruya 5 kilo sırt bölgesinden et..
27 Kasım 2009 Cuma
26 Kasım 2009 Perşembe
Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan gibi bişi
Soru açık :)
Şaka şaka :)
Bu bir dergi kapağı... Hem de bizim şirketin girişinde duruyor :) Gelip geçerken durmadan bakıp gülüyorum :)
Orjinali ise şu:
Etiketler:
...caşilo...,
bir değil iki kişi :)
25 Kasım 2009 Çarşamba
Günün Sözü
Eğer boyu değil de işlevi önemli olsaydı kadınlar İsviçre çakısıyla evlenirlerdi.
Kaynak Ek$i Sözlük olup, gün içerisin de oha derdirten sözdür.
17 Kasım 2009 Salı
Kaç Yıl Gerek, Bana Dönmen İçin?
Şimdi, kimsenin peşinden koşmadım diyemem. Demem. Koştum. Çok koştum, yoruldum hatta...
Platonik takıldığım da oldu. Ama az oldu.
Neyse, şu bir gerçek ki; pişmanlık duymadığım ilişki sayım iki.
Evet. 2...
Gerisi?
Boşluk hissinden başka bir şey uyandırmıyorlar bende... Ha, şunu da inkar edemem bana hepsi bir şeyler kattı. Bugünkü aşk kavramıma, ilişki, arkadaşlık, güven... Hayatta ne düşünüyorsam ne yapıyorsam ne ediyorsam hepsinde payları var bütün ilişkilerimin...
Misal bende bir güven problemi var. E bu durduğu yerde ortaya çıkmıyor ya?
Keza, aşk kavramım da çoğu yaşıtımdan farklıdır. 90'lıların çoğu kimi ne kadar öptüğünü vs aşk olarak düşünür. Ben böyle düşünmüyorum...
Benim için bir insanın aşk kavramı ifade edebilmesi için sağlam karakterli olması, geleceğimde yer tutacağını bana hissettirmesi gerek. Anlık yaşayamam ben... Bana ters...
Keza, bir ilişki benim için sadece el ele tutuşup gezme vesaire de değildir. Oturup adam akıllı derdimi paylaşamayacağım, bir kitap bir film konusunda oturup fikir paylaşımı yapamayacağım birini niye hayatıma ortak edeyim?
Yaklaşık iki - iki buçuk yıldır da { bir takım falsolu vuruşları saymazsak } bir kız arkadaşım olmadı... İşin aslı eksikliğini de hissetmezdim ya, hayat gailesi yavaştan baş gösterince durup düşünür oldum; ben nerede hata yapıyorum?
Hayata karşı duruşum mu yanlış?
İlişkilere bakışım mı?
Ne?
Ve ben, bir türlü gelmeyen sevdiceğe şarkılar mırıldanıp şiirler yazıyorum; safım ya ben...
"Kaç yıl gerek, bana dönmen için... Kavruldu kalmadı, yandı içim..."
Etiketler:
brokoli,
mühim ve derin mevzular
11 Kasım 2009 Çarşamba
Erkekler düzeni mi sever karmaşayı mı?
Eveeeet önümüzde Serzeniş Meraklısı'nın yazısıyla çıkan ve bana cevap hakkı doğmasıyla gelişen bir yazı var...Özellikle bu yazıyla cevap hakkı doğacak olan erkekleri ve bana hak vermek üzere bayanları -bakınız kadın değil :)- buraya alabiliriz. :)
Patronumuz oturmuş üşenmemiş, benim sayfalarca diyebileceğim bir yazı yazmış. Yazıyı yazmaya doyamamış adama, bir sefer yetmemiş, iki kere oturmuş yazının başına... Utanmasa daha da konuşacakmış da, "Şöyle birazcık kıvırayım, hatun milleti carlamasın" diye yazmayı kesmiş. Kendisinin kendi içinde çelişen yazısını hala okumamış olanlarınız, ben bu kadar konuşunca da merak edenleriniz varsa bağlantısını vereyim de konuya döneyim :) (Aslında 1 post altımda duruyor ama tıklayın be, o kadar link yaptım :)) Buyrun tıklayın efendim.
Erkekler karmaşayı sever. Mümkünse kız dediğin aklını karıştırsın hatta aklını alsın adamın. Bugün gülücük atsın, yarın yüzüne bakmasın. Yanında "Canım, ama bitanem" diye konuşsun, uzaktan hiç tanışmıyormuş gibi davransın. "Ah be.. Şu hatun benim olsa..." diye içlensin adam, düşünemesin elde edebileceğini... O zaman kız ilgi çekici bir hal alır çünkü. Ancak o zaman kız "elde edilmeye değer"dir. Geçen bi arkadaşımın söylediği gibi "1 şişe karadut şarabına bakar o kız" denmesin. Uğraştırsın, yıldırsın, aşık etsin, süründürsün. Kız ölümüne sevsin, ama her an gidebileceğini de göstersin.
Bütün bunların ışığında erkeklerin karmaşayı sevdiğini söylüyorum ben. Fakat bir kısım insan çevresi de diyor ki "Neden insanlar evliliği seçiyor o zaman?" "Neden evlenilecek kızlarla eğlenilecek kızlar diye kategoriler oluşturuyor bu erkekler?" Karmaşayı bu kadar seven erkek neden günün birinde evleniyor?
