Bir çok yeti dağıtılırken kaypaklıktan kaçınılmamış ve erkekler hep yarım yamalak inşaa edilmiştir... Bildiğin malzemeden çalınmış, biz erkekler üzerinde çalışılırken...
Bir kere fiziki olarak erkek, kesinlikle dezavantajlar ülkesidir... Müstehçen işler yaparken bile, ağzına sıçılır bildiğin...
Eğer partnerinle ilk seferinse, odaklanmamak gibi bişeye yer yoktur, çünkü senin tutarsızlıkla ödüllendirilmiş bi yanın vardır. Kafasına göre takılır, hayat umrunda değildir, senin yapmaya çalıştığın işe saygı göstermeme gibi bi lüksü vardır, saygısızdır hem...
Kadın denen mucizevi yaratık öyle değildir ama. Odaklanma gibi bi arayış içerisinde değildir, müstehçen işin orta yerinde kitap okuyabilir, boş zamanlarında yaptığı hobilerin alayını aynı anda yapabilir, örgü örebilir, yarın ne giyeceğini düşünebilir, saçını nasıl kestireceğini hayal ederken, yeni saç modeline uygun bi makyaj taslağı çıkarabilir. Onun hiç derdi tasası yoktur aslında...
"Bu gece olmaz rıfat, başım ağrıyor" yalanı, aslında erkekleri kurtarır. Ki erkekler de, (yarım olmamıza veriyorum bunu) bu durumdan rahatsız olur... Hadi lan ordan! Kadın düşünceli, kadın, aslında senin bugün yorgun olduğun için, düşük performans sergileyip psikolojinin bozulmasından korkuyor... Kıymetini bilsene... Sonra bunun üzerine tartışmalar yaşanır birde, çok ayıplarım, kınama getiririm...
Bence bu "başım ağrıyor" olayını, ilk erkekler kullanmaya başladı, sonrasında kadınlar, bu güzelim bahaneyi sahiplenip, "ipler benim elimde nabeeer!" naniğini yapıştırmak için, harekete geçtiler ve başardılarda...
Sonra erkeklerin vücudunda, bakıldığında "ouuuuwwww!" hayranlık efektini uyandırabilecek bir tek nokta var (o da bütünüyle bakıldığında.. Ayrı ayrı ele alındığında, komik olur be!). Kadınlar öyle mi abi? Sorarım sana öyle mi? Topukları bile rant sağlamaya yeterli bence, böylesi güzel, böylesi çekici yaratılmışlardır...
Bizde üretim hatalarıyla doluyken, onlarla boy ölçüşmek durumuyla başa çıkmaya çabalar dururuz...
E sonra bilim adamlarının da içinde bulunduğu, kadınlara hizmet eden kozmetik diye bir düzen var. Erkeklerin en büyük kozmetik kozu nedir abicim, yüzdeki yanmayı azaltmak için traş losyonu... (deo, parfüm filan zaten fix) Kadınlarda öyle mi bu? Sayayım mı şimdi burda, gerek varmı yani yazının uzunluğuna tecavüz etmeye?
Tekstiliydi, ayakkabısıydı, hediyelik eşyasıydı, böyle sektörlerin de, bu dengedeki dengesizliğin mimarlarından bir kaçı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim...
Bi erkeğe hediye alıcaksın mesela, nedir abi. Saat al, tişört al, bedenini bilicek kadar yakınsan, güzel bi pantolon al, parfüm al, ohh, erkek tav bildiğin... Erkek; herşeyden önce karşı taraftan hediye alma sanatından uzak bi şekilde yaşar ve yaşamını sonlandırır müdür. Birileri ona durduk yere hediye almaz. Hediye alınsa da, şaşırmaz ki... Bi paket gelir süslü janjan kaplı, kare ebatlarındadır, açarsın, hoop, içinden bi tişört çıkar. Mutlu olursun... Ufak bi kutu gelir, o da kare boyutlardadır, saatin modelini beğenmeyi umarak açarsın ki, o kutudan saatten başka birşeylerin çıkma ihtimali yoktur...
Ben iyi hatırlıyorum, on yedime girdiğimde, üç farklı kişiden kol saati gelmişti hediye olarak... O da barışmak isteyen ve hemcinslerinden bi adım önde olmak için yanıp tutuşan eski kız arkadaşlarımdı... Üçünü de birer hafta aralıklarla takıp, geri yollamıştım kendilerine... (saatleri kullandım sadece.. :D)
Bayanlara hediye almak bu kadar basit değil! Gerçekten, herşeyden önce, tatminkarlıklarını sağlayabilmeyi becerebilmek, büyük iş vesselam... Çünkü onlar, donanım bazında erkeklerden bi aşama üstün! Ne alırsan al, hep daha iyileri mevcut... Pırlanta madeni al, işlenmemiş lan bunlar diyip kafana atar tüm pırlantaları... Kadınlar böyle abi...
Dahasıda var, dahasıda var ama, şimdi değil ;)
İşte öyle sevgili blog... Neler çekiyoruz, bi bilsen... Nelerle yaşıyoruz... Ahh ah...