tey tey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tey tey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2009 Pazartesi

ehem...

bir gün gelecek, artık baskınıza dayanamayıp bu blogta "erkeklerin erken boşalması" gibi konuları, doktora tezi formatında yayınlayacağız,
çok hoş olur, değil mi?
ama heveslenmeyin...
o radde gelirsek bile, "erkeklerin erken boşalması"ndan değil, "kadınların yataktaki önlenemez pasiflikleri"nden doktora tezi formatında bahsederiz...
bir erkek çıkıpta şurda yazdıklarımızı ciddiye alıp, bize din, dil ve ahlak öğretmeye kalkmadı... erkek takipçilerimizin farklındalık seviyesi çok mu iyi, yoksa bir tane bile olsa erkek okuyucumuz mu yok, onu bilemiyorum. ama benden bi aferin gidiyor hemcinslerime...
ehehe...
bu arada imla hatalarına takılan insanlar, sizi herkesten çok seviyoruz...

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Sorumlu Akraba...

Kuzenimin evleneceğini, az önce mail kutuma düşen e-posta sonucunda öğrenmiş bulunuyorum...
Sorumluluk sahibi akraba modelini, bana bakarak inceleyebilirsiniz...
-yaklaş yavrucum, çekinme...
-tabii tabii dokusunu incelemek için dokunabilirsiniz...
-mıncıklamak yok ama!
-şş oraya dokunmak yok, incelemeyide tadında bırakın ama!
-evet o kısmı da "sorumluluk sahibi akrabanın" kaslı kolları hıhı...
-evet burun yapısı genelde böyle olmuyor ama, bunu baz alıp başkalarında hezeyana uğramayın, aman diyim...
O postanın içeriği de, haber vermek, "lan bak biz evleniyoruz, haberin olsun kuzi" filan gibi bana özel değil, bildiğin düğün davetiyesini tarattırıp, tüm listesine yollamış utanmaz arlanmaz sıkılmaz kuzen insanı... Yok hayır, ben aramam sormam, bir araya geldiğimizde çok deli eğlensekte... E ama insan böyle durumlarda arar, dimi yavrucum? Dimi güzelim, dimi bitanem? Şimdi altınmı bekliyosun benden, şimdi takı mı bekliyosun... Sen iki kontürden kaçın, arayıp haber vermek yerine 70 kişilik listedeki herhangi biri muamalesi yap (-evet bidost muamale zoruna mı gittiiiii?! :Pp Sana özel kefalizm ata sporunu icra edebileceğin bi lokma da bırakmıyor değilim. -ahh düşünceli yanım... kıyamam... :D) sonrada takı bekle, teşrif bekle, şereflendirmemi bekle...
Yok abicim ya, kırılmadım tabii... Ama bu da ayıp abi, düğün davetiyesi dediğin şey, kırkbeş dakika ötende oturan kuzenine mail yoluyla ulaştırılır mı ya?! En azından kargoya ver, en azından karşı ödemeli de olsa kargo yap bee! Valla kınıyorum böyle kuzeni... Kendisi hemcinsim değil, bu yüzden bu kadar düşüncesiz zaten...
Erkek adam olsa gelir, elini öper akrabasının, iznini ister, adayı tanıştırır, fikir alışverişi yapar... Ne len bu! Sanki taşınıyo...
Şimdi ben gidip nası "yüksek yüksek tepelere"yi söliym kınasında allansen!? (yok be müdür kınaya gidermiyim hiç, peeh) yada benim tanıdıklarım, benim sayemde o düğüne gidecek olanlar?! Böyle bi kuzen olacağına, en yüksek tepeye gelin olarak verilebilir... Hiçte gocunmam, aşrı aşrı tepelerdeki evlerin inşaatına da, bizzat yardımcı olurum...
Sorumluluk sahibi akraba modelini kuzenimde de inceleyebilirdiniz ama, ben daha sorumlu oluyorum bu durumda... Sorumlu hissedip, yazı bile yazıyorum, o derece...

26 Mayıs 2009 Salı

Tivi ve Erkeklerin Durumu...