Evleniyor da ne oluyor allah aşkına? Birkaç zaman sonra sıkılıyor. Kız elde çünkü ona göre... Koskoca resmi evrak var elinde adamın :) Sevgiliyken orada burada el ele gezen, cafelerde yemekler yiyen, öğrenci-bekar evlerinde geceleyen tipler evlenince tüm hayat tarzları değişiyor. Mis gibi, temiz çarşaflı, içine bir sürü para harcanan evleri varken neden bir bekar evinde yatsınlar mesela? Ya da kız bütün gün evde oturuyorsa, çalışmıyorsa ve akşama yemek yapıyorsa neden dışarıda eskisi kadar sık yesinler? Sevgiliyken fırsat buldukça kucak kucağa otururken şimdi parmakta yüzüklerle evlilik kurumunun ağırlığıyla sanki ayıpmış gibi oluyor mumilletin yanında o kadar samimi olmak? Doğrusu bu demiyorum, ama olan bu beyler bayanlar... Ailesinden böyle görmediği için garip kaçıyor bu tavırlar. Sevgiliyken, kız, sevgilisi evinde otururken bir başka kız arkadaşında yatıya kalabiliyor ya da geç saatlere kadar kız kıza vakit geçirebiliyor ama evlenince "onların evi"ne adam evde onu beklerken gidemiyor işte. Erkek "Bence olmaz" diyor ne kadar modern olsa da. "Benim annem bir gece yapmadı öyle bir şey" diyor. Suçu yok, evlilik kurumunu o sanıyor.
Sonraaa bu tekdüze, bu monoton yaşam sıkıyor. Yan yana eğlenmeyi unutuyorlar. Adam başka heyecanlar arıyor, kadın kendi halinde takılıyor, bazı bazı saman altından su yürütüyor. Sonra etrafta evlenecek adaylar "Aman ha bekarlık sultanlıktır" deniyor.
Erkeklerin sevdiği bir düzen varsa o da "anne düzeni"dir. Çamaşırları mis gibi olsun, evi hep temiz olsun, yemekler pişsin önüne konsun... Annesi onu nasıl alıştırdıysa o düzen bir ömür öyle devam etsin. Hatta eşi bir de annesi gibi yemek pişirebiliyorsa ohhh ne ala. Bir zaman sonra evdeki eş "anne düzeni"ne geçiyor, hatta anne oluyor ve böylece işin kalan bütün heyecanı da -hala varsa- yok oluyor.
"Evlilikte aşkı canlı tutmanın 10 yolu", "Evlilik hayatınıza heyecan katın" gibi gazete-dergi haberleri boşuna mı çıkıyor sanıyorsunuz?
Yazımı bitiriken istisnalar kaideyi bozmaz demek istiyorum. %2-3'lük dilimdekiler sözüm meclisten dışarı :)
Patronumuz oturmuş üşenmemiş, benim sayfalarca diyebileceğim bir yazı yazmış. Yazıyı yazmaya doyamamış adama, bir sefer yetmemiş, iki kere oturmuş yazının başına... Utanmasa daha da konuşacakmış da, "Şöyle birazcık kıvırayım, hatun milleti carlamasın" diye yazmayı kesmiş. Kendisinin kendi içinde çelişen yazısını hala okumamış olanlarınız, ben bu kadar konuşunca da merak edenleriniz varsa bağlantısını vereyim de konuya döneyim :) (Aslında 1 post altımda duruyor ama tıklayın be, o kadar link yaptım :)) Buyrun tıklayın efendim.
Erkekler karmaşayı sever. Mümkünse kız dediğin aklını karıştırsın hatta aklını alsın adamın. Bugün gülücük atsın, yarın yüzüne bakmasın. Yanında "Canım, ama bitanem" diye konuşsun, uzaktan hiç tanışmıyormuş gibi davransın. "Ah be.. Şu hatun benim olsa..." diye içlensin adam, düşünemesin elde edebileceğini... O zaman kız ilgi çekici bir hal alır çünkü. Ancak o zaman kız "elde edilmeye değer"dir. Geçen bi arkadaşımın söylediği gibi "1 şişe karadut şarabına bakar o kız" denmesin. Uğraştırsın, yıldırsın, aşık etsin, süründürsün. Kız ölümüne sevsin, ama her an gidebileceğini de göstersin.
Bütün bunların ışığında erkeklerin karmaşayı sevdiğini söylüyorum ben. Fakat bir kısım insan çevresi de diyor ki "Neden insanlar evliliği seçiyor o zaman?" "Neden evlenilecek kızlarla eğlenilecek kızlar diye kategoriler oluşturuyor bu erkekler?" Karmaşayı bu kadar seven erkek neden günün birinde evleniyor?
Sonraaa bu tekdüze, bu monoton yaşam sıkıyor. Yan yana eğlenmeyi unutuyorlar. Adam başka heyecanlar arıyor, kadın kendi halinde takılıyor, bazı bazı saman altından su yürütüyor. Sonra etrafta evlenecek adaylar "Aman ha bekarlık sultanlıktır" deniyor.
Erkeklerin sevdiği bir düzen varsa o da "anne düzeni"dir. Çamaşırları mis gibi olsun, evi hep temiz olsun, yemekler pişsin önüne konsun... Annesi onu nasıl alıştırdıysa o düzen bir ömür öyle devam etsin. Hatta eşi bir de annesi gibi yemek pişirebiliyorsa ohhh ne ala. Bir zaman sonra evdeki eş "anne düzeni"ne geçiyor, hatta anne oluyor ve böylece işin kalan bütün heyecanı da -hala varsa- yok oluyor.
"Evlilikte aşkı canlı tutmanın 10 yolu", "Evlilik hayatınıza heyecan katın" gibi gazete-dergi haberleri boşuna mı çıkıyor sanıyorsunuz?
Yazımı bitiriken istisnalar kaideyi bozmaz demek istiyorum. %2-3'lük dilimdekiler sözüm meclisten dışarı :)
Etiketler:
...caşilo...,
bir değil iki kişi :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



