Serzeniş Meraklısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serzeniş Meraklısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2010 Pazar

Yere Sağlam Basmak ve Bir Ödev...

kar yağdı istanbula bildiğiniz gibi...
kar yağdı ve hatta bir gün içerisinde, tuttu da, güzel de oldu be!
sevgilimle kar altında işten eve dönerken, bir olay yaşadık ve ben gayet beylik bir laf ettim, çıkış noktasını bu söz üzerinden yakalamak düşüncesindeyim...
metrodan eve ulaşabilmemiz için yokuş inmemiz gerekiyordu... e malum yollar da kar altında... sevgilim botlarının kaydığını idda ediyordu... elime sıkıca yapışmasından, korkuyla hareket ettiğini zaten çoktan anlamıştım...
ona "normal bir yolda yürüyormuş gibi rahat at adımlarını, sen ayakkabılarına güven ve rahat hareket et ki, onlar da kaymasın" dedim. birden çıktı ağzımdan, düşünmeden konuştum da diyebilirim...
düşme korkusuyla "yere sağlam basmaya" çabaladığınız her adımda, daha çok kuvvetle ezersiniz ayağınızın altındaki karı ve kar, sizin uyguladığınız fazla kuvvetle buza dönüşür, akabinde kayar ve düşersiniz. maazallah bir yerinizi bile kırabilirsiniz... ettiğim sözün üzerine düşündüm bunu, gerçekten mantıklı...
bu bakış açısını ilişkilere yöneltirsek, cuk oturduğunu göreceğizdir hep birlikte...
güvenmediğiniz bir insanla bir ilişki sürdürebilmek, akla mantığa sığmıyor. yürümez demiyorum, yürür ama sürekli kendinizden birşeylerin kaybolduğunu hissedersiniz. eksilirsiniz, yorulursunuz herşeyden önce. "bir tarafınız" kırılabilir...
"yere sağlam basmak" eylemine sarf ettiğiniz çaba sonucunda yorgun düşeceğiniz ve yaşamın diğer alanlarına enerjinizin kalmayacağı gerçeği gibi...
kayacağı muhtemel bir ayakkabıyla dolaşmıyorsanız yoğun kar yağışı altında, yani birkaç güvenceniz varsa ayakkabınızın kaymayacağına dair; -markadır, tabanının sağlam oluşudur...- ayakkabınıza güvenin abi! düşerseniz eğer, bu yere düşmüş ve sizin de çiğneyedurduğunuz karın pezevenkliği oluversin... siz ayakkabınıza güvenin. o birazcık kaliteliyse şayet, herşeyden önce, sizin ona olan güveninizi sarsmamak adına kaymayacaktır...
e hal böyle olunca, etraftaki insanlar gibi kötü bir gerçek olan totoyla yerin buluşması gibi birşeyi hayal ederek değil, yağan karın güzelliği üzerine kafa yorarak yürürsünüz...
ilişkide güven konusunu es geçmeyin. kaymayacağından emin olmadığınız ayakkabıyla da, yola çıkmayın!
önemli olan, karın yağıyor olmasından keyif alabilmek...
la bir eklenti yapasım var: düz tabanlı kundurayla, topuklu çizmeyle, spor ayakkabıyla falan "bile bile" dolaşanlara da, müstahaktır ha! düştüklerinde karşılarına geçin ve avazınız çıktığı kadar kahkaha atın. bu yazının ödev kısmı da, budur...

8 Kasım 2009 Pazar

Yumak

buraya kimsecikler birşeyler yazmadığı zaman, öksüz kaldığı hissine kapılıp birşeyler yazasım geliyor...
bana yazdırmak için mi yapıyorsunuz, bunu anlamış değilim...
bir klişeyle programımıza ara veriyoruz...
"kadınlar karmaşık yaratıklardır..."
aslına bakarsanız; -sözüm size karmaşa bekçileri!- pekte karmaşık değilsiniz...
bir ilişkide, avcunuzun içinde karışık bir yumak olsun istiyorsunuz, daima...
o yumakla oynayıp, hoş vakit geçirmekten, sağa sola koşuşturmaktansa,
gereksiz ve fazla merakınızdan olsa gerek, "acaba içinde birşeyler mi gizli?" diyerekten çözmeye başlıyorsunuz...
gördüğünüz tek şey, dışarıdakinin aynısı... ip!
sonra, oynayasınız geldiğinde, ip yumağından eser kalmadığını fark ediyorsunuz, bak sen şu şansa ki...
bu evrede, o lanet olası yumağı, daha az önce kendinizin çözmüş olduğu gerçeği unutuluyor elbet...
başka bir yumak istiyorsunuz erkekten... başka bir karmaşa. bir karışıklık!
erkek, bir yumak daha veriyor el kremleri, losyonlar ve envai çeşit kimyasalla pamuksulaştırdığınız avcunuza...
oynuyorsunuz... on dakika... yirmi dakika... birkaç saat... birkaç gün...
sonra, merak edip tekrar çözmeye koyuluyorsunuz... kimyanızdan olsa gerek, geçmişten ders almakta yok hamurunuzda...
büyük bir iştahla çözüyorsunuz... sağdan geçir, altından al, üstünden sok! kısa sürede o güzelim yumak, o büyük çabalarla sarılmış ip bütünü, bozuluyor...
tekrar sarmak fikrinin aklınıza gelmemesini ve kendinizin çözdüğünü unutmanızın yanı sıra, "neden bu kadar çabuk söküldüğü" hakkında erkek tarafına çıkışıyorsunuz...
sonra erkek, bunca çıkışa dayanamayıp, yapay yumaklarla gününüzün güzel geçmesi için çabalıyor.
sonra siz yine çözüyorsunuz, o bir tane daha oluşturuyor...
yapageldiğiniz şeyin, tekerrür olduğunu fark ediyorsunuz, ardından...
tekerrür denen şeyin, aynı insanla yapılmasından mütevellit, rahatsızlık duyuyorsunuz, siz zararlı bünyeler...
sonra, başka bir insanın avcunuzun içine verdiği yumağı çözmenin, daha heyecanlı olacağı fikri aklınıza düşüyor...
ne tesadüf ki, bu aşamadan sonra, o pamuk yumuşaklığı formatındaki avuçlarınızın içine, başlarda özenle, sonralarında zoraki konulan yumaklarla oynamıyorsunuz. çözmüyorsunuz da... öylece duruyor bir köşede... başlarda yapmanız gerekeni, son demlerinde yapıyorsunuz... ee, haşlama ilişki, bir işe yaramıyor elbet...
erkek ya bıkıyor, ya bıkmak zorunda bırakılıyor...
siz, başka bir avcun, benzer bir ip yumağını avcunuza özenle bırakmasını hayranlıkla izlerken, erkek, her birini özenle çözdüğünüz yumakların karman çorman ettiği odasını toparlamakla meşgul oluyor...
yumaklar eski haline gelmiyor. eskisi kadar mükemmel gözükmüyor mesela... ya da eskiden olduğu gibi basit osla da, eğlenceli olamıyor...
siz, arkanızı toplamadan çekip gidiyorsunuz...
erkek, yaşantısına bir türlü devam ediyor. ya gerçekten umursamıyor gidişinizi, ya kahroluyor. ya umursamaz gibi davranıyor, ya da ortak arkadaşlarınıza dil dökerek ömrünün bir kısmını tüketiyor...
siz, değişik insanlar, aynı yaşanmışlıklarla, yani tekerrürden ibaret bir hayat yaşarken, erkek yaşadıklarına sürekli değişik tepkimeler vermek zorunda bırakılıyor...
peki bu hikaye nasıl bir sonuç mu doğuruyor? anlatayım...
kadın, karmaşık bir yapı olarak algılanıyor. aslında olmadığı, herkesin gözünün önünde olduğu halde kimse görmek istemiyor, konduramıyor basitliği, bunca acı çektiren ve aynı zamanda bunca mutlu da eden bir canlıya...
kadın, yaşıyor hayatını. envai çeşit fabrikanın ipliğine dokunarak, çözerek, karıştırarak...
erkekse çabalarına bakıyor, kadının ardında bıraktığı topuk seslerinin, dağınık odasındaki hali, uğultuları eşliğinde... şaşırıyor, üzülüyor, kırılıyor, darılıyor, güceniyor, her ne bok yiyorsa yiyor!
kadının avcuna büyük hevesler ve mutluluklarla ya da dayatma karşısında istemeden de olsa bıraktığı tüm yumakları gözlemliyor bir süre... izliyor, düşünüyor, izliyor, üzülüyor, izliyor, lanet okuyor...
süreci tamamlamasının hemen ardından toparlıyor dağınık odasını, yumaklarını... hayatında yer alacak bir sonraki teknoloji -kozmetik- harikası için, hayatında yer alacak bir sonraki açık olan avuçları doldurmak için...
erkek birbirine girmiş ipleri tekrar yumak haline getirirken, üzgünlüğünün ve sıkıntısının getirisi, çözemediği yerleri bir makas yardımı ile kesip atıyor. makyajını tazeledikten sonra çekip giden kadının darmadağın ettiklerini toplamak yorgun ve bıkkın bir hale sokuyor adamı. eksiltiyor, bir sonraki avuca vereceklerini...
sonra, yani odasını tamamen topladıktan sonra, erkek tekrar yaşam belirtileri gösteriyor, eksik de olsa... tekrar ediyor yaşadıkları. hayatına giren her kadın karşısına geçip, avcunu açıyor... gün geçtikçe açılan avuçları umursaması da, içine özenle bıraktığı yumakta, özeni de azalıyor...
daha az yaptığı müddetçe sevildiğini gören erkek, her ilişkiden sonraki toparlama evresinde, makası daha sık kullanır hale geliyor. eksilttikleri artık bir dezavantaj gibi değil de, bir avantajmışçasına lanse oluyor gözünde...
adam deneyim kazanırken, değerlerini kaybediyor bir bir...
kadın, hala aynı şeyleri yaşamakta... belki de daha büyük bir yumak istemek, tek yaptığı değişiklik. ve pek tabii, hayatındaki insan sürkülasyonu... bir de bunun yanında modaya uyum göstererek takındığı ruh halleri ve tavırlar var ki, bunlar da "aynı şeyler"e dahil edilebilir bana sorarsanız...
adam, makas kullanımına ilgisi arttıkça, ilişkileri daha uzun sürmeye, kadınlardan daha çok ilgi, alaka, samimiyet ve sevgi görmeye başlıyor... birşeyler vermedikçe, yani elinde ve avucunda hiçbirşey kalmayınca,
hayatına giren kadınlar tarafından mükemmel olarak adlandırılıyor, el üstünde tutuluyor... oysa, adam hiçbirşey yapmıyor. düşünmüyor, yardımcı olmuyor, çözümcü olmuyor, sağduyulu olmuyor, empati kurmuyor... kadının hayatına birşeyler katma çabasından sıyrılıp kafasının dikine göre yaşamaya başladığı anda, bak sen şu tesadüfe ki tüm kadınlar yollarına güller döküyor, güzel kokulu vücut yağlarıyla masaj yapmak için gün sayıyor ve ulaşılmaz görüyor...
ve son...
duygusuz olmaya mecbur olan bir adam... ve, hiç değişmeyen kadın...
...
bu konu üzerine, daha fazla yazardım da... çok uzadı, çok dallanıp budaklandı...
kısacası, kadın karmaşık değildir. yalnızca karşısında sürekli bir karmaşa, sürekli çözebileceği birşeyler olsun ister...
siz ona, sürekli değişik alanlarda çözebileceğini kanıtlayabileceği imkanlar yarattığınız müddetçe, o, size avuç açmaya devam edecektir...
ha, bir de şu var ki, makas kullanma eğilimi gösterdiğiniz taktirde, ulaşılmaz diyerek niteleseler de sizi, size sunulan hiçbir güzellik, özene bezene yumakları oluşturduğunuz dönemlerde yaşadıklarınızın yerini tutmayacaktır... çaba göstermeyi sever, insan dediğin... çabalamadığı herşey, değersizdir insanın gözünde...
bir kadının en mükemmel aşkı olmak için adlı bir yazı yazmıştım. bu anlattıklarım, o seviyeye ulaşmak söz konusu olduğunda, nihenk taşı kıvamındadır... keza orada modellediğim erkekte, elinde ve avucunda hiçbirşey olmayan biriydi...
eklemem gerektiğini hissettim... bu yazıdaki modeller, yer değiştirebilir. yani iyi niyetli taraf kadın, umursamaz ve çözme arzusuyla kavrulan taraf erkekte olabilir. örneklerini de görüyor-duyuyoruz...
bunca şey söyledikten sonra, bir soru sormak niyetindeyim, bu yazıyı yorumlayacak olan herkese...
yaşanmışlığından ötürü bıkkın düşüp, sunduklarını azaltan, duygusuzlaşan, bazı çok önemli noktaları önemsizleştiren kadının-erkeğin hayatına giren, hiçbir değerini kaybetmemeyi başararak o günlerine gelmiş, herşeyi ilkmiş gibi büyük bir heyecan ve mutlulukla yaşamaya odaklanan adamın-kadının ne suçu günahı var?
bence asıl tartışılması gereken de bu... herkes birşeyler yaşıyor, tecrübe ediyor iyili-kötülü... ama kimisi, bir sonrakini güzelleştirmek için, yaşadıklarına tecrübe diyerek üzerine birşeyler katma çabası içindeyken, kimileri de yaşadıklarına kayıp gözüyle bakarken, bir sonraki davranışında gözlemlenecek olan, sürekli bir eksilme içerisinde sürükleniyorlar...
pozitif ve negatif kutupların birleşmesi gibi olmasa gerek, bu iki farklı ucun bir ilişki içerisinde olması...

12 Ekim 2009 Pazartesi

ehem...

bir gün gelecek, artık baskınıza dayanamayıp bu blogta "erkeklerin erken boşalması" gibi konuları, doktora tezi formatında yayınlayacağız,
çok hoş olur, değil mi?
ama heveslenmeyin...
o radde gelirsek bile, "erkeklerin erken boşalması"ndan değil, "kadınların yataktaki önlenemez pasiflikleri"nden doktora tezi formatında bahsederiz...
bir erkek çıkıpta şurda yazdıklarımızı ciddiye alıp, bize din, dil ve ahlak öğretmeye kalkmadı... erkek takipçilerimizin farklındalık seviyesi çok mu iyi, yoksa bir tane bile olsa erkek okuyucumuz mu yok, onu bilemiyorum. ama benden bi aferin gidiyor hemcinslerime...
ehehe...
bu arada imla hatalarına takılan insanlar, sizi herkesten çok seviyoruz...

9 Ekim 2009 Cuma

Hangisi Büyüsün?

şu facebookta yayınlanan "penis büyütücü" hap-krem-zımbırtı reklamları bir allahın kulunun gözüne batıpta, "toplumumuzda göğüs büyütücü ürünler, penis büyütücülerden daha işlevseldir diyen birmilyon kişi bulabilirim" gibisinden bir grup açmadı arkadaş...
yapın bunu...

8 Ekim 2009 Perşembe

Sorum Geldi(?)

bir sorum olacak...

kadınların gizem merakı, neye dayanır?
peki bu gizem meraklısı kadınlar, neden keşfedilecek birşeyi kalmadığına inandığı, çok iyi tanıdığı bir erkeği, hayatından çıkarma gereksinimi duyar?
peki hadi bi gafletle böyle bi istek duydu diyelim, nasıl tanıdığı ve uyuşabildiği bi insanla, tanımadığı bi insana oranla daha çok mutlu olabileceğini kestiremez, kadın ırkının gen kodlamasında mı bir sorun vardır?
ya da mucizelere karşı bi inanç bütünlüğünüz mü var, bu mudur yani?
birkaç soru olmuş, bi anda gelişti olaylar hiçbişey anlamadım... :D

(aslında bu tarz Nigar'a ait ama benim de sorum geldi... idare edelim... :P)

cevapları alayım... kadın erkek, vurun fikirlerinize...

21 Eylül 2009 Pazartesi

Erkek Blogları: Blog Buluşması!

merhabalar efenim...

erkek bloglarının yazarları olarak benim ortaya attığım fikir üzerine kafa kafaya verdik ve 26.09.2009 cumartesi tarihinde bir araya gelmeye karar verdik...

sonra dedik ki;

madem bir araya geliyoruz, okuyucularımıza da duyuralım ve onlardan da gelmek isteyenler olursa, onları da aramızda görelim!

cumartesi münasip bir zamanda taksim'de buluşup, brokoli insanının o gün oluşacak olan muhtemel ısrarları üzerine starbucks'a oturup, kahve içmeyi, sohbet etmeyi düşünüyoruz. bu düşüncenin dışına taşmak isteyen olursa, tanışır da, kaynaşır da. ona da karışmayız üstelik... -brokoli; starbucks'un kar ortağı!- herkes yediğini içtiğini öder :Pp, alman usulü takılır, keyfimize bakarız...

işte böyle sevgili erkek blogları okuru...

gelmek isteyen; lütfen excessivelylover@hotmail.com dan, şahsıma mail atarak beni bilgilendirsin... ben de ona daha ayrıntılı bilgi sağlayabileyim. yorumlara pek bakamıyoruz, mail yoluyla ulaşırsanız, daha sağlıklı olacaktır...

kesinleşen listeyi, buluşma yerini ve buluşma saatini, cuma günü gireceğim postta belirteceğim...

cumaya kadar kendinize çok iyi bakın efenim...

dipnot:

erkek blogları yazarları, o gün içerisinde ayrıca notebook ve netbook imza günleri de düzenleyeceklerdir... (webblog yazarı olan bi insan, anca bunu yapabilir bence... elimizden geleni yapalım dedik biz de...)

peki tugay kerimoğlunun vodafon reklamında dile getirmiş olduğu sorun olan;

"notebooku olmayanlar ne yapacaklar?"

onlar da en çok beğendikleri yazının çıktısını alıp gelsinler, onu imzalayalım... ;)

cuma görüşmek üzre, esen kal okuyucu!

8 Eylül 2009 Salı

Bir Kadının En Mükemmel Aşkı Olmak İçin...

bir kadının hayatında vaz geçemediği, hastalıklı bir şekilde bağlandığı ve kopamadığı adam olmak istiyorsan,
*ilk birkaç ay tüm yeteneklerini, ne olduğunu, nasıl olabileceğini gösteren hareketlerde bulun. inanılmaz anlayışlı ol, neyin var neyin yok ortaya koy, çabala, savaş, mücadele et, romantik ve anlayışlı, ileri görüşlü bir erkek olabilitenin yanı sıra, söz konusu başka bir erkek olduğunda, bir barbardan daha acımasız ve erkek olabileceğini hissettir. deli gibi sahiplen, kıskan, kıskandırma, ucu açık cümleler kurma, düşünmesine mahal verme kadının... düşünmeden, üzerine fikir yürütmeden hayran et kendini...
*yine ilk birkaç ay ev işlerine yardımcı ol, maharetlerinden kendini övermişçesine, alakasız anlarda bahsetmek yerine, yeri geldiğinde kullan, bunu yaparken de, "ne kadar da güzel yaptım-yapıyorum-yapacağımdır" mesajını düzgün bir dille anlat... sürprizlerden, değişikliklerden mahrum bırakma... kültürünü, bilgini, görgünü kullanmaktan çekinme... eksiklerinin olabilirliğini kabullenmiş gözükürken, bunlar için kapatıcı yetiler geliştir...
*tüm bunları yaparken, yapmacık olan herşeyden kaçıyormuş gibi yap. mesela popülerliği tavan yapmış esprileri kullanma. espri yapacağım diye zorlama bünyeyi ve iğrenç espriler çıkartma ortaya, yeteneklerini, emin olduklarını kullan... kendinden önce, onu düşünmeyeceğini biliyoruz ama, öyle olduğunu hissettir karşındaki kadına...
*kadını sorularla boğma, kadınlar soru-cevap şeklinde gelişen tanıma-tanınma ritüellerinden haz etmezler... gayet dikkat kesil yaşanan herşeye. ayrıntıcı ol ama bu ayrıntıcılığı çıkan ufak tefek tartışmalarda paranoyak fikirlerle belli etme. bunu, birkaç ay önce yaşanan bir olayın geyiği döndüğünde herşeyi dün yaşanmışçasına hatırladığını belli ederek yansıt karşı tarafa...
*çok önemsiz gözüken sohbetlerde anlattıkları bile, kadınlar için çok değerlidir ve hatırlansın isterler. yapılan şeylerde, edilen sohbetlerde not alma şansın olmasa bile replikleri tekrarla zihninde, kalıcı olmalarını sağla, gerekirse kendini unut, onları unutma...
*şekilden şekle gir o istediği müddetçe. birkaç hafif konu bularak, o konularda da fikrini sonuna kadar savun, asla rengini değiştirme. böylelikle onun istediği herşeye kayıtsız şartsız katılım gösterirken, katı kurallarla kişiliğini koruyan bir erkek olduğunu da, hissettir karşı tarafa... asla yaptıklarından söz etme, "ben senin için bunu bunu yaptım" diyerek başına kakma, yaptığın şeyleri unut, konusu açıldığında önemsiz şeyler olarak görüp, onun için yaptığında değer kazandığını ve onun için önemsiz şeyleri yapabildiğin için mutlu olduğunu dile getirmeken öte, hissettir... geleceğe, yapacaklarına odaklan veya böyle gözük...
*onun yaşantınıza dahil ettiği herşeyi sev. bu eski sevgilisinin armağan ettiği birşeyler de olabilir, ilgi duyduğu ve onunla vakit geçirirken hoşlandığı bir başka adam da...
*ve tabii bunu yaparken hiçbir başka kadını yaşantınıza dahil etme. arkadaşlarınla, hatta dostlarınla olan randevularını gerekirse onun için iptal edebileceğini dile getirmektense, bunu uygula...
*her kadın ilgiye alakaya düşkündür. insanüstü çabalar sarf edip ilgi manyağı haline getir. bunu yaparken de gerçekten içinden gelerek yap... yapamıyorsan da, yapaylık kokusu salmasın hareketlerin...
ve evet. ilk birkaç ayı geride bıraktık. hiçbir kadının mükemmel erkek diye bir şey yoktur aklında, kadınlar kusur bulmakta ustadır ve gerçekten mükemmel bir erkek dahi olsa, ona da bir kulp takarlar. mesela cristiano ronaldo diye ünlü bir futbolcu var ve eski sevgilisinin onun hakkındaki açıklamaları şu yönde; "penisi küçüktü." evet, açıklama bundan ibaret... adam gayet yakışıklı, yeteneğiyle inanılmaz paralar kazanıyor, şöhreti, maddiyatı akıl almaz derecede, ama gel gör ki kadın ayrıldıktan sonra darbe almasına yetecek "büyük"lükte bir açıklamada bulunmuş... o adam mükemmel olamıyorsa, sen hiç olamazsın, şüphen olmasın...
mükemmel olmak gereksizdir zaten... izlediğin yol sayesinde ideal, romantik, sahiplenen, kıskanan, mütemadiyen ilgilenen bir erkek oldun hatun kişisinin gözünde. peki ya şimdi ne olacak dediğinizi duyar gibiyim... buyrunuz maddeleyelim...
*aslında bunu tek bi maddede toparlayabilirim... ilgisizleşeceksin. ona sağladığın her imkanı, bir bir geri çekeceksin... görüşme talebinde bulunmayıp, ondan gelen görüşme taleplerini de geri çevireceksin. bunları yavaş yavaş, alıştıra alıştıra yaparken, hayatındaki tüm erkeklerden rahatsız olup, onlarla olan ilişkisini zayıflatmaya teşvik edecek, sorun çıkaracaksın ve bunu kıskançlık olarak algılamasına yardımcı olacaksın... böylece ilgi manyağı ve prenses formatına soktuğun kadın, mutluluğu senden başka hiçkimsede bulamayacağını ona sunduğun imkanları zayıflattıkça daha iyi anlayacak. hayatındaki erkeklerle arasına mesafe koymanı istediğin için başlarda kızsa da, sendeki değişimi görüp o mesafeyi koymazsa seni kaybedeceğini düşünecek ve senin istediğinden daha sağlam, daha gerçekçi mesafeleri yerleştirecek ve bunun sonucunda hayatında senden başka hiçbir erkek kalmayan kadın, senden başka kimsenin onu sevmediğini, hoşlanmadığını hatta ilgilenmediğini düşünecek... sonrası malum. sen değiştikçe o seni elinde tutma, kaybetmeme adına çabalayacak. bu çabalarda kendine verdiği sözleri hiçe sayacak, sadece senin istediğin şekilde şekillenmek adına mücadele edecek... ve bu ilişkinin ilk aylarında hiç yorulmadan sürdürdüğü, şimdilerde ise aşırı yorulup yıprandığı için kendini suçlayacak, suçluluk duygusunu azaltmak adına daha fazla çabalayıp, daha fazla yorulacak ve sen ne istersen, ne dilersen anında gerçekleştirmek için çırpınacak... bir madde daha...
*bu da yetmeyecek. bu gidişattan memnun kalacaksın çünkü bir yerde geyşadan hallice bir kadın olmuş olacak hayatında. ama söz konusu olan iz bırakmak, "en çok sevilen erkek" mertebesine ulaşmaksa yaşantınıza herşey aynı gidiyormuş duruşunu koruyarak, bir kadın dahil edeceksin ve bu kadınla ilişkin gayet sağlıklı, düzenli olacak. onunla aktivitelere dahil olacak, cafelere, barlara, pikniklere ve gezilere akacaksın... yeri gelecek, sevgilinle önceden yaptığın bir planı iptal ederek arkadaşınla yapmayı kararlaştırdığın birşeyleri yapacaksın. yeri gelecek arkadaşınla birşeyler yaparken, şarjın bitecek. önceden saatlerce elinden düşüremediğin, kendini sevgilinle konuşmaktan alamadığın telefon konuşmaların, maksimum üç dakika sürecek ve bu konuşmalarda da, gayet renksiz, mat bir ses tonu seçecek ve uygulayacaksın. sen bunları yaparken de, onun evde-işte senin şuan ne haltlar karıştırdığına dair paranoyak hesaplar yaptığından emin olacaksın. o hissettirmemeye çalışacak, zaten seni kaybetmek üzre olduğunu düşünerek, hislerini açığa vuramayacak, sen de hiçbirşey olmamış gibi davranacak, hatta o hayatında yokmuşçasına özgür ve rahat olacaksın... telefonun her daim çalacak, özellikle, sevgilinle otururken çalacak... ve konuşma süreleri hep uzun tutulacak... sorunun sende değil, onda olduğu içten içe hissettirilecek böylelikle... o sorunu kendisinde ararken, seni de istemdışı gözünde büyütecek ve "ulaşılmaz erkek" mertebesine çıkararak, senden başka hiçkimsenin ne ruhunu, ne de vücudunu tatmin edemeyeceğine kendini inandıracak, inandığı şeyleri hayatında uygulamaya koyacak ve hiçbir erkeği gözü görmeyecek...
bu noktaya getirilmiş, yorgun düşürülmüş ve ikilemde bırakılmış kadına bundan sonra uygulanacak adımlarsa şöyle:
*uzunca bir süre görüşülmeyecek. kesinlikle aranmayacak, mesaj-mail atılmayacak. hayatından çıkmış gibi rahat, aynı şekilde özgür olunacak. sen bunları yaparken, ortak arkadaşlarınızın görüş mesafesine arkadaşlarınla eğlenirken, başbaşa yemek yerken v.s. gözükmeye önem göstereceksin ve haberin ona ulaşacak. o evde seni tekrar hayatına dahil etmek üzerine planlar yaparken, senin için herşeyden vaz geçebileceğinden söz eder ve bunu tüm benliğiyle kabul ederken, sen sözde ikinci kadınla boy gösterip, gününü gün edeceksin. aradığında telefonlarına çıkmayacak, mesajlarına, maillerine cevap vermeyecek, ola ki karşılaşırsanız acelen olduğundan dem vurup, görüşmeyi çok kısa tutacaksın... bir süre bu düzeyde ilerleyen "vaz geçilmez erkeklik" serüveninin son noktasında onu kendinden uzun süre mahrum bıraktıktan sonra, ara sıra onunla görüşecek, vakit geçirecek, o geçirdiğin vakitlerdeyse, sorunları konuşmak yerine, onsuz geçirdiğin zamanlarda sözde yaşadığın zorluklardan dem vuracaksın. onu ne kadar özlediğini, ne kadar çok sevdiğini, nasıl kıymet verdiğini dilinden düşürmeyeceksin... cesursa ve "madem bu kadar seviyosun, nedir bu yaptıkların" diyebilirse, espriye vurup, hiçbirşey yokmuşçasına davranacaksın...
sonrasında istediğin bir zaman bağları tamamen koparmak, ayrılmak istediğine dair güzel bir konuşma-mesaj-mail döşeyerek, tarifi tamamlayacaksın... bunda da karşı tarafı suçlamak yerine, kişisel sorunlarının olduğunu, asla onun bir suçu olmadığını, onu hep sevdiğini, seveceğini falan zırvalayacaksın ve bingo! artık bir kadının "en büyük aşkı"sın...
tabii bunları, bir kadının hayatını mahvetmek ve kendini bir ömür boyunca pislik gibi hissetmeyi göze alarak, gerçekten bir pislik olduğunun farkındalığına vararak yapmalısın... bir insanın ahını alıp, ömür boyunca vicdan azabı çekmekte, bunun yanında hediye!
burdan şunu da çıkartabiliriz. ben, hiç kimsenin "en büyük aşkı, aşığı" olamayacağımdır. ama en iyi, en güzel, en şu, en bu, yani enlerin aşkı olmak bu yoldan geçiyorsa ve bunlar gereksiniyorsa, varsın olmayayımdır...
ps: varsayım ve hayal gücü ürünüdür... pislik iseniz bile, lütfen evde denemeyin... insanların hayatlarıyla, duygu ve düşünceleriyle oynamayın...

30 Temmuz 2009 Perşembe

Yırttınız...

Bazen, kadınları yaşamak, kadınları yazmaktan daha cazip gelir...
Ve bazen, bir kadını yaşamak uğruna yazı yazmayla arama mesafeler koyabilirim...
Burayı, erkek dayanışmasının yanı sıra, bir yerde de kadınlar hakkındaki eleştirilerimizi yazıp, onları yerip, kötüleyip çemkirerek stres atmayı amaçlayarakta açtık...
Ey tüm dişi kişilikler, sözüm size!
Şuan etrafımda bir kadın var ki, -sizden olduğu iddaları mevcut, inanmak mümkün değil- sizlere yapay da olsa, kötümser bir bakış açısı ile yaklaşamıyor, içimden geldiği gibi stres atarkene, sizin de sinirlerinizi hoplatamıyorum... Yani yapmak istiyorum ama, yakınımda olan ve kadınların genellemesine -görünüşünden ötürü- dahil ettiğim insanüstü varlık, tüm familyanızı kurtarıyor...
Hadi yine iyisiniz...

19 Temmuz 2009 Pazar

Hatalı Adım -Part 1-

el ele, kol kola, diz dize vesaire dolaşan kadınlar görüyorum ortalıkta... yapmayın bunu, gadasını aldıklarım/alacaklarım... nedir abi? arkadaşınla duygusal boşluklarını mı tatmin ediyorsun, anlamıyorum ki! dün gördüm böyle iki tanesini... hoş değil böyle şeyler...
bunlar muhtemelen yalnız yaşayan amazon kadınları. daha doğrusu en azından dün gördüğüm insanları böyle tanımlarsam, pekte yanlış bir yafta yapıştırmış olmam... ben anladım kadınların geliştirdikleri taktikleri... böyle sarılarak, el ele, kol kola dolaşarak, karşıcinsel taraflarını bastırıyorlar.. ama bir yandan da, "ben yalnızım, yalnız ve sapasağlamım, bildiğin ayaktayım, bak omuzlarım ne kadar geniş ve gösterişli, benim erkek ırkına ihtiyacım yooookk!" gibi söylemlerle arkadaş gruplarında niteliyorlar kendilerini... tabii... sen öyle san beybi... ihtiyacın yok tabii... bir de şimdi bu spermi geliştirdiler ya ingiliz bilimadamları, iyice erkeklere olan ihtiyacınız azalır sizin... ey gidi... erkekleri yalnızca "üreme birimi" olarak görmeniz ne kadar yanlış ey kadın ırkı... bugün çenem düştü, vallahi durduramıyorum kendimi... yapamıyorum bunu... siz siz olun, sözde erkeklere ve onların getirisi ateşli sevişmelere, romantik anlara, kısa stand-uplara, tartışmalara ve güzel söz söyleme ritüellerine olan ihtiyacınızı giderdiklerini iddia eden ingiliz bilim adamlarına uyup o çeşit bir döllenmeyle hamile kalma hayali kursanız bile, hemcinsel değilseniz hemcinsinizle el ele, kol kola dolaşmayın... çok gıcık oluyorum...
insanın hep kendisine, dışarıdan bir gözle bakması gerektiğini, kişisel gelişim hakkında "guru" zanneden herkes basbas bağırıyor... vallahi hak vermiyor değilim... siz öyle kol kola gezerken, o çok okuduğunuz kitaplardaki "dışarıdan bakma" olayını becerebilseydiniz eğer, bir daha bir kadının bırak koluna girmek, bir kadınla bırak elele tutuşmak, o kadar yakın bir mesafeyle bile yürümezdiniz... 
güzel değil abi. yapmayın, yapanlara müsade etmeyin, "buraya çöp atanın ....!" tarzında bir uyarı sistemiyle, oturduğunuz sokağa bilgilendirme panoları asın... herkes kendi kapısının önünü süpürürse, tüm sokaklar tertemiz olur, bizim de göz zevkimiz kirlenmekten kurtulur...
bu başlık altında diğer arkadaşlarımız da, acımasız eleştiri oklarını, geliştirdiği fantaziler doğrultusunda batırabilir... ;) (bir smiley atasım geldi, yanlış anlaşılıyor espri yapıp smiley koymayınca... ahh şu msn gençliği! önceden smiley mi vardı abi, mesela sokakta uzun eşşek oynarken ve eşşek pozisyonundayken, kim arkasından girdiği(!) arkadaşına yaptığı hınzır şakalardan sonra, smiley ihtiyacı duyardı ki! ah şu msn gençliği demekten alamıyorum kendimi... yaşlanıyoruz.. cidden...)

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Erkeklerin Yaşayacağı Zorluklar -Bölüm 1-

yirmi yaşındayım... sevdiğim de bir kadın var, hayatımda... ben, sevdiğim insanla hayatımı birleştirmek istiyorum, bakalım neleri aşmam gerekir-miş...
bu sabah, gazete alıp iş ilanlarına göz atıyorum. ordan başlayayım, yakın tarihten...
*mesleğim bilgi işlem. hem abimin öğretileri -kendisi yedi yıldır bi firmada bilgi işlem sorumlusu-, hem de eski çalıştığım yerde piyasadaki en yaygın programı kurcalayıp öğrenebilmişliğimden dolayı, mesleğim diyebiliyorum. bunun yanında ileri düzeyde ofis kullanıyorum ve klavyeye de on parmağımla hakimim... ayrıca fotoşap v.s, yeterli düzeyde. bunların yanında; klasik IT tipi olan çirkin ve göbekli kıvamında değilim. tadından yenmeyecek bir şekilde prezentabılım. bilgi işlem olmak adına herhangi bir eğitim almadım, üniversitelerde bulunmadım. lise mezunuyum.. tamamen kendi çabalarım. askerliğim olmadığı için aday adayı bile olamıyorum... bilgi işlem olabilmek adına, yeterli seviyenin üzerindeyim, inanın buna; ama askerlik...
*onbeş ay gidip "vatani görev" başlığı altında eziyet çekmem gerekiyor ki; erkek olacakmışım... askerlik olgunlaştırırmış... sanki güneşe asıcaklar anasnı satiym... anadoluda askerliğini yapmayanlara erkek demezlermiş, demezlerse demesinler yani, hayatından onbeş ay giden onlar değil tabii...
hadi bunları aştık diyelim... ben askere gittim, geldim. yemişim onbeş ayını dedim, tükettim bi türlü... mesleğimi icraa edebileceğim bi işte buldum, çalışıyorum...
bitti mi erkek kısmısının çilesi? bitmez arkadaşım, bitmez...
her erkeğin ailesinin durumu, evliliklerinde yardım edebilecek durumda olamayabiliyor. ailemin pek durumu olmasın, yardım edemesin, düğün yapsın anca...
*sevdiğim insan hala hayatımda varsayımından yola çıkıyorum -ki bu da, bir çok engeli aşmışız demek, helal bize, bravo bize, mükemmel biz! anlaştık, sözleştik, isteme günü geldi...
ne diyeceğim karşı taraftaki aileye?
-merhaba efendim, ben serzeniş meraklısı... kızınıza aşığım, keza onun bana olan aşkı da sorgulanamayacak kadar esastır, gerçektir. sizin izniniz; allahın emri ve peygamberin kavliyle, evlenmek istiyoruz... kızınızı ömür boyunca mesut etmeyi ama mesutlardan uzak tutmayı amaçlıyorum... ona ömrüm boyunca narin bir çiçekmiş gibi değil de; uçsuz bucaksız bir gelincik tarlasıymışçasına özen göstereceğimden hiç şüpheniz olmasın... elleri sürekli sıcak suda olacak, devir doğalgaz devri malum... faturadan kaçmayacak kadar da cömertimdir, bir o kadar da değerlidir kızınız gözümde... artık "eli sıcak sudan soğuk suya değmeyecek" geyiğini çevirmiyorum o yüzden size... bakın gördüğünüz gibi; bu kadar da düşünceliyim... umarım alttan alta verdiğim toplumsal mesajları anlayabiliyorsunuzdur anneciğim... bu arada size anneciğim dememde bir sakınca yok; değil mi anneciğim? -anne baba söze girer genelde ama, onların ağzı iyi laf yapmaz, o yüzden ben konuşuyorum burada.-
-aşk dışında, mutlu edebileceğin bir materyal var mı evladım elinde? evin, araban, kızım sudan pek haz etmez, yatın olmayabilir tabii.. tercih meselesi... ben kızımı bu yaşlara getirene kadar nelerle uğraştım, ne zorluklar atlattım... o kendi çocuklarını büyütürken; aynı zorlukları yaşasın istemem... -hem damadı, hem de kendi evladını düşünen anne modeli, işimizi kolaylaştırsın...-
-anneciğim ev eşyalarım tamam sayılır, düzenli olarak taksitlerini ödüyorum, kızınızın sevdiği şekilde döşemeye gayret göstereceğim bir ev kiralayıp, hayatımı şekillendirmek ve kızınızla her sabah; bıkmadan ve usanmadan, altını çizmek istiyorum, bıkmayacağım kızınızdan! aynı yatakta uyanmak istiyorum... keza onun da istekleri aynı yönde, yüzü burda, sorun... arabayı da istanbul trafiğinde gereksiz buluyorum... pek saygıdeğer yöneticilerimiz basbas bağırıyor, "toplu taşıma araçlarını kullanın" diye... trafik malum... kıramıyorum kerataları... bu yüzden hiç gereksinimini hissetmedim. e şimdi birde metrobüs geldi, vapur var, tramvay var, ne gerek var, değil mi anneciğim? insan ister istemez hak veriyor adamcağızlara... ayrıca araba diye diretecek olursanız şayet; babamın şuan kullandığı 89 model, ikizim kadar yakın ve bi o kadar da yaşıtım bir renomuz mevcut. üstelik; altın rengi, özel seri, anlarsınız ya... benim sayılır... -tabii... ağzın laf yapması da, elde avuçtaki materyalle paralel işlediğinden, bu kadar oluyor...
-peki evladım, geçinebilecek misiniz kiralarda? ne kadar senin maaşın, hem kira, hem taksitler... zor olmayacak mı? ev almayı düşünmüyor musun, onda da mı trafik mevcut? malum istanbul kalabalık şehir... -anneciğim, zorlaştırmasan diyorum...-
-efenim morgıç dediğimiz komik telaffuzlu ama işlevselliği yüksek krediler mevcut... hayatımızın ilerleyen dönemlerinde, kızınızın da beklediği zammı almasıyla bir ev almak planımız yok desem, yalan söylemiş olurum... zaten şuanki evlilik planlarımızda da, kızınızın maaşının rolü yüksek. kirayı, faturaları ve mutfak masraflarının çoğunu o karşılayacakta... alırız tabii, zamanla, neden almayalım... ev de alırız, yazlıkta alırız... siz yeter ki isteklerinizi listeleyip, bize PTT aracılığıyla ulaştırın... maaşımı sağda solda önüme gelene söyleyemiyorum, şirket politikası anneciğim... kusuruma bakmazsınız inşaallah... -bak bak... şirket politikasıymış, utanır insan tabii...
-ben de sağa sola, her aşığım diyene kız veremiyorum, kusura bakma evladım... evini, arabanı, yazlığını, kışlığını, baharlığını -bunun iki adet olmasına özen göster...- alıp, borçlarını bitirdiğinde, tekrar görüşelim evladım... şirket politikası malum... -şirketiniz size minnettar olmalı anneciğim, ne kadar da sadıksınız... kural insanlarına hep hayranımdır, size "hayranıyım" diyebilir miyim anneciğim?!
ve erkeğin, en çok zorlanacağı kurum; yani evlilik kurumu da, bu şekilde işleyecektir muhtemelen... yazının son kısmına toplumsal mesaj bile eklemiyorum... diğer sorunları, dertleri bile saymıyorum... zaten yeterince acıklı hikaye, zaten yeterince zor, bu yaşam erkekler için...
gidiyorum ben... vallahi canım sıkıldı geleceğimi düşündükçe...

2 Temmuz 2009 Perşembe

siz erkekmisiniz ulan!

ada vapurundan inip, kabataşın güzel sahil gören caddesinden ağrı 2002 model ucundan modifiyeli ve ses sistemli minibüsümüzle, yüksekçe bir seste Linkin Park - İt's Going Down dinleyerek evimize dönmekte iken;
dikiz aynasından gözüken, manyak bir şöförü olduğu çok uzaklardan anlaşılan bir fıstık yeşili reno megan gözükür...
zor makasları büyük bi beceriyle atarak ve önündeki araçları ürküterek gelen şahıs, sarı saçları, makyajı, hatta kırmızı ojeleri ve güneş gözlüğüyle bi hatun kişisidir...
neyse abi, böyle film tadında anlatmakla olmicak...
adadaydık bugün babamla, bi kaç şey vardı halletmemiz gereken, hallettik otoparktan aracımızı aldık gidiyoruz. ben kullanıyorum. telefonumu da bağladım teybe, açtım çok sevdiğim bi parçayı, dıptıs dıptıs gidiyoruz tipik ergenler tadında... yanımda babam var, o benden daha ergen, ona hiç girmiyorum şimdi...
neyse abi, yaktık sigaramızı, kollarımızı uzattık camdan dışarı, kafamızı sallaya sallaya, trafiğe ayak uydurur bi biçimde sakin sakin giderken, arkadan gelen fıstık yeşili bi megan gördüm... dörtlü açmamış, çok sıkışık trafikte 90 100 arası makas ata ata yaklaştı, ben de bjk stadının yanından taksime doğru gidicem; o yüzden sol şeritteyim az ilerde dönmek zorunda kalacağım için, kimseden küfür yemeyelim, rahatken girelim dedik...
sonra abicim... bu megan geldi bizim aracın dibine kadar sokuldu, dörtlüler, uzunlar, kornalar... allaam, çıldırıcam... sonra dikizden bakarken, sarışın gayet bakımlı desperate housewives setinden kaçmış kadar süslenmiş bir ablamız...
sonra sağdan makas atmak kaydı ile bizi geçme gayreti gösterdi arkadaş, geçerken de, kafasını camdan tamamen çıkarıp ve sağ kolunu bize doğru savurup: "siz erkekmisiniz ulan!" diye kükredi... şaşkınlıktan babamla birbirimize bakarken, bastı gitti hatun... sonra babama dönüp, "iki dakka çıldırabilirim dimi?" dedim, takıl dedi o da..
neyse, otuz saniye sonra falan yetiştim ben buna, yol iki şeride düştü, bi süre yan yana gittik, hemen ardından ışıklarda yan yana durduk... müziği kıstım, olabildiğince kafamı sağa doğru uzatıp; "hiç şüpheniz olmasın" diye seslendim gayet sevecen bi ses tonuyla... kıpkırmızı kesilip yanan yeşil ışığın azizliğiyle bastı gitti sonra da...
çok güldük kendilerine... hatta stadın yanından taksime uzanan yolda, tekrar yakalayıp geçtim, yol trafik ışıkları için daraldığında, önüne geçip arkamda kalmasını sağladım... bu mudur yani şöförlük...
trafikteki kadının sesi misin sen bayan? alla alla...
yok yani, ne geçti eline kadın!.. trafikte kadınları aşağılayan, yetersiz gören tüm şöförler ayağına mı kapanıyo sen böyle yapınca...
hayır; ben küfür de ederdim, ederdim yalan yok.. yanımda babam vardı... beni geç, bunu bi taksiciye, bi dolmuş şöförüne yapsana sen... yemin ederim o ışıklarda alırdı ayağının altına... dua etsin, bana denk geldi...
veya, kesin sarhoştu... tahminen öyleydi ya, sarhoştu tabii... yoksa bi kadın ne bu kadar iyi araba kullanabilir, ne de böylesi bi cesaret gösterip, sağa sola salça olur..
gün geçtikçe yaşadığım olaylar, daha da ilginçleşmekte... bakalım daha neler görücez...
ps: sonra ve abi-abicim i ne kadar sık kullanmışım... editlemeyelim bari.. :Pp

13 Haziran 2009 Cumartesi

Duyuru.

Merhabalar;
Rectoa Erkek Blogları yazarlığından, yoğunluğu nedeniyle, kendi isteğiyle, çıkmıştır, bilgilerinize...
Yoo hayır kovmadık, niye kovucaz ki :Pp (yazı girmiyodu... :Pp)
Haydi bakalım...

10 Haziran 2009 Çarşamba

Tabusu Var Mı Bu Evin?

Karşı cinsle birşeyler yaşamak iste, tabulara takıl...
Tabulara boyun eğ, hemcinsinle yaşa, tabulara takıl...
Yaşama hiçbişey, lanet et düzene, tabulara takıl...
Takıl hacı! Çekinme hiç!
Tabularla mı ilişki yaşayalım lannnn!?
Karşı cinsle birşeyler yaşamak için çok çabala... Çünkü iki tarafta istese de, bir araya gelmek, duygularını karşı tarafa aktarmak zor iş vesselam... Peşinden ayrılma tüm duygularını peşin peşin aktarmak için. Ama toplum; senet imzalatılan, taksitli ve zor alışverişlerin, dayanılmaz hoşnutsuzluğundan yana olsun. Sen açık açık beğenip, tek seferde ödemek iste tüm bedelleri, ayıplan... (böyledir ya...) Aldırış etme, özgür ruhlu ol, açıl karşı tarafa... O da fit olsun düşüncelerine, senden bu adımı bekliyor, ama çekiniyor olsun...
Sonra topluma karış... Sevdiğin insanın eli elinde olsun, bazen dudaklarda da bu denge yaşansın... Toplum kötü görsün...
Nedir namus olarak gördüğünüz? Taparcasına severken, içgüdülerini, duygularını bastırmak mı?! Yok yaa!
Namusun en babası; sevdiğin insanla sevişmek değil midir? Sevdiğin, aşık olduğun insana sunmak ruhunu... -her hangi birine değil...- Hı?
Siz mi namuslusunuz? Tanımadığınız insanlarla, görücü usulü evlenip, cinsel dürtülerini bastıran, siz? Hmm... Bu daha iyi tabii... Duyguları kesinlikle ikincil, üçüncül planlara bırakmakta fayda görüyoruz, değil mi?
Bir imza mı, sizi namuslu yapan, namuslu kılan... Kıydığınız duygularınız mı yoksa? Duygusuzluğunuz mu, hatta!
Kişisel fikirleri, evrensel doğrular olarak görüp, aynı çizgide tanıyıp-tanımadığı herkese dayatan insanlardan haz etmiyorum...
Bunlar da evrensel doğrular değil belki, belki zırvadan öte gitmez!.. Ama baskı politikası ile aktarılmış düşünceler değiller... Benimseyen varsa, buyursun böyle... Benimsemeyen de; naparsa yapsın banane canım... Alla alla...
Karşı cinsle ilişkiler konusu, neden insanlara tabu olarak dayatılır şu ülkede?

28 Mayıs 2009 Perşembe

Fairyler Götürsün Seni Sünepe!


Alexander Rybak dinliyorum, full albüm çıkartmış eövrovizyondan sonra... albümünde de gayet hoş parçalar var... Tamam itiraf ediyorum, dans bile ettiriyo...
Taşa tutun, düşmanla yakınlaşan vaar :Pp
Na buda albüm kapağı... (bi yerde hemcinsimiz ama, onun üstünden rant sağlasam nolcak, sağlamasam nolcak yaw :Pp)
Ama yakışıklı diil lan, harbi diil... Bu bildiğin bizim ilk okuldaki sünepe Hüseyin... Ötesine geçemez yani :Pp
Pi den keman dersleri alıyorum hemen... :Pp
Adam ortadoğu ve balkanlardaki tüm 16-25 yaş arası bağğyanlara hitap etti lan! E tabi doğal, o yaşlar böyle tiplere ilk okuldan göz aşinalığı ile bakıyolar... Böyle bi sıcak, böyle bi içten gözüküyo göze tabii :Pp


Bende hep ayşecik tarzı kızları yakın bulurum kendime mesela, oda sadece göz aşinalığııı! Bakın şimdi şu resme, herkes karşısında yirmi yıldır tanıdığı, kanka gibi gördüğü birine bakıyo gibi hissetmiyomu? Hissediyo...
Aman diyim... Aldanmayın :Pp

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Sorumlu Akraba...

Kuzenimin evleneceğini, az önce mail kutuma düşen e-posta sonucunda öğrenmiş bulunuyorum...
Sorumluluk sahibi akraba modelini, bana bakarak inceleyebilirsiniz...
-yaklaş yavrucum, çekinme...
-tabii tabii dokusunu incelemek için dokunabilirsiniz...
-mıncıklamak yok ama!
-şş oraya dokunmak yok, incelemeyide tadında bırakın ama!
-evet o kısmı da "sorumluluk sahibi akrabanın" kaslı kolları hıhı...
-evet burun yapısı genelde böyle olmuyor ama, bunu baz alıp başkalarında hezeyana uğramayın, aman diyim...
O postanın içeriği de, haber vermek, "lan bak biz evleniyoruz, haberin olsun kuzi" filan gibi bana özel değil, bildiğin düğün davetiyesini tarattırıp, tüm listesine yollamış utanmaz arlanmaz sıkılmaz kuzen insanı... Yok hayır, ben aramam sormam, bir araya geldiğimizde çok deli eğlensekte... E ama insan böyle durumlarda arar, dimi yavrucum? Dimi güzelim, dimi bitanem? Şimdi altınmı bekliyosun benden, şimdi takı mı bekliyosun... Sen iki kontürden kaçın, arayıp haber vermek yerine 70 kişilik listedeki herhangi biri muamalesi yap (-evet bidost muamale zoruna mı gittiiiii?! :Pp Sana özel kefalizm ata sporunu icra edebileceğin bi lokma da bırakmıyor değilim. -ahh düşünceli yanım... kıyamam... :D) sonrada takı bekle, teşrif bekle, şereflendirmemi bekle...
Yok abicim ya, kırılmadım tabii... Ama bu da ayıp abi, düğün davetiyesi dediğin şey, kırkbeş dakika ötende oturan kuzenine mail yoluyla ulaştırılır mı ya?! En azından kargoya ver, en azından karşı ödemeli de olsa kargo yap bee! Valla kınıyorum böyle kuzeni... Kendisi hemcinsim değil, bu yüzden bu kadar düşüncesiz zaten...
Erkek adam olsa gelir, elini öper akrabasının, iznini ister, adayı tanıştırır, fikir alışverişi yapar... Ne len bu! Sanki taşınıyo...
Şimdi ben gidip nası "yüksek yüksek tepelere"yi söliym kınasında allansen!? (yok be müdür kınaya gidermiyim hiç, peeh) yada benim tanıdıklarım, benim sayemde o düğüne gidecek olanlar?! Böyle bi kuzen olacağına, en yüksek tepeye gelin olarak verilebilir... Hiçte gocunmam, aşrı aşrı tepelerdeki evlerin inşaatına da, bizzat yardımcı olurum...
Sorumluluk sahibi akraba modelini kuzenimde de inceleyebilirdiniz ama, ben daha sorumlu oluyorum bu durumda... Sorumlu hissedip, yazı bile yazıyorum, o derece...

26 Mayıs 2009 Salı

Tivi ve Erkeklerin Durumu...

Bir çok tivi kanalında, din kültürü ve ahlak bilgisi ve ilahiyat derslerinin ders notları döşenmiş, “gerçekten kesit”, “üçyüzbinyediyüzseksenbeşinci his” “bilmem kaçıncı boyut” “sırların kapısının anahtarı” gibi abidik gubidik programlar var bilindiği üzre…
Giriş ve gelişme kısmı, normal şartlarda yaşanır. Sonuca gelindiğinde de “vay anasını!” efekti vermemizin gerektiği, garipliklerle dolu bi kapanış olur ve “iyiler mutlaka kazanır” etiketi altındadır bu. Kötünün burnu sürter, kötü ölür, kötünün foyası meydana çıkar… İyiyse aklanır, iyi huylarından dolayı ödüllendirilir, iyi hislerine sığınmışlığın getirisi olarak kazançlı çıkar…
Bir de dizilerimiz... Vazgeçemediklerimiz... Diziler daha geniş bir yelpazede yer buluyor doğal olarak... "Çiftlikte aşk", "evde aşk", "iş yerinde aşk", fantazi deniyelim (aynı senaryoları farklı yüzlerle çekmekten sıkılmış yönetmenin dizisi) "sokakta aşk", "en ön sıradakiler", "ana caddeler", "bakalım yaprak dökülecek mi?", "aslında romantik, ama yalancı da" "turtalar vadisi" "koldan bacağa", "memnun-ül aşk" filan, böyle garip garip dizilerimiz mevcut televizyonlarımızda...
Yapmayın bunu abicim artık... Önceden ne güzel yerli yabancı filmlere yer verirdiniz... Yada dizileriniz inanılmaz kaliteli olurdu... Yapmayın birader! Televizyonu karıştırıyorum... Kablo tivi var hali hazırda. Hem şu bilgisayarın başından da birazcık kalkayım diyorum, tiviye bakmak bahanesiyle... Böyle kuzu kuzu, birşey üretme derdim olmasın belli bi süre diyorum, kendimi faydalı hissetmek istemiyorum moduna geçmek istiyorum, kısa bi süreliğine de olsa... Yok abicim... Körelmek istiyorsan, tivi izleyeceksin...
Neyşınıl ceografik, tienti, entivi, diskaveri çenıl, cnbce, sienentürk ve bir kaçta yabancı kanal harici, hiç albenisi olan yayınlar yok tivide... E yukarda saydığım kanallarda, kendilerini tekrar ediyorlar sürekli... Sürekli amerikan çupırdır, haberdir, mit bastırstır, borsa parametreleridir, yüksek binaların yapım aşamasıdır, kültür-sanattır, yabancı dizidir (ki zaten, aram yok pek diziyle), uzay bilimidir, doğal yaşamla savaştır izlenmiyor ki!
Mesela bu akşam, hangi kanal olduğunu hatırlayamıyorum, bir ingiliz kanalında "en zayıf halka" programının, orjinal sürümünü izledim... Acayip keyifliydi... Sunucu hanımefendi de aşırı feminist, yuvarlak çerçeve bi gözlük, kısacık sarı bi saçla, mükemmel bir görsellik sunuyordu izleyicilerine... Birde kelimeleri telaffuzu, nefesini kullanma şekli filan, çok hoşuma gitti. Yarışmanın konseptinde, "kodummu oturturum, ümüğünü sıkarım" formatında bir tavır takınması gerektiğinden dolayı, ortaya fazlasıyla sempatizan bi karakter çıkarmışlar... Duyduğum hayranlık üzerine, yarışmayı sonuna kadar izledim... İşte tivi kültürüm, içerik sıkıntısı nedeniyle böyle kıstaslarla belirleniyor benim...
Tivi sekiz ve kanal birde, akşam kuşağında genelde yabancı film oluyor mesela... Ama onlar da, amerikanın tutunamayanları oluyor, çok nadir, mükemmel filmleri veriyorlar da, denk geldiğinde günü kurtarmışlık hissi uyanıyor bünyede...
Al sana kadınların şekillendirdiği bir çarpık düzen daha... Hep sizin takip edip yücelttiğiniz dandik yapımlar yüzünden, bize izleyecek birşey yok şu kutuda!

22 Mayıs 2009 Cuma

Doğuştan Kadersiziz...

Bir çok yeti dağıtılırken kaypaklıktan kaçınılmamış ve erkekler hep yarım yamalak inşaa edilmiştir... Bildiğin malzemeden çalınmış, biz erkekler üzerinde çalışılırken...
Bir kere fiziki olarak erkek, kesinlikle dezavantajlar ülkesidir... Müstehçen işler yaparken bile, ağzına sıçılır bildiğin...
Eğer partnerinle ilk seferinse, odaklanmamak gibi bişeye yer yoktur, çünkü senin tutarsızlıkla ödüllendirilmiş bi yanın vardır. Kafasına göre takılır, hayat umrunda değildir, senin yapmaya çalıştığın işe saygı göstermeme gibi bi lüksü vardır, saygısızdır hem...
Kadın denen mucizevi yaratık öyle değildir ama. Odaklanma gibi bi arayış içerisinde değildir, müstehçen işin orta yerinde kitap okuyabilir, boş zamanlarında yaptığı hobilerin alayını aynı anda yapabilir, örgü örebilir, yarın ne giyeceğini düşünebilir, saçını nasıl kestireceğini hayal ederken, yeni saç modeline uygun bi makyaj taslağı çıkarabilir. Onun hiç derdi tasası yoktur aslında...
"Bu gece olmaz rıfat, başım ağrıyor" yalanı, aslında erkekleri kurtarır. Ki erkekler de, (yarım olmamıza veriyorum bunu) bu durumdan rahatsız olur... Hadi lan ordan! Kadın düşünceli, kadın, aslında senin bugün yorgun olduğun için, düşük performans sergileyip psikolojinin bozulmasından korkuyor... Kıymetini bilsene... Sonra bunun üzerine tartışmalar yaşanır birde, çok ayıplarım, kınama getiririm...
Bence bu "başım ağrıyor" olayını, ilk erkekler kullanmaya başladı, sonrasında kadınlar, bu güzelim bahaneyi sahiplenip, "ipler benim elimde nabeeer!" naniğini yapıştırmak için, harekete geçtiler ve başardılarda...
Sonra erkeklerin vücudunda, bakıldığında "ouuuuwwww!" hayranlık efektini uyandırabilecek bir tek nokta var (o da bütünüyle bakıldığında.. Ayrı ayrı ele alındığında, komik olur be!). Kadınlar öyle mi abi? Sorarım sana öyle mi? Topukları bile rant sağlamaya yeterli bence, böylesi güzel, böylesi çekici yaratılmışlardır...
Bizde üretim hatalarıyla doluyken, onlarla boy ölçüşmek durumuyla başa çıkmaya çabalar dururuz...
E sonra bilim adamlarının da içinde bulunduğu, kadınlara hizmet eden kozmetik diye bir düzen var. Erkeklerin en büyük kozmetik kozu nedir abicim, yüzdeki yanmayı azaltmak için traş losyonu... (deo, parfüm filan zaten fix) Kadınlarda öyle mi bu? Sayayım mı şimdi burda, gerek varmı yani yazının uzunluğuna tecavüz etmeye?
Tekstiliydi, ayakkabısıydı, hediyelik eşyasıydı, böyle sektörlerin de, bu dengedeki dengesizliğin mimarlarından bir kaçı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim...
Bi erkeğe hediye alıcaksın mesela, nedir abi. Saat al, tişört al, bedenini bilicek kadar yakınsan, güzel bi pantolon al, parfüm al, ohh, erkek tav bildiğin... Erkek; herşeyden önce karşı taraftan hediye alma sanatından uzak bi şekilde yaşar ve yaşamını sonlandırır müdür. Birileri ona durduk yere hediye almaz. Hediye alınsa da, şaşırmaz ki... Bi paket gelir süslü janjan kaplı, kare ebatlarındadır, açarsın, hoop, içinden bi tişört çıkar. Mutlu olursun... Ufak bi kutu gelir, o da kare boyutlardadır, saatin modelini beğenmeyi umarak açarsın ki, o kutudan saatten başka birşeylerin çıkma ihtimali yoktur...
Ben iyi hatırlıyorum, on yedime girdiğimde, üç farklı kişiden kol saati gelmişti hediye olarak... O da barışmak isteyen ve hemcinslerinden bi adım önde olmak için yanıp tutuşan eski kız arkadaşlarımdı... Üçünü de birer hafta aralıklarla takıp, geri yollamıştım kendilerine... (saatleri kullandım sadece.. :D)
Bayanlara hediye almak bu kadar basit değil! Gerçekten, herşeyden önce, tatminkarlıklarını sağlayabilmeyi becerebilmek, büyük iş vesselam... Çünkü onlar, donanım bazında erkeklerden bi aşama üstün! Ne alırsan al, hep daha iyileri mevcut... Pırlanta madeni al, işlenmemiş lan bunlar diyip kafana atar tüm pırlantaları... Kadınlar böyle abi...
Dahasıda var, dahasıda var ama, şimdi değil ;)
İşte öyle sevgili blog... Neler çekiyoruz, bi bilsen... Nelerle yaşıyoruz... Ahh ah...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Bilinmeyenleriyle "Biz"

Ne büyük kelimeymiş şu cinsiyet ayrımı... Herkesler de ne kadar hassasmış bu konuda...
Farklı bişeyler yapmak istedik eğlencelik, tadından yenmeyen böyle... Nedir yani kollektif bi yaklaşıma bu kadar kötümser baktıran size? Anlatın, bizde size o gözle bakalım hatun kişiler, kötü gözle yani...
Şimdi şöyle ki;
Rectoa; tanımayanınız yoktur. Bu adamda karşı cinse küsücek göz varmı allansen? Aklın alıyomu senin? Daş gibi delikanlı, karizması, kültürü yerinde, oturmasını kalkmasını bilir, gündemi harfiyen takip eder, kelimelerini iyi kullanır herşeyden önce, böyle bi adam, feminizmin erkek versiyonunu arayacak kadar, boş mu gözüküyor oradan, monitörün ardından bakınca... Lcd monitör edinin, lütfen yaw!
Pi; hacı, ben bu adamı canımın sıkkın olduğu dönemlerimde tanıdım, geldi bloguma, bir yorum bıraktı, teşvik primi gibiydi, günüm güzel geçti adamın yazdıklarını okuduktan sonra! Sonra blogunu karıştırdım, adamın işi gücü yerinde, her türlü bohem bilgisi mevcut, ne sorarsan sor, (sekiz basamak ve üzeri çarpma işlemleri hariç :P) anında yanıtlar sana, adam bu kadar kültürlü, bu kadar bilgi sahibi.. Bunun yanında hayatı ciddiye alıyor, dolu dolu yaşıyor... Filmini izliyor, en kaliteli müzikleri dinliyor, puCCanın tabiriyle, "fransızların taşşaklarıyla dövdüğü şaraplardan" içiyor lan adam bildiğin... Böyle bi bünyeyi bedenle buluşturduktan sonra, karşı cinsle ödüllendirmezsin de, naparsın allansen... Gay olurum dersen, o da tercih meselesi tabii, o değil ama! Kadınlara küsmez, kadınları küstürmez, adam bildiğin burcuva beyfendisi nan!
Can; abi, bu adam kötü bi başlangıç yapmış olabilir, ama git, oku kişisel blogunu, adam geyik yapa yapa, geyik neslinin tehlikeye girmesine yol açmıştır, geyik yasağı getirilmiştir onun yüzünden. Herşeyden önce; adam yönetmenlik dalında çarpışıyor hayatla, adam, sanatın içinde, sanat, O'nun içinde (eheheh), sanatın olmazsa olmazı kadınları, hayatından çıkarırsa, ne anlamı kalır allansen sanatla uğraşmasının... Sanat için soyunur, sanat için ukraynalı hatunlarla kadıköyde vakit geçirir, sanat için çıplak kaldığı süreyi uzatır, üç bira içtikten sonra, sanat için çişiyle izbe dükkan duvarlarına mona lizanın emitasyonunu çizer, altına imzasını atar, sanat için soyunduğu süreyi, karşılık bulduğu sürece uzatır... Adam bu kadar kültürlü, hayatla iç içe, hayat O'nun içinde (hehehe x 2), e böyle olunca, erkek hayatının olmazsa olmazı, kadınlara cephe alabilirmi bu adam, hemde bu kadar çıplak kaldıktan sonra... Zatürre mi olsun gözünü seviym, bırak abi ya! En fazla sever, sayar ve çıplak kalır! Adam sanatçı herşeyden önce, sanatçıya saygı!
Ben; Serzeniş Meraklısı... Anlatmama gerek varmı ki... Ben aşk olmadan, nefes alıp verdiğim her günün üzerine bi çizik atıyorum takvimlerde, yaşanmamış sayıyorum... Beni de başkası, başka bi postta anlatsın yahu! Kendimi anlatırkene, garip duygular içerisine girdim şincik... :Pp
Böyle bi kadro, kadınlara karşı cephe almaz, güler, eğlenir, eğlenirken, eğlendirir (şaklaban nan bildiğin!) diil tabi diil, içses, kes len! Olacak o kadarın vtr lerinde, "acıcık ucundan değdiriyoruz lan, köklemek gibi bi gayemiz yok" gibi bi kısım vardı, aha, o bizim sloganımız :Pp
Sizler de; yani bayanlar, yaşam öz sularımız, gelin ve ti ye alın bizi, Pi ye de alabilirsiniz, ya da Pi yi de alabilirsiniz, tercih meselesi tabii... :))
Hem eğlenelim, hemde erkeklerin bilinmeyenlerini, hassas noktalarını öğretelim size... Siz de, sevgilisiz, kankisiz kalmayın... Erkeğinizi, elinizde tutmanız için klavuzluk yapalım, eğlenirken, öğrenin yahu!

19 Mayıs 2009 Salı

Kolları Sıvadım Ben...

Selamlar...
Tema çalışmalarına başladım ben... Ana şablon olarak bunu düşünüyorum... Veya Blogger'in standart temalarından minimanın beyazının üç kollusu üzerinde çalışabilirim ki, bu daha yakışıklı bana göre. Bunun üzerinde header, kutucuk başlığı resmi v.s. çalışacağım... Ama şuan pc de fotoşaaaooğğğp denen mucizevi program yüklü değil, cihaz format yemiş...
Bu temada yukarıdaki bordo kısım tahminimce header konduğunda kaybolacaktır. öyle olduğunda, fontların renk ayarlarını kıpraştırarak, halledebiliriz son rötüşleri...
Header hakkında fikir beyanlarınızı da alabilirim...
Ben diyorum ki; türk sinemasının unutulmaz jönlerinden (tabiki nuri alço ve coşkundan bahsediyorum :Pp) oluşan, komplike bi header yapalım...
Veya; bilindik erkek olmazsa olmazları ