Sersang etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sersang etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2009 Cuma

Volume 99: The Vampire

İnsanların geçmişten günümüze bir fantezisi olagelmiştir ölümsüzlük. O kadar çok arzulanmış bir başka durum daha var mıdır bilmiyorum. Ölümsüzlük o kadar çok istenmiştir ki onun uğruna ruhun şeytana satılması hususunda pazarlık içeren kurgular bile yaratılmıştır. Ölümsüzlük karşılığında şeytanın uşağı olmak... "Lucifer, köpeğin olayım!"

Bir ölümsüzlük isteği tezahürü de kurgusal alanda hayat bulan vampirlerdir. Vampire gelince olay bir adım ileri taşınmış ve madem bir fanteziye bulaştık neden daha iyisini kurgulamıyoruz denilmiştir. Nedir bu amcaların dikkat çeken bir diğer özelliği, kadınlara karşı mıknatıs etkisi yaratmak! Her ne kadar son dönem kadın vampirler peydah olsa da aslen bir erkek zihni üretimidir vampir. O yüzden de söz konusu çekim etkisi kadınlar üzerinde oluşan bir erkek vampir gücüdür. Bu amca kadını çeker, çeker, çeker ve iliğini kurutana kadar etinden kanından faydalanır; içini boşaltıp fırlatıp atar bir kenara. (bkz: vampirle görüşme filminde lestat karakteri)

Dedim ya erkek zihni üretmiştir vampirleri diye, erkek zihninin kusurları o yüzden ona da sirayet etmiştir. Bildiğin sıradan erkektir kadın karşısında vampir; işi bitene kadar! Öper, emer, sever ve vakti zamanı gelince de sözde soylu bir şekilde terkeder. Tabi şimdi söz konusu olan vampirler olunca biz ölümlüler gibi "hanım sen 40'ına geldin, bozduralım da seni iki 20'lik yaptıralım" demezler. Amcamda vakit bol, ölmesini bekler. Ölünce de gider yenisini bulur, dert mi tasa mı vampire? Zaten kadını mıknatıs gibi çekiyor.

Şu en son çıkan vampirli romantik filmi izlemişsinizdir: Twilight! Bütün kadınlar ayıla bayıla izledi filmi ve oradaki malak vampir Edward'a hasta oldular. Pudra şekeri kılıklı herif öyle bir romantikti ki vampirlere duyduğum saygı yerle bir oldu. Neymiş efendim, bunlar hümanistmiş de hayvan kanıyla idare ediyorlarmış. Sonra hep liseye gidiyorlarmış, ben malım üniversite sınavlarını kazanamadım demiyor da... Neyse, konuyu dağıttık, toparlayalım.

Filmin sonuna doğru hatırlarsanız, sürekli dudağını ısırıp, bulanık bakışlar fırlatıp seksi olduğu izlenimi yaratmaya çalışan hanım kızımız Bella, Edward'a ısır beni de sonsuz aşkı yaşayalım gibi bir teklifde bulundu. Netice de hatun, ölümsüzlüğün bile romantiğini istiyor. Her neyse, eleman ısırdı mı? Elbetteki hayır! Biraz düşündü ve olmaz, sana bu kötülüğü yapamam, lanetlenmene göz yumamam gibisinden laflarla kıvırdı; film bitti. Ben size söyleyim, kız beni ısır deyince bu bi düşündü: "Ulan şimdi bu kızı ısırsam aldık başımıza belayı, sonsuza kadar çekilir mi lan? Şaka gibi be, bır bır bır sonsuza dek başımın etini yer bu. İyisimi ben bir yalan bulayım da ısırmayayım bunu" dedi ve malum yalanı sıktı. Yani neticede erkek be bu? Şu ahir ömrümüzde bile nice insan bir çiçekle geçer mi tüm bahar derken, koskoca sonsuzluğa tek bir hatunla mahkum olmak cehennemde kazan dairesinde çalışmak gibi birşey olsa gerek.

1 Eylül 2009 Salı

YAKIŞIKLI DEĞİL AMA SEMPATİK

Evet kısırlığın bu kadarı, yine yeni yazı yok... Ama blog boş kalmasın diyoruz ve diğer blogtan buraya taşımaya devam ediyoruz. Zati bu bloğun konsepte daha uygun, buraya daha çok yakışır diyerek de olayı meşrulaştırıyoruz. Buyrun bakalım:


Yıllardır var böyle bir söylem tarzı ve ne yazık ki bir grup erkek bu kategoride değerlendiriliyor: Yakışıklı değil ama sempatik! Küfür gibi yeminle, çekip vurmak lazım bunu söyleyenleri. Beğenmiyorsan beğenmiyorum de kardeşim, ne kıvırıyorsun?

Sanırım bunu söyleyerek kendi vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar, hani iyi birşeyler de söyleyelim de hepten göçmesin zavallım diye. Dürüstlük yok bu sözün içinde, buram buram riyakarlık kokuyor. Sempatik nasıl bir kavram ki kadınların kafasında, teselli verir sanıyorlar. TDK'ya göre "cana yakın, sıcakkanlı, sevimli" demekmiş kelime anlamı. Dünya üzerinde hangi erkek böyle anılmak ister ki? Aseksüel olsa amenna, sevimlilik yapar durur, zaten beklentisi yok hayattan deriz olur biter.

"-Abi senin için sağda solda yakışıklı değil ama sempatik diyorlarmış.
-Sıçtık desene, suya düştü bütün eşeyli üreme hayallerim."


Kadınların iltifat olarak "çok güzel bir yüzün var"ı duymasından farksız bu durum. Hangi kadın 'seksi' ya da 'çok güzelsin' yerine bunu duymak ister ki? Bununla yetinseler yer içer yüz bakımı yaptırırlar ki sağdan soldan fışkıran yağlarını da zerre kafalarına takmazlar. Ama biliyoruz ki yaz aylarının geldiği şu dönemde yine hepsi tutuştu, fazla kilolardan kurtulup bikinilerini gururla giyebilmek için. Tüm bu çabaların sebebi ne? Bir erkeğin onlara ithafen 'off, taş gibi hatunmuş' demeleri değil mi? (Evet biz erkekler yüzlerine çok güzelsin, mükemmel bir vücudun var gibi edepli cümleler kurmaya çalışsak da kafadan geçen özet budur: Taş gibi)

Şimdi kadınlar bu derece çabalarken bir güzel söz duymak için, birimiz de çıkıp desek ki: 'Hayatım senin kişiliğine aşığım ben, her ne kadar seksi olmasan da ben seni bu halinle beğeniyorum' diye damgayı yeriz: ÖKÜZ! Hiç bir kadına böyle denir mi, denmez. Eee onlara denmez de erkeğe yakışıklı değil ama sempatik denir mi? O da denmez, denmemeli, Allah taş eder. -gerçi hepsinin hayali bu değil mi, taş olmak-

Kadınlar hep şikayet ederler ya erkeklerin düz mantık olmalarından, bunu kullansalar ya istemedikleri erkeklere karşı. Yani adamı niye istemiyorsun, göbeği mi var, göbeğin var de gitsin; kel mi, ben kel sevmem de gitsin; kokuyor mu, lan bir git duş al önce ayı de gitsin. Adamın devreleri yakma hiç değilse dolambaçlı yollardan laf sokarak. Benim ne arkadaşlarım bu yolda heba oldu, kızların muğlak ifadelerini algılayamayıp bir umuttur insanı yaşatan deyip de aynı kızın peşinde yılarca gezerek. Kız istemiyor belli ama elemana da doğru dürüst ifade etmiyor bunu, kırmamak için belki ama adam anlamıyor işte: Yeni bir ilişkiye hazır değilim, bazı şeyler zamanla olur beklemek lazım, hayattaki tercihlerimi sorguluyorum... bıdı bıdı. Adam da hiç üstüne alınmaz, oysa lafın özü 'senle olmaz bu iş'tir. Aynı kız bakarsın üç gün sonra herifin biriyle sarmaş dolaş, ne hazırlık yapmış ne de tercihlerini sorgulamış, beklememiş direk atlamış. Niye? Çünkü eleman sempatik değil ama YAKIŞIKLI.

Buradan erkeklere naçizane tavsiyemi ileteyim: Hoşlandığın bir kız mı var? Söyle bir kız arkadaşına senin hakkındaki düşünceni öğrensin, yakışıklı çocukmuş -niyeyse kızlar bir de çocuk derler kazık kadar herife- ya da hoşmuş falan derse ufak ufak sokulun, umut var. Ama çok sevimliymiş, sempatikmiş, çok esprili eleman ya falan derse hakkında arkana bile bakma, o kızdan sana hayır gelmez.

yukarıdaki sempatik amcanın fotoğrafı için tıklayın...

Google'ın spam uyarısına karşı önlem de alalım yine: Bu yazı 2.28.2009 tarihinde Sersang's Monolog adresinde yayınlanmıştır!

24 Ağustos 2009 Pazartesi

KARŞI CİNSTEN KANKA OLUR MU?

Kısır bir dönemden geçiyoruz, birçok blog kepenk indirdi desek yeridir. Kadınlar yazıyor'a baktım, yazarlar kendi bloglarındaki eski yazıları oraya taşımakta bir beis görmemiş; biz neden yapmayalım? Ahanda alttaki yazı da benim blogdaki eski bir yazı. Buyrun okuyun:

Karşı cinsten kanka olur mu? Erkek Blogları'nda böyle bir anket vardı, %25 olur demişler. Öncelikle nedir bu kanka olayı, onu açıklayalım. Kutsal bilgi kaynağından alıntılar yapacağım:

kan kardeşinin mutasyona uğramış hali.
-gecenin bi saatinde,siz bile kendinize tahammül edemiyorken, size tahammül eden, sizi dinleyen... bir çok ortak noktada buluştuğunuz. sizden çok uzaktayken bile başucunuzdaymiş hissiyati veren dünya güzelliği.

Evet görüldüğü üzere kankadan anlaşılan kabaca dostluk ötesine uzanmış ve kardeşlik aşamasına gelmiş bir ilişkidir. Kankanız sizin herşeyinizi olduğu gibi paylaşabileceğiniz insandır. Peki nasıl kanka olunur?

Konumuz karşı cinsten kankalık olduğu için erkek-erkek kankalığı ve kadın-kadın kankalığına değinmiyorum bile. Bir erkek nasıl bir kadının kankası haline gelir? Bunun iki yolu vardır: Birincisi beğeniyle yaklaşırsın ve açılmakta gecikirsin ve bir de bakarsın ki kanka olmuşsunuz; ikincisi ise hoş sohbet takıldığın bir kız arkadaşın vardır, konuşa konuşa, paylaşa paylaşa çok yakın hale gelirsin ve bir bakarsın ki birbirinizin herşeyini bilir olmuşsunuz ve kanka olmuşsunuz. İlkinde erkek bir kurbandır, ikincisinde ise her iki taraf kurbandır.

Beğeniyle yaklaşılan bir kadının kanka olması içler acısıdır, içten içe rüyalarınızı süsleyen o güzel kişiye siz dokunmak sarılmak ve hatta öpmek falan istersiniz ama yanına gittiğinizde o sizinle öyle bir konuşur ki kedi gibi pısar kalırsınız, uysallaşır miyavlarsınız. Oysa sap arkadaşların yanında aslan gibi kükremiş ve abi tamam artık kesin gidip mevzuyu açacağım ve bağlayacağım dersiniz. Bu böyle sürer gider ve birgün patlarsınız, daha doğrusu hormonlar patlar. O size hoşlandığı çocuktan bahsettiği anda şarteller atar ve olmaz falan dersiniz ki işin rengi değişir, çok çirkin bir hal almaya başlar. Kadın taraf ama'larla başlayan cümleler kurar hemen:

'Ama ben seni kankam sanıyordum, hani biz çok yakındık?'
'Ama sen benim mutluluğumu istemiyor musun?'
'Ama bugün sen birinden hoşlansan ben senin mutlu olman için her türlü desteği verirdim'
'Ama ama ama... bitmez bu amalar!'

Er bünye patlar sonunda çünkü kanka(!)sı güvenli sığ sulardan uzaklaşmış, açık denizlerdeki gemicilere gönlünü kaptırmıştır. Nasıl olsa olan olmuştur der ve döker tüm eteğindeki taşları: 'İşte ben baştan beri sana karşı birşeyler hissediyordum ama açılmaya cesaret edemedim, sonra bir de baktım çok yakınlaşmışız, zamanla olur dedim kendi kendime. Sen bana bu kadar iyi davranıp da herşeyini anlatınca senin de bana karşı hislerin olduğunu sandım bla bla bla...' Anında gelir tepki: Ben sana güvenmiştim, herşeyimi paylaştım; oysa sen bunca zaman bana ne gözle bakmışsın, inanmıyorum sana. Hayvan herif, bir daha beni arama da sorma da.

Diğer durumumuzda yakınlaşmış iki bünye vardır ve böyle zamanla sırdaş falan olurlar. Ancak her ilişkide olduğu gibi sahiplenme başlar. Birbirlerinin ilişkisine karışmaya başlarlar. Kız erkeğin her sevgili denemesine bir kulp takar, erkek kıza asılan herkese öyle bakışlar atar ki adam kaçar. Diyelim ki bu olmadı ve karşı cins kankanıza rağmen sevgili yaptınız. Bu durumu sevgilinize nasıl açıklayacaksınız? Tecrübeyle sabittir ki sevgili sizi, kendi cinsinden biriyle paylaşmayı reddeder. Yani 3-5 ay tahammül eder belki ama eninde sonunda kavgalarınızın sebebi kankanız olmaya başlar. Öyle bir noktaya gelinir ki ya O ya Ben der ve ortaya iki seçenek çıkar: İki ilişkiden birisini sonlandırmak. Sevgiliden ayrıl ayrıl nereye kadar? Sonunda kanka kankaya kalırsınız. Artık kafada da şu soru tınlar? Madem tüm ilişkilerimi onun için bitiriyorum, o zaman onunla bir ilişki deneyeyim. Bu kaçınılmazdır; sevgili için kankayı bırakmadıysanız bu noktaya mutlaka gelinir. Ya da aseksüel bir yaşam sizi bekler ki hormonlar buna izin vermez. Bu durum kadın için de erkek için de geçerlidir.

Uzun lafın kısası karşı cinsten kanka olmaz, olursa da bir noktada mutlaka sona erer. Ya birlikte olmaya başlarsınız ve uzun süren dostluk sonrası sevgili olma sendromları başlar, ya da birgün sevgili yapmak için kankanıza elveda demeniz gerekir.

Google'ın spam blog yaftasına önlem babında da şunu yazalım: Bu yazının orjinali 5.28.2009'da Sersang's Monolog'da yayınlanmıştır.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

SUSADIM AMA...

Hava çok sıcak gerçekten ve insan bunalıyor bu sıcaklarda. Ya girip sık sık duş alacaksın ki nereye kadar, ya da bol sıvı tüketeceksin. Balık mıyım ben, sırılsıklam ikide bir... En doğrusu bol sıvı tüketmek bu yaz sıcaklarında.
Çay tiryakisi bir adamım ben ama her ne kadar harereti alır deseler de çay bile işkenceye dönüşebiliyor bu sıcaklarda. Meyve suyu, kola, maden suyu gırla gidiyor zaten. Ama en doğrusu bol su içmek galiba.

Şehir şebeke sularını çocukken kana kana içerdik. Hani şarkıda geçer ya 'ağzımı dayayıp musluğa...' diye, aynen öyle. Ağzımı dayayıp musluğa doyasıya içerdim Ankara'da suyu, ancak artık o da mümkün değil. Hani hiçbirimiz evde test yapacak ekipmana sahip değiliz, hoş olsak da yapar mıyız bilmem ama, yapılmış olan testlerde hep sınıfta kaldı musluk suları. Şebeke suyunu içmeyin diye bas bas bağırıyordu zamanında gazeteler, televizyonlar. O günlerde bir soğudum pir soğudum şebeke suyundan. Sürekli hazır su tüketiyorum. Amma velakin onu da içemeyeceğiz artık galiba. Duymayan kalmamıştır sanırım, zerzevatın biri taşıdığı damacana ile cinsi münasebette bulunuyormuş. (Belki de günahını alıyoruz, şeyini serinletmek istemişse hadi?) Her halükarda içilmez oldu o sular da artık. Elalemin adamının şeyettiği suyu içmem ben. (Bu bana bakire kadın arayışındaki erkek mantalitesini hatırlattı ya, girmeyeyim tehlikeli sulara.) Demekki neymiş, evlere ırzına geçilmiş damacanalarla su servisi yapılmaktaymış. Peki şimdi biz hangi suyu içeceğiz? Birisi buna bir çözüm bulsun acilen, susadım lan!

19 Temmuz 2009 Pazar

İKİYÜZLÜLÜK

İkiyüzlülükten nefret ederim; çok açık ve nettir bu. Bir insan herhangi bir olay karşısında belli bir tutum benimsemişse, benzer başka bir olay karşısında da aynı tutumu benimsemelidir. Birinde farklı öbüründe daha farklı davranırsa bunun adı ikiyüzlülük olur ki saygı duymam mümkün olmaz bu tutuma. Neden bunu belirtiyorum?



Kadın bloglarında o kadar çok konu ele alınıyor ki, regl'den tacize, aşktan sekse, yemekten modaya çok çeşitli konularda yazılıp çiziliyor. Bunlardan bazıları toplum tarafından tabu kabul edilmiş, ki ben tabulara karşıyım hemen belirteyim, pek üzerine söz söylenmeyen, ayıp kabul edilen konular. Ancak bu türde bir yazı yazıldığında herhangi bir blogda, üstüne bir de tutucu insanlar eleştiri yapınca, feryatlar kopuyor. Efendim düşünce ve ifade özgürlüğü var, kadınları burada da mı eziyorsunuz vs. Tavrım açık ve net: Herkes istediği konuda istediğini yazsın, beni bağlamaz. İsterse sövsün, isterse de kinini kussun. Ben beğenmezsem okumam bir daha olur biter. Çıkıp da o insanı bu yazdıklarından ötürü yaftalamam da, suçlamam da.



Ancak bir erkek benzer bir yazı kaleme aldığında, açıp ağzını yumuyor gözünü kadınlar. Bu nasıl şey efendim, iğrenç yazılar, tamamen boş insanlar bunu yazanlar, o kadar önemli konu varken niye bu? Niyesini merak mı ediyorsun? Cevabı basit: SANA NE? Her yazdığımız yazıda insanlar ne der, alınan kırılan olur mu diye düşünürsek, nerede kalır bizim ifade özgürlüğümüz? Yoksa erkeklerin böyle bir özgürlüğü yok mu? Belki saçmalamak istiyorum ya da seksüel dürtülerimi harekete geçiren unsurları paylaşmak istiyorum. Bu seni neden rahatsız ediyor? Begenmiyorsan, gayrıciddi buluyorsan okuma kardeşim, bu kadar basit. Senin ne haddine bunları yazıyorum diye beni yaftalamak? Kendini matah birşey mi sanıyorsun? Ya da ciddi 3-5 yazı yazdın da seni sultan mı yaptılar başımıza? Hayatın anlamını bahşettin de biz mi kaçırdık?



Bloğu tanıtırken biz ülke gündemini takip eden güncel siyasi blog mu yazdık tepeye? Ekonomik problemleri, sağlık sisteminin çarpıklıklarını mı çözeceğiz dedik? Ya da tüm erkeklerin ortak problemlerini dile getirip erkeklerin sesi mi olacağız dedik? Nedir bu idraktan yoksun beklentiler? Kadınlar adet dönemi sorunlarını yazıyor, ben de çıkıp sünnetimi mi anlatayım? Bu mudur olay? Ya da askerlik anılarımı, dağ başında gecenin kör vaktinde tuttuğum nöbetleri mi yazayım?



İfade özgürlüğü varsa herkese var, yoksa kimseye yok. İfade özgürlüğünün kapsamını, sınırlarını çizmek kimsenin haddine değil. Ayrıca bazı konular da kimsenin tekelinde değil. İsteyen istediği konuyu istediği yönden ele alır. Şunu yazmayın ya da bu şekilde gündeme getirmeyin demek haddini bilmezliktir. O sebeple kimse çıkıp da bize akıl vermesin, bizi yaftalamasın. Buradaki yazıları olurken çekirdek çitliyor gibi düşünün. Eğlencelik ama doyurucu değil. Dolayısıyla "sığ" yazılar yazıyoruz, evet. Derinlere inmiyoruz, olayımız bu değil bizim. Beklentilerinizi ona göre şekillendirin ki hayal kırıklığı olmasın sonra.

17 Temmuz 2009 Cuma

ACİL'E GİTTİM DÖNECEĞİM

Erkeklerin garip fetişleri vardır. Hemşireler de bunun başında gelir. Hastaneyle ilgili kulağa çekici gelen tek insandır handiyse hemşireler. Ancak bunca yıllık hastayım şöyle de hemşireye denk gelmedim bir türlü arkadaş. Gerçi böyle hemşire olsa zaten soğuk (s)algınlığı başlar. Hastanelere üşüşürüz erkek milleti olaraktan.

-Abi kaç gündür feci öksürüyorum, bir de çekilmez bir bel ağrım var, ölüyorum resmen ya.
+Ya bak geçen bir arkadaş x hastanesine gitmiş, çok iyi hemşireler var diyor; bence bir de oraya git, ölüyü diriltir diyorlar valla.

Niye tıp okumadım diye hayıflanacaksam birgün sebebi bu olabilir diye düşünüyorum. Olmadı diyorum doktora gitsem, hastayım doktor, reçeteye şu hemşireyi yaz desem, ama bak eczanede kendisini ya da muadilini bulamazsam gelir bunu alırım desem diyorum, hastanelik eder mi beni o doktor? Gazetelere haber olurum: "Doktor beni niye dövdü?", "SSK'ların geldiği son nokta, hastaya dayak"... Bilmezler ki hasta tam dayaklık!

Bir de bunun hostes versiyonu var ya, hiç girmeyeyim. Boşanma davasında aleyhimde delil olarak kullanılabilir. Bazı meslekler çok seksi çoook! Nigar'a ve kadın okuyucularımıza soruyoruz: Kadınların da bu şekilde yaklaştığı meslekler var mıdır? Varsa açıklayıverin lütfen, hani kariyer planlaması aşamasında genç arkadaşlara yardımcı olması açısından, kötü bir niyetimiz söz konusu değil yoksa.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

EŞ ve ANNE

Eş olan Kadın- Kocam beni sürekli aldatıyor, nefret ediyorum bu yüzden erkeklerden. Ne buluyorsa başka kadınlarda?
Anne olan Kadın- Oğlum şu kızın eline de oyuncak oldun ya, ne varsa sanki meymenetsizde. Bak falancanın kızı da sana yanıktı, istesen hala koşa koşa gelir sana.

E.K.- Kocam içip içip geliyor eve, dayak atıyor üstüne bir de bana. Elleri kırılasıca!
A.K.- Oğlum kaç kere dedim sana, şu karına azıcık diş göster diye, çok yüz veriyorsun. Hem erkek dediğin sever de döver de. Arada bir vur ki aklı başına gelsin.

E.K.- Kocam benim sözümü hiç dinlemiyor, hep kendi ne derse o olsun istiyor. Çok anlayışsız çoook!
A.K.- Evladım karının sözünden çıkmıyorsun hiç, sen ne biçim erkeksin? Azıcık dişli ol, hep onun dediğini yaparsan bir daha yola gelmez bak.

E.K.- Yıllardır eve kapandım kaldım, sabahtan akşama kadar ev işi. Bir de çocuklar, hiç gün yüzü görmedim. Kocam olacak boyu posu devrilesice bir gün olsun yardım etmedi ki...
A.K.- Ay evladım ben seni ev işi yapasın diye mi doğurdum? Karın olacak şirret sana mı yaptırıyor bunları? Tühh, yazıklar olsun; O bacak bacak üstüne atıp otursun, sen ev işi yap, reva mı bu?

E.K.- Bizimkisi anasının sözünden hiç çıkmaz. Varsa yoksa anası, bir gün de bana karıcım, senin istediğin olsun demedi yemin billah. Zaten şu kaynanamın elinden çektiğim kadar da çekmedim kimsenin elinden.
A.K.- Evladım kaç kere dedim sana, karının lafına bu kadar gitme diye. Bak sen söz geçiremiyorsan bana söyle, ben yapacağımı bilirim ona. Oğlumu ben ona oyuncak olsun diye mi büyüttüm?

Örnekler biraz mübalağalı olsa da gerçeklik payı inkar edilemez. Bugün erkeklerden şikayet eden kadınlar geleceğin şikayet edilecek erkeklerini kendi elleriyle yetiştirecekler. Tıpkı şikayet konusu erkekleri yine başka kadınların yetiştirmiş olduğu gibi. Ben derim ki eşinizden beklediğiniz herşeyi ilk önce oğlunuza kanıksatın, hiç değilse gelininiz rahat etsin.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

KIZ TAVLAMA SANATI - 2

Kız tavlama konusunda kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk izlenim önemlidir demiştik ve ona yönelik hazırlıklarımız da tamamlamıştık. İlk temas noktasında kalmıştık, oradan girelim tekrar konuya. Şimdi ilk temas öncesi dikkat etmemiz gereken bir husus daha var: Avımız tek başına mı takılıyor, grupla mı hareket ediyor?

Bir kız eğer grupla hareket ediyorsa bilinmesi gereken grubun giriş kapısı kimdir ve beyni kimdir? Grubun zoraki beyni en güzeli ve alımlı olanıdır. Her zaman böyle olmasa da genelde durum bundan ibarettir. Onunla işimiz yok bizim ama. Bize şehrin anahtarı lazım: Grubun en çirkin kızı. Kız grupları genellikle yanlarında bir tane de dışişlerine baksın, istihbarat toplasın falan diye çirkin bir kız içerir. İşte bu kızla bir iki sohbet iyidir. Sizden eninde sonunda grupta bahsedecek ve bilgi verecektir. Bir ara da grubu gördüğünüz vakit, solo muhabbet şansınız olmadığı için avımızla, bu kıza selam vermek suretiyle grupla ilk temas gerçekleştirilir. Bir tanışma faslı elbet olacaktır, avla ilk temas bu noktada başlar.

Şayet avımız tek başına takılıyorsa ilk olarak gözlem yapmayı öneririm. Avımızın davranış kalıplarını öğrenmek için önemli bir süreçtir bu, zira tanışma faslı bu alışılagelmiş davranış kalıpları icra edilirken olacaktır. Mesela avımızın en sık yaptığı şeylerden birisi kantinde oturup gazete okumak mı? Onun masasını zoraki(?) paylaşıp gazetedeki bir haberi sorarak muhabbete başlayabilirsiniz. Bu çok basit ve 'öğykk' örneği, gözlemin önemini vurgulamak için verdim.

İlk temas basit ve tekrarlanma olasılığı şüphe uyandıran olmalıdır. Yani avımız bu çocuk (bilirsiniz bizler kazık kadar da olsak kızlar için 'bu çocuk'uğuzdur) benimle tanışmaya çalışıyor diyememelidir. Hatta basit bir kısa sohbet sanması faydalıdır bile. Aman diyeyim önceden niyet sezdirmeyin; niyetlerin belli olması baştan kaybetmekle neredeyse eşdeğerdir. İlk yazıdakilere dikkat ettiysek ve heyecan yapmadıysak kısacık bir sohbet bile akılda kalmamızı sağlayacaktır nasıl olsa. Sonra... sonrası bir dahaki yazıya!

21 Haziran 2009 Pazar

KIZ TAVLAMA SANATI

Yaz ayları geldi, sınav stresi ÖSS, okul vs. hepsi bitti, artık rahatlama dönemi. Bu sıkıntılı evre bitti bitmesine ama genç kardeşlerimiz için belki daha da yorucu olan bir evre başladı: Sevgili bulma. Halihazırda olanlar es geçebilir bu yazıyı, lafım olmayanlara. Erkekblogları olarak bir amme hizmeti daha veriyor ve genç erkek kardeşlerimize kız tavlamanın inceliklerini öğretiyoruz.

Bu konu tek bir yazıya sığacak bir şey değil, talebe bağlı olarak devamını yazarım; öncelik kişisel hazırlıklar olsun diyorum ve başlıyorum... Dönüşüme hazır ol genç; aklımdayken gidip Kafka'nın dönüşüm kitabını da al bir ara hala okumadıysan. Sebebini söyleyeceğim ben sonra, git al sen. Zaten üç kuruş birşey, msn'den başını kaldır da bir ara ileti dışında birşeyler de oku.

Hediyeyi gösteren paketidir!
İlk olarak gençler kendimize bir çeki düzen vermeliyiz, kılık kıyafet vs. yerinde olmalı. Casanova filmini izlemişsinizdir, ne der orada büyük çapkın: "Beğenilmeki istiyorsan kelebek gibi olmalısın, tırtıl değil. İlk izlenim önemlidir her zaman, o yüzden kızla ilk temastan önce özellikle üste başa dikkat diyorum, akılda kalacak çünkü. Mümkünse o totonuzdan düşecek pantalonlar ile salaş tişörtünüzü kaldırın bir yere, bir süre giymeyin. Alttan görünen damalı boxer ya da çakma kalvin kleynler seksi değil, uyarayım. Ben sordum oradan biliyorum. Şöyle eli ayağı düzgün bir pantalonla derli toplu bir tişört ya da gömlek iyidir, yaz ayları fazla kasmayalım.

Sonra ayakkabıya çok dikkat edin. Bilmeyeniniz yoktur kadınlar ayakkabıya doymaz; bu kadar ayakkabı tüketen bir cinsin ayaklarınıza bakmayacağını düşünmek saflık olur. Git yeni ayakkabı al demiyorum illa, sil yıka boya, temizle yani birşeyler yap. Muhtemelen çoğunuz converselerinizden vazgeçemiyorsunuz, makineye attırın annenize, eli yüzü açılsın. "Benim köyüm toz toprak, geziyorum anırarak" dercesine toz pis içinde ayakkabılarla yanaşma hatuna, sınıfta kalırsın.

Aksesuarlara dikkat!
Şimdi bir kadınla bir erkeğin benzer şeyler giydiğini hayal et: Basit bir jean ve tişört. Bak kadın nasıl şıkır şıkır görünüyor ama erkek öyle mi? Maymun gibi kalıyor onun yanında, niye? Aksesuarlar yüzünden. Kadının küpesi kolyesi, nal gibi kemer tokası, şıpıdık şıpıdık babetleri var da ondan. Üstüne bir de hafif makyaj, ohh mis! Ya biz n'apalım, di mi?
Kadın için takı neyse, erkek için aksesuar odur. Aksesuar deyince de tespih anlama hemen, namaza değil kız tavlamaya gidiyoruz. Erkeksin madem, ince zevklerin olacak. Mesela güneş gözlüğü, kemer ayakkabı uyumu, takıyorsan seçtiğin yüzük, kimi zaman hoş bir kolye, sigara kullanıyorsan ki kullanma daha iyi ama kullanıyorsan da klas bir çakmak, özel bir kalem vs... Liste uzar gider, kendine uygun olanları seçeceksin. Şeytan ayrıntılarda gizlidir. Kadınlar dikkat eder böyle şeylere unutma. Parfüm mesela, hele ki yaz da geldi, çok önemli. Gidip ilk iş kendine hafif kokulu tenine uygun birşeyler al. Traş sonrası losyonları bir boka yaramaz söyleyim. Arko reklamına kanma, o reklamı bir erkek çekmiş, gittim konuştum kendisiyle, bir daha böyle şeyler yapmayacak. Traş sonrası için özel ürünler var, param yok diyorsan niveanın ucuz yollu balzamlarından falan al. Ancak mutlaka ayrıca parfüm al, bazen kokun tipinden daha akılda kalıcı olur, tecrübeyle sabittir. Hele ki teninle uyumlu parfümü bulduysan ilk golü attın say, etkili olacaktır mutlaka.

Saç sakal ve dişler, bunlar da çok önemlidir. Kişisel hijyen yüzünden mahkemelik olan erkekler var. Bunlar ayrıca önemlidir aman dikkat. Bembeyaz dişleri gösteren hoş bir gülümseme sahibiysen sempati toplarsın mutlaka. Saçları da bırak dağınık kalsın, zaten kıl yumağıyım sakalları kesmem ben deme, git berbere adam gibi traşını ol. Hiç değilse mutlaka ayda bir git berbere. Sakal bırakıyorsan şeklini muhafaza et, evde 3-5 günde bir düzelt. Babylis falan birsürü ucuz marka var, al 5-10 yıl kullanırsın, çok işe yarıyorlar.

Daha yazarım aslında ama çok uzadı yazı, zaten bu yazdıklarım da ilk temas öncesi neredeyse yeterli sayılır. Bir dahaki yazıda ilk temas olacak inşallah. Şimdi sen herşeyi anladım ama Kafka ne ayak diyorsan, yazık sana ama söyleyim yine de: Hediyeyi gösteren paketidir ama içinden çıkan daha önemlidir. Görünüşü 10 numara ama kafa tıngır tıngır, ne yapacaksın kızla, ne konuşacaksın? Biraz genel kültür, sinema, kitap vs. bilgin olsun ki iki çift lafın belini kırasın ama, di mi? Hangi kız kafası bomboş adamı ister ki?

15 Haziran 2009 Pazartesi

Google fight

Geçenlerde nette öylesine gezinirken bir yerde okudum google'ın dövüş kulübü olduğunu. Hizmette sınır yoktur anlayışıyla hareket eden google amcam, online dövüşleri sanal aleme taşımış ve bize de ringe dövüşçüleri çıkarmak kalmış. Ben de can sıkıntısından blogcuları dövüştürsem acep ne çıkar ortaya diye merak ettim. Aklıma ilk gelenler siminya ve pucca oldu. Bakalım sonuç ne çıkmış:

Siminya: 26 900 vs Pucca: 1 600 000

Ancak şimdi adil olmak lazım; bu zımbırtı yapılan aramalardan yola çıkıyor ve dolayısıyla aynı zamanda bir çizgi film karakteri olan pucca açıkara önde çıkıyor. O zaman biraz daraltmak lazım dedim olayı ve aramayı şu şekilde yaptım:

Siminya: 26 900 vs Pucca günlük: 31 900

Yine de Siminya biraz geride kaldı; dövüşün galibi Pucca...

7 Haziran 2009 Pazar

EMPATİ

Bundan bir-iki sene kadar evvel Ayşe Arman'ın bir röportajında kadınlar arasında başlayan bir moda ele alınmıştı. Ayşe hanım da bu modayla ilgili olarak görüşebileceği tek kişi olan ağdacısıyla, bir tek onunla röportaj yapmamıştım, bu vesileyle o da aradan çıksın diye röportaj yapmıştı. Söz konusu moda, kadınların kukuların üstündeki tüylerle-kibar olmak lazım, kıl demeyelim- sevgililerinin baş harflerini yaptırmalarıydı. Bunu duyunca öyle bir kopmuştum ki katıla katıla gülmekten kasıklarım ağrımıştı. Düşününce garip geliyor(du), hani sevgilimin kukusunda S harfi görsem tüm ereksiyonum yok olur, o derece.

Neyse, geçenlerde bir blogda yine bununla ilgili bir yazı görünce durup düşündüm. Dedim ki ulan hayvan herif, sen dalga geçiyorsun ama bak kadınlar kendilerini sevdirmek için neler yapıyor. Artık biraz çağa ayak uydur ve metroseksüel ol, sen de bu tür incelikler(?) yap dedim. Ve başladım düşünmeye: Ben bunu nasıl yaparım ve hangi harf oraya daha çok yakışır. Bir de herşeyden önemlisi, bu harfi oraya nasıl yapacağım? Erkeklerin ağdacıya gidip de harf yaptırma şansı yok, adamı taşa tutarlar da kurtulamazsın. Pipini keser berber usturayla da elinde kalakalır. İmdada Braun cruzer yetişti: Şekillendirici traş makinesi. Peki ama şimdi yapacağımız harf nasıl görünecek, mesele bu.

Düşündüm, sevgilisinin adı Y ile başlayan bir erkek bunu nasıl yapacak. Bence çaresi V harfi yapıp aleti sağa yatırmakta. O zaman Y gibi olur ama heyecanlanmaya görsün hemen W olur. Yerinde durmaz ki meret. Adı I ile başlasa, o da olmaz; göbekteki bir tomar kıl yüzünden İ gibi durur. S ile başlayan bir isimse ereksiyon olur olmaz $ işaretine döner o harf. P ile başlasa alet sola yatınca R olur. Bunlar geldikçe aklıma mümkün değil dedim kendi kendime, o alet sabitlenmedikçe o harf olayı erkeğe ters. Bu şekilde metroseksüel akıma katkıda bulunamayız biz erkekler. En iyisi yine kaşları aldırıp göğsü traş etmekte ama o da bize uymaz. Umalım ki bizi böyle kıllı kıllı sevecek kızlar çıksın karşımıza.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Hayvanca Bir Yazı

Kadın erkek arasındaki farklar hemen hemen herkes tarafından kabaca bilinir. Ancak bu farklılıklar nedense farklı yorumlanır, yanlış sebeplerle ilişkilendirilir. Bu farkların kişinin kendisine bağlı olduğu düşünülür ve dolayısıyla başlar karşılıklı suçlamalar. Oysa bilmemiz gereken bazı farkların biyolojik temelli olduklarıdır.

Erkekler birçok kadın tarafından önüne gelenle düşüp kalkmakla suçlanır; bunu da ahlaki düşüklükle ilişkilendirirler genelde. Oysa erkeğin bu çokeşli yaşantısının suçu tamamen kadındadır. Nasıl mı?
Bildiğimiz üzere kadın-erkek ilişkisi doğadaki diğer canlılarda olduğu gibi üreme temellidir; yoksa durduk yere hiçbir erkek canlı dişiye kendini beğendirmek için afedersiniz ama dötünü yırtmaz. Erkek doğada seçilen dişi ise seçen konumundadır. Hepiniz parlak tavuskuşlarının erkek olduğunu, cinsel ilişki sonrası kendisini yiyeceğini bile bile ilişkiye giren erkek örümceği vs. bilirsiniz. İşte sırf bu üreme olayından ötürü erkek lanetlenmiş gibi, tohumlarını saçacak yer arar durur içgüdüsel olarak. Dişi avantajlıdır, seçicidir çünkü. Peki insan evlatları neye göre seçer, seçilir?

Evrimin doğası ilerlemeyi beraberinde getirmesidir. Hep daha iyiye ulaşma çabası vardır, dolayısıyla ilişkiler bu temel üzerine inşa edilir. Kadın seçerken meydana getireceği hayatın daha iyi şartlarda büyümesini garanti altına almaya çalışır. Ancak iyi-kötü göreceli kavramlar; burada kadının dayanak noktası kendi yaşamıdır. İşin özü babasının evinde yaşadığı hayattan daha iyisini ister ki çocuğunun evrildiğini görsün. O yüzden beylere söyleceğim: Hatunu tavlamak istiyorsanız öncelikle babasından daha iyi olduğunuzu ispatlamanız gerekir. Hatun şahsiyet babasının evinde neyin eksikliğini hissettiyse onu vermelisiniz. Sevgiye ve mala mülke doymuş bir kızsa uzak durun, kolay kolay tav olmaz; çok uğraştırır.

Erkek ergenlikten itibaren müthiş bir baskı altına girer: Hormonların baskısı. Erkeğin testisleri fabrikaya benzetirsek eğer, bu fabrika gece-gündüz demeden 7/24 çalışır ve sürekli bebecikler üretir. Üreme içgüdüsünü geçtim, sırf bu üretim fazlasını boşaltmak bile sorundur erkek için. O yüzden ergenlikte ıslak rüyalar devreye girer. FRP oynarmışçasına kaptırır kendini ergen bünye rüyalara ve sabah fabrika deposu boşaltılmış vaziyette kalkar. Bu ıslak rüyaların kurtarıcılığı geçicidir, ergenlik biter rüya da biter. Acı gerçekler çıkar karşısına: Artık yükünü gerektiği gibi boşaltması lazımdır. Kızlar bu duruma abazanlık derler, ayıp ederler.
Kızlar rahattır tabi, ayda bir hafta hormonal baskı, onda da karın ağrısı falan filan cinsellik arka plana atılır. Oysa bu dönem kadının da, tabiri caizse, azgın olduğu dönemdir. Coşar gider ama belli etmez pek. Erkeklerin kabarık pantalonlarını en çok o hafta farkederler.

Kadının bu ayda bir haftasına karşılık, erkeğin en az haftada bir yükünü boşaltması gerekir. Yurdumda nerde böyle güzellikler? Olmaz tabi, ancak erkek bünye vazgeçmez ki! En olmadı 'ana beni eversene' moduna girer, ama o da çare olmayabilir bazen. Çünkü kadın, erkeğin bu durumunu anlamak istemez ve ayda bir coşan hislerinin verdiği rahatlıkla, ayda üç hafta migreni tutar. Erkek gece yanaşır yavaştan kadına, ufak ufak öpüşler, hafif hafif okşamalar... Aniden o dalgakıranla karşılaşır: "Başım ağrıyor Mehmet, bu gece olmaz!" Adam malları gemiye yüklemiş gelmiş, kadın bırak yükü boşaltmayı limana bile yanaştırmıyor. Hangar kapalıysa işçiler de mi grevde be kadın? Günaha mı girersin bir el atsan?
Adam bozulur tabi bu duruma, döner kıçını yatar ama kafada hemen ergen fantezileri beliriverir: Hiçbir zaman hayır demeyen o anlayışlı ve şefkatli kadın! Düşünür durur sonra, bu yanımda yatan değilse kim bu kadın? Sekreterim olabilir mi acaba? Dur bakayım, yarın bir sorayım en iyisi ben ona, der! İşte tüm sekreterle aldatmaların sebebi budur: Başağrısı!

Kadın erkek ilişkilerinde biyolojik etkenler biz farkında olmasak da çok önemli roller oynar. Bunların farkına varırsak şayet haksız suçlamaları da ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum ve yazıyı daha da uzatıp iyice saçmaladan kaçıyorum...

2 Haziran 2009 Salı

TURKCELL'DEN PARA KAZANDIM

Bu sabah telefonuma bir mesaj geldi, aynen aktarıyorum:

Değerli abonemiz, 28/05/2009 tarihinde turkcell şirketinde bir çekiliş düzenlendi. Hattınız bu çekilişten 20.000 TL para ödülü kazanmıştır. Bilgi ve işlem için 0534 770 44 42 Bu numarayı arıyarak öğrenebilirsiniz. Turkcell

Daha önce bu tür birşeyler duymuştum, telefonunuzu arayan bir numarayı cevapladığınızda ya da bu tür bir mesajla gelen numarayı aradığınızda hattınızdan kontör çekiyorlarmış. Bunun teknik olarak yapılabilirliği benim açımdan şüpheli, ancak bu mesajı da başka türlü anlamlandırmak cidden zor. Nasıl bir dolandırıcılık amaçlanıyor bilmiyorum, ancak yapanlar hiç de öyle profesyonel tipler değil belli ki. İlk olarak bahsettiğimiz şirket turkcell; bugüne kadar değil 20 000 lira 20 kontör vermedi bana durduk yere. Yani 10 yıllık abonelikten sonra sürekli paramı yiyen bir şirketin tutup da günah çıkarır gibi para vermesini asla beklemiyorum. Burada zaten fire veriyor olay. İkincisi bu mesaj kontörlü bir hattan geliyor; yapacaksın bir iş doğru yap. Git kendine şöyle özel numaraları andıran bir faturalı hat al değil mi? Hani 532 444 ** ** gibi birşey olsa belki yeriz. Son olarak, yapıyorsun en azından cümle kurmayı öğren. Hem cümle kurmaktan bihabersin hem de kelimeleri yanlış yazıyorsun: arıyarak ne ya? Yukarıda mesajı, sadece küçük harfler kullanarak aynen yazdım. Bunu yapanlara kızmaktan çok acıyorum, kuş kadar beyinleriyle uğraştıkları şeye bak.

Dün de yine başka bir numaradan mesaj aldım, onu hemen sildim yanlış gelmiştir diye ama keşke silmeseydim. Bugünkü mesajdan sonra o da benzer bir tezgahmış galiba diye düşünmeye başladım. Onda da özetle 22 yaşında dul bir bayanım, ben de seni merak ediyorum, ara görüşelim yazıyordu. Kim bilir, belki de aynı numaraydı. Bu arada yukarıda yazan numara, mesajı yollayan numarayla aynı. Neyse Turkcell'e mail attım, durumdan haberdar etmek maksadıyla. Geri dönüş yaparlar mı, bilmiyorum ama şimdilik bekliyorum bakalım.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Gece Bekçisi

Erkek blogcular bir çete kurmuşlar sanırsam Serzeniş Meraklısı'nın önderliğinde, uzaktan haberleri gelmişti ama benden ıraktır deyip üstelememiştim. Ben kendi ıssız kasabamda yalnız kovboy olaraktan hayatımı idame ettirmekteydim. Birgün kasabamda ayak sesleri belirdi, çetenin yolu düşmüş bizim oralara anlaşılan, çok gürültü çıkardılar. Ben tabiki kasabanın tek sakini ve de sahibi olarak hemen kolaçan ettim ortalığı. Fazla iz bırakmamışlar, sadece kasabadaki bazı yapılardan hoşlandıklarına dair notlar bırakmış ve gitmişler. İşgillendim!

Erkek olmak zordur zira, bölgeni savunmasını bileceksin. Sana ait olanları korumak hayattaki en birinci vazifendir çünkü. Ben hemen el tetikte kulak kirişte beklemeye başladım; bir daha geçerlerse bodoslama dalacaktım, derken uyuyakalmışım...
Aniden uyandım, etrafa bir baktım ki ne göreyim: Yine geçmişler! Hemen etrafı kolaçan ettim bir zarar ziyan var mı diye, yoktu. Ancak gariptir yine bir not bırakmışlardı. Okudum notlarını, dostçaydı.

Ertesi gün kuş uçmaz kervan geçmez kasabama bir mektup geldi elden, zarftaki mühürü görünce bildim hemen: Yeni kurulan çetenin elebaşlarındandı, Serzeniş Meraklısı. Hiç karşılaşmışlığımız yoktu lakin dilden dile dolaşan hikayeleri gelmişti bizim oralara kadar, bilirdim bu sebeple kim olduğunu az çok. Neyse uzun lafın kısası, beni çeteye dahil etmek istiyorlardı. Bizim kasabaya hayat gelsin diye çok bekledimdi ama nafileydi, sıkılmıştım da yavaştan. Tek başına bir hayat çekilmez, bilen bilir. Biraz şenlik olsun dedim, hayata neşe katar dedim, yeni yerler görmek güzeldir dedim, kendimi ikna etmek için ne gerekiyorsa söyledim, kısaca 'PEKİ' dedim!

Çete daha yeni, biliyorum. Yalnız civar çeteler pek yamanmış, ortalığın tozunu dumanına katarlarmış, akşam sabah demez saldırırlarmış. Öyleyse benim vazifem de bu toprakları gece vakti korumak olsun. Ne derler bilirsiniz: Su uyur, düşman uyumaz! Çetenin diğer elemanları gündüzleri taktik geliştirip saldırırken, ben biraz daha savunma ağırlıklı kalayım istedim. Gece savunması zordur lakin, göz gözü görmez geceleyin. Ancak hemen söyleyeyim, ben artık bu bloğun Gece Bekçisiyim!