Bir çok tivi kanalında, din kültürü ve ahlak bilgisi ve ilahiyat derslerinin ders notları döşenmiş, “gerçekten kesit”, “üçyüzbinyediyüzseksenbeşinci his” “bilmem kaçıncı boyut” “sırların kapısının anahtarı” gibi abidik gubidik programlar var bilindiği üzre…
Giriş ve gelişme kısmı, normal şartlarda yaşanır. Sonuca gelindiğinde de “vay anasını!” efekti vermemizin gerektiği, garipliklerle dolu bi kapanış olur ve “iyiler mutlaka kazanır” etiketi altındadır bu. Kötünün burnu sürter, kötü ölür, kötünün foyası meydana çıkar… İyiyse aklanır, iyi huylarından dolayı ödüllendirilir, iyi hislerine sığınmışlığın getirisi olarak kazançlı çıkar…
Bir de dizilerimiz... Vazgeçemediklerimiz... Diziler daha geniş bir yelpazede yer buluyor doğal olarak... "Çiftlikte aşk", "evde aşk", "iş yerinde aşk", fantazi deniyelim (aynı senaryoları farklı yüzlerle çekmekten sıkılmış yönetmenin dizisi) "sokakta aşk", "en ön sıradakiler", "ana caddeler", "bakalım yaprak dökülecek mi?", "aslında romantik, ama yalancı da" "turtalar vadisi" "koldan bacağa", "memnun-ül aşk" filan, böyle garip garip dizilerimiz mevcut televizyonlarımızda...
Yapmayın bunu abicim artık... Önceden ne güzel yerli yabancı filmlere yer verirdiniz... Yada dizileriniz inanılmaz kaliteli olurdu... Yapmayın birader! Televizyonu karıştırıyorum... Kablo tivi var hali hazırda. Hem şu bilgisayarın başından da birazcık kalkayım diyorum, tiviye bakmak bahanesiyle... Böyle kuzu kuzu, birşey üretme derdim olmasın belli bi süre diyorum, kendimi faydalı hissetmek istemiyorum moduna geçmek istiyorum, kısa bi süreliğine de olsa... Yok abicim... Körelmek istiyorsan, tivi izleyeceksin...
Neyşınıl ceografik, tienti, entivi, diskaveri çenıl, cnbce, sienentürk ve bir kaçta yabancı kanal harici, hiç albenisi olan yayınlar yok tivide... E yukarda saydığım kanallarda, kendilerini tekrar ediyorlar sürekli... Sürekli amerikan çupırdır, haberdir, mit bastırstır, borsa parametreleridir, yüksek binaların yapım aşamasıdır, kültür-sanattır, yabancı dizidir (ki zaten, aram yok pek diziyle), uzay bilimidir, doğal yaşamla savaştır izlenmiyor ki!
Mesela bu akşam, hangi kanal olduğunu hatırlayamıyorum, bir ingiliz kanalında "en zayıf halka" programının, orjinal sürümünü izledim... Acayip keyifliydi... Sunucu hanımefendi de aşırı feminist, yuvarlak çerçeve bi gözlük, kısacık sarı bi saçla, mükemmel bir görsellik sunuyordu izleyicilerine... Birde kelimeleri telaffuzu, nefesini kullanma şekli filan, çok hoşuma gitti. Yarışmanın konseptinde, "kodummu oturturum, ümüğünü sıkarım" formatında bir tavır takınması gerektiğinden dolayı, ortaya fazlasıyla sempatizan bi karakter çıkarmışlar... Duyduğum hayranlık üzerine, yarışmayı sonuna kadar izledim... İşte tivi kültürüm, içerik sıkıntısı nedeniyle böyle kıstaslarla belirleniyor benim...
Tivi sekiz ve kanal birde, akşam kuşağında genelde yabancı film oluyor mesela... Ama onlar da, amerikanın tutunamayanları oluyor, çok nadir, mükemmel filmleri veriyorlar da, denk geldiğinde günü kurtarmışlık hissi uyanıyor bünyede...
Al sana kadınların şekillendirdiği bir çarpık düzen daha... Hep sizin takip edip yücelttiğiniz dandik yapımlar yüzünden, bize izleyecek birşey yok şu kutuda!
Gençler ve kendini genç hissedenler!

Erkek bloglarınında sadece bayanları konuştuğumuzun farkında mısınız?

E ne olacak biz erkeklerin hali? Bakın ligin son haftası geldi çattı, kıran kırana mücadele var. Öte yandan 2010 model araçlar sokakları şenlendirmeye başlarken benzin fiyatları el yakıyor. Yahu ne bileyim, konu mu yok? Hani kendi bloglarınıza yazdığınız o eğlenceli, o gülümseten yazılar? Onları da görelim artık buralarda...

Unutmayın. Pipisi olan tüm insanlar -doğuştan olmak kaydıyla-, burada yazabiliyor. Yazmak istiyorum deyin yeter.

Güneşli günlerde görüşmek üzere :)

23 Mayıs 2009 Cumartesi

can nerde?

2 günden beri buraya yazmıyorum.. Kimse merak etmemiş de olabilir can nerede diye?
Ama ben yinede söyleyim.. belki merak eden vardır..
İz üstündeyim..
İz..

-Ne izi?
Erkek blogları yazarıyız.. Borumu..
-Evet..
Hö?

Lan bizi neden takmıyonuz.. Benle neden böyle muhabbete giriyonuz? Neden rencide ediyonuz? Neden ulan..!

22 Mayıs 2009 Cuma

Doğuştan Kadersiziz...

Bir çok yeti dağıtılırken kaypaklıktan kaçınılmamış ve erkekler hep yarım yamalak inşaa edilmiştir... Bildiğin malzemeden çalınmış, biz erkekler üzerinde çalışılırken...
Bir kere fiziki olarak erkek, kesinlikle dezavantajlar ülkesidir... Müstehçen işler yaparken bile, ağzına sıçılır bildiğin...
Eğer partnerinle ilk seferinse, odaklanmamak gibi bişeye yer yoktur, çünkü senin tutarsızlıkla ödüllendirilmiş bi yanın vardır. Kafasına göre takılır, hayat umrunda değildir, senin yapmaya çalıştığın işe saygı göstermeme gibi bi lüksü vardır, saygısızdır hem...
Kadın denen mucizevi yaratık öyle değildir ama. Odaklanma gibi bi arayış içerisinde değildir, müstehçen işin orta yerinde kitap okuyabilir, boş zamanlarında yaptığı hobilerin alayını aynı anda yapabilir, örgü örebilir, yarın ne giyeceğini düşünebilir, saçını nasıl kestireceğini hayal ederken, yeni saç modeline uygun bi makyaj taslağı çıkarabilir. Onun hiç derdi tasası yoktur aslında...
"Bu gece olmaz rıfat, başım ağrıyor" yalanı, aslında erkekleri kurtarır. Ki erkekler de, (yarım olmamıza veriyorum bunu) bu durumdan rahatsız olur... Hadi lan ordan! Kadın düşünceli, kadın, aslında senin bugün yorgun olduğun için, düşük performans sergileyip psikolojinin bozulmasından korkuyor... Kıymetini bilsene... Sonra bunun üzerine tartışmalar yaşanır birde, çok ayıplarım, kınama getiririm...
Bence bu "başım ağrıyor" olayını, ilk erkekler kullanmaya başladı, sonrasında kadınlar, bu güzelim bahaneyi sahiplenip, "ipler benim elimde nabeeer!" naniğini yapıştırmak için, harekete geçtiler ve başardılarda...
Sonra erkeklerin vücudunda, bakıldığında "ouuuuwwww!" hayranlık efektini uyandırabilecek bir tek nokta var (o da bütünüyle bakıldığında.. Ayrı ayrı ele alındığında, komik olur be!). Kadınlar öyle mi abi? Sorarım sana öyle mi? Topukları bile rant sağlamaya yeterli bence, böylesi güzel, böylesi çekici yaratılmışlardır...
Bizde üretim hatalarıyla doluyken, onlarla boy ölçüşmek durumuyla başa çıkmaya çabalar dururuz...
E sonra bilim adamlarının da içinde bulunduğu, kadınlara hizmet eden kozmetik diye bir düzen var. Erkeklerin en büyük kozmetik kozu nedir abicim, yüzdeki yanmayı azaltmak için traş losyonu... (deo, parfüm filan zaten fix) Kadınlarda öyle mi bu? Sayayım mı şimdi burda, gerek varmı yani yazının uzunluğuna tecavüz etmeye?
Tekstiliydi, ayakkabısıydı, hediyelik eşyasıydı, böyle sektörlerin de, bu dengedeki dengesizliğin mimarlarından bir kaçı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim...
Bi erkeğe hediye alıcaksın mesela, nedir abi. Saat al, tişört al, bedenini bilicek kadar yakınsan, güzel bi pantolon al, parfüm al, ohh, erkek tav bildiğin... Erkek; herşeyden önce karşı taraftan hediye alma sanatından uzak bi şekilde yaşar ve yaşamını sonlandırır müdür. Birileri ona durduk yere hediye almaz. Hediye alınsa da, şaşırmaz ki... Bi paket gelir süslü janjan kaplı, kare ebatlarındadır, açarsın, hoop, içinden bi tişört çıkar. Mutlu olursun... Ufak bi kutu gelir, o da kare boyutlardadır, saatin modelini beğenmeyi umarak açarsın ki, o kutudan saatten başka birşeylerin çıkma ihtimali yoktur...
Ben iyi hatırlıyorum, on yedime girdiğimde, üç farklı kişiden kol saati gelmişti hediye olarak... O da barışmak isteyen ve hemcinslerinden bi adım önde olmak için yanıp tutuşan eski kız arkadaşlarımdı... Üçünü de birer hafta aralıklarla takıp, geri yollamıştım kendilerine... (saatleri kullandım sadece.. :D)
Bayanlara hediye almak bu kadar basit değil! Gerçekten, herşeyden önce, tatminkarlıklarını sağlayabilmeyi becerebilmek, büyük iş vesselam... Çünkü onlar, donanım bazında erkeklerden bi aşama üstün! Ne alırsan al, hep daha iyileri mevcut... Pırlanta madeni al, işlenmemiş lan bunlar diyip kafana atar tüm pırlantaları... Kadınlar böyle abi...
Dahasıda var, dahasıda var ama, şimdi değil ;)
İşte öyle sevgili blog... Neler çekiyoruz, bi bilsen... Nelerle yaşıyoruz... Ahh ah...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Bu gece o gece...

Arkadaşlar;

Önemli bir duyuru yapıyorum, ona göre.

Bildiğiniz gibi -bilmiyorsanız da cümle sonunda öğrenmiş olacaksınız-, bugün İstanbul Kadıköy'de UEFA Kupası finali oynanıyor, Almanların Werder Bremen'i ile, Ukraynalıların Shakhtar Donetsk takımları arasında. Biliyorsunuz ki her iki ülkenin de bayanları -özellikle Ukrayna'nın- farklı özellikleriyle öne çıkar, biz Türk erkekleri tarafından hep sevgi ve aşkla hatırlanırlar.

İmkanı olanlar saat 12 gibi Kadıköy'de olsun. Yenilen tarafı teselli eder, kazananlarla beraber kutlama yaparsınız. Tabii bayan misafirler için geçerli bu. Gidip elin adamlarına sarılmayın...

Benim için de eğlenin diyorum, o kadar.

Nihayetinde ben sadece yolu gösteririm, gerisi size kalmış...

Helal süt emmiş-miş..

Hergünki gibi bugünde kız arayan kankam msnde kafamı şişirdi..
Bana; ''helal süt emmiş hanım hanımcık kız'' bul diye..
Google'ye sordum 199 sonuç çıktı..
Durum vahim..
Görsellerde tarattım 67 sonuç.. Kedi, köpek,pınar kemik ve Gsli ayhanın ailesinden başka birşey çıkmadı.. :D Ciddi ya.. Laf atmıyorum.. N'bilim yazma gereği hissettim..:)

Bilinmeyenleriyle "Biz"

Ne büyük kelimeymiş şu cinsiyet ayrımı... Herkesler de ne kadar hassasmış bu konuda...
Farklı bişeyler yapmak istedik eğlencelik, tadından yenmeyen böyle... Nedir yani kollektif bi yaklaşıma bu kadar kötümser baktıran size? Anlatın, bizde size o gözle bakalım hatun kişiler, kötü gözle yani...
Şimdi şöyle ki;
Rectoa; tanımayanınız yoktur. Bu adamda karşı cinse küsücek göz varmı allansen? Aklın alıyomu senin? Daş gibi delikanlı, karizması, kültürü yerinde, oturmasını kalkmasını bilir, gündemi harfiyen takip eder, kelimelerini iyi kullanır herşeyden önce, böyle bi adam, feminizmin erkek versiyonunu arayacak kadar, boş mu gözüküyor oradan, monitörün ardından bakınca... Lcd monitör edinin, lütfen yaw!
Pi; hacı, ben bu adamı canımın sıkkın olduğu dönemlerimde tanıdım, geldi bloguma, bir yorum bıraktı, teşvik primi gibiydi, günüm güzel geçti adamın yazdıklarını okuduktan sonra! Sonra blogunu karıştırdım, adamın işi gücü yerinde, her türlü bohem bilgisi mevcut, ne sorarsan sor, (sekiz basamak ve üzeri çarpma işlemleri hariç :P) anında yanıtlar sana, adam bu kadar kültürlü, bu kadar bilgi sahibi.. Bunun yanında hayatı ciddiye alıyor, dolu dolu yaşıyor... Filmini izliyor, en kaliteli müzikleri dinliyor, puCCanın tabiriyle, "fransızların taşşaklarıyla dövdüğü şaraplardan" içiyor lan adam bildiğin... Böyle bi bünyeyi bedenle buluşturduktan sonra, karşı cinsle ödüllendirmezsin de, naparsın allansen... Gay olurum dersen, o da tercih meselesi tabii, o değil ama! Kadınlara küsmez, kadınları küstürmez, adam bildiğin burcuva beyfendisi nan!
Can; abi, bu adam kötü bi başlangıç yapmış olabilir, ama git, oku kişisel blogunu, adam geyik yapa yapa, geyik neslinin tehlikeye girmesine yol açmıştır, geyik yasağı getirilmiştir onun yüzünden. Herşeyden önce; adam yönetmenlik dalında çarpışıyor hayatla, adam, sanatın içinde, sanat, O'nun içinde (eheheh), sanatın olmazsa olmazı kadınları, hayatından çıkarırsa, ne anlamı kalır allansen sanatla uğraşmasının... Sanat için soyunur, sanat için ukraynalı hatunlarla kadıköyde vakit geçirir, sanat için çıplak kaldığı süreyi uzatır, üç bira içtikten sonra, sanat için çişiyle izbe dükkan duvarlarına mona lizanın emitasyonunu çizer, altına imzasını atar, sanat için soyunduğu süreyi, karşılık bulduğu sürece uzatır... Adam bu kadar kültürlü, hayatla iç içe, hayat O'nun içinde (hehehe x 2), e böyle olunca, erkek hayatının olmazsa olmazı, kadınlara cephe alabilirmi bu adam, hemde bu kadar çıplak kaldıktan sonra... Zatürre mi olsun gözünü seviym, bırak abi ya! En fazla sever, sayar ve çıplak kalır! Adam sanatçı herşeyden önce, sanatçıya saygı!
Ben; Serzeniş Meraklısı... Anlatmama gerek varmı ki... Ben aşk olmadan, nefes alıp verdiğim her günün üzerine bi çizik atıyorum takvimlerde, yaşanmamış sayıyorum... Beni de başkası, başka bi postta anlatsın yahu! Kendimi anlatırkene, garip duygular içerisine girdim şincik... :Pp
Böyle bi kadro, kadınlara karşı cephe almaz, güler, eğlenir, eğlenirken, eğlendirir (şaklaban nan bildiğin!) diil tabi diil, içses, kes len! Olacak o kadarın vtr lerinde, "acıcık ucundan değdiriyoruz lan, köklemek gibi bi gayemiz yok" gibi bi kısım vardı, aha, o bizim sloganımız :Pp
Sizler de; yani bayanlar, yaşam öz sularımız, gelin ve ti ye alın bizi, Pi ye de alabilirsiniz, ya da Pi yi de alabilirsiniz, tercih meselesi tabii... :))
Hem eğlenelim, hemde erkeklerin bilinmeyenlerini, hassas noktalarını öğretelim size... Siz de, sevgilisiz, kankisiz kalmayın... Erkeğinizi, elinizde tutmanız için klavuzluk yapalım, eğlenirken, öğrenin yahu!

Durum değerlendirmesi

Dır dır dır dır...
Dün evlenmeden evliliği tattım.. Tabi evlilikteki muhteşem ilk geceyi değilde sonrasında ki gereksiz yaşantıyı..
Ülkemizde erkeklerin neden kadınlardan daha az yaşadığınıda yaşayarak anladım.. Çok şükür geceyi atlattık..


İlk yazıma yorum yapan ''rectoa'' bu yazı hakkında oturan bogamızın bır acıklama yapacagını söylemişti.. Bende serzeniş meraklısı'nı bekler oldum..
Sabahın erken saatlerinde, bir çoğunuzun kıçında pireler gezerken.. Toplantı yaptık.. Bir durum değerlendirmesi..
İstediğiniz oldu reis beni fırçaladı kızlar.. Dedi sen kimsin ne yazıyorsun akıllı ol.. Haddini bil.. Kulağımı çekti.. Masaya yumruğunu vurdu.. Sesini yükseltti.. Yok yok.. İstediginiz olmadı.. Kızmadı.. Aksine.. Aynen devam Can.. Yanlış anlamazsan arkandayım, sert ol, dik dur..
Da demedi..

Bol makara yapıp, yüzümüzden gülücük, yazımızdan sırıtan kafa ifadesi eksik olmayan kısa ama etkili, 20 cm görünümlü aslen 15 cmlik bir konuşma oldu.. Toplantımız başkanın boğaza nazır dairesinde, moldovyalı hizmetçileri ile hazırlanmış kahvaltısına gitmesi ile son buldu..

N'yse, pucca, birdost ve diğerleri benimle polemiğe girmeyin.. Çok tepki alan ilk yazımdan sonra büyük bir kitle oluştu yanımda.. Biline.. Yazım üzerine forumlarda tartışmalar, Facebookda hayran sayfaları açıldı..
Ayaklar ayaklandı.. Bende çıktım masanın üstüne, alkış alan, uğrunda can veririm sloganları atılan konuşmamı yaptım;

Irkdaşlarım.. Az zamanda çok tepki aldık.. Yavaş yavaş büyüyoruz.. İstediğimiz kitleye ulaşınca dayanışamızı göstermek amacıyla 81 vilayette geceler düzenlemeliyiz.. Örgütlenmeliyiz.. Yetmicek vakıf açıp milleti bedava milli etmeliyiz.. Issız erkeklerimizi tedavi ettirmeliyiz.. Bu blogda her hafta bir erkek blogu tanıtmalıyız..Kocaman bir kural sekmeleri açalım.. Heddefimiz en çok takip edilen kadın blogunun 2 katı izleyiciye ulaşmak olsun.. Büyük düşünelim.. Onlar yüzlere, yüzler binlere, binler milyonlara.. Her erkeğe iş, aş(haydar baş), Moldovyalı veya Ukraynalı.. Doritos getire biliyorsa bizde getirebiliriz Limayı azmedelim..
Dostlarım.. ırk-ı mühimler;

Buuuu tepkilerrr biziiimmm dahada büyümemizzdeeeee köstek değil destek olmuşturrrrrrrr..
Tepkilerrrrrrrr biziiii küçültmez aslınaaaa onlardan beslenirizzzzzzzzzzz
Yılmayalım.. Brezilya'ya karnavala gidelim.. ordan Japonya'ya geçip geyşa bulalım.. Lale devri yaşatalım her erkeğe..

Bu konuşmam sırasında meydanları dolduranlara , yanımda olan mert'e, maılıme tebrık mesajları atan perşembe ve cuma namazından önce çalışmayan tüm erkeklere teşekkürler..

Bu ulvi görevde, dikenli yolda, haklı mücadelemizde Allah yar ve yardımcımız olsun..

Dünki yazıma fitil olanlar.. Olun olun.. Bugün Kadiköydeyim.. Ukraynalılar geliyor.. Ben onlarla eylenirken siz fitil olun bol bol yorum yazın.. Korkunun ecele faydası yok.. Nihahaha... Buda hayatı gerçekleri işte.. Sen dün öyle bi yazı yaz bugün çık dışarı kız ayarlamaya çalış.. haha..

(son paragrafta nihaha, haha gibi yazıyı yazarken defalarca cıkardıgım seslerı yazdım.. yok yok kime diyorum ki ben.. kudurun.. gerçi bu yazıda kudurulacak ne bulacaksanız)

19 Mayıs 2009 Salı

İnanılmaz Gerçekler!

Artık bunları içimde tutamayacağım sayın izleyiciler, anlatmam lazım...

Ben var ya... Dün gece uyuyamadım. Benim bloga 78 kişi girmiş topu topu. Oysa sıradan bir bayan blogunu ortalama 300 kişi takip ediyormuş. Bu gerçeği öğrendiğimde kalbim sıkıştı, diyaframım küçüldü, gözbebeklerim büyüdü ve burnum aktı. Ki bunlar benim farkettiklerim. Hani o an bir doktor olsa yanımda, şöyle bir muayene etse, kimbilir daha neleeeer neler bulurdu. Tam uyuyacaktım ki, böbreklerime doğru da bir sızı başladı ki sorma...

işte ben böyle şüpheler, korkular ve endişelerle yatıp kalkıyorum: Nasıl olur da erkek blogları, kadın blogları kadar ziyaret edilmez?

Allah sizi inandırsın, benzer problemler diğer erkek blogcularda da var. Bakınız Serzeniş Meraklısı iki hafta hastanede yattı. Rectoa'yı bir ateş basıyor, geçenlerde üst komşusu -hamile bir bayanmış, panik yapmış- itfaiye çağırmış "alt katta yangun var, yetişin" diye. Adamlar bir gelmiş ki Rectoa neredeyse buharlaşacak. Köpük sıkmışlar, sonra da buzdolabına koymuşlar, 6-8 saat sonra da üzerine hindistan cevizi serpiştirerek servis yapmışlar. Ancak kendine gelebilmiş.

Daha kimler kimler tanıyorum benzer sıkıntılar yaşayan. Mesela bir arkadaşta gaz yapıyor, diğer bir arkadaşımın, bir kadın blogundaki herhangi bir yazıya 5'i aşkın yorum yapılırsa tiki tutuyor - tiki tutuyor derken... yazıldığı anlamda... -, ayak baş parmağını ısırmadan duramıyor!

Hâttâ bakın... Bunu söylemeyecektim ama, aslında en bombası bu. Bir diğer arkadaş, tüm bu ziyaretçi sayısına dair endişeleri yüzünden akıl sır ermeyen bir derde düştü. Adamın göbeği Çukurova'ya döndü, günlük pamuk üretimi 5 kg'ye vardı! İki haftada, bir çuval dolusu pamuk birikti çocuğun evinde. Biz de o çuvalı yüklendik, götürdük mahallenin berberi Necmettin abi'ye verdik. Sakal traşında falan işini görüyor.

Velhasılkelam, acı ve dert içindeyiz biz. Çok sıkıntılıyız. Bak bugün 19 Mayıs, gençlik bayramı... Ama bayram gelmiş neyime? Derbeder olduk cümleten.

İşte bu gerçekleri açıklayıp içim döktükten sonra, iki dörtlükle yazımı sonlandırmak isterim:

Yazarken gülüyoruz, hiç mi hiç kasmıyoruz,
Derdimiz eğlenmektir, savaş bize göre değil.
Erkeğiz, blogcuyuz, çizgiden sapmıyoruz,
Geyiği çok severiz, dövüş bize göre değil.

Tutun kızlar tutun birleşsin eller,
Çalın sazlar çalın, kırılsın teller,
Dönün kızlar dönün, kıvrılsın beller,
Uzun siyah saçlar tel tel dökülsün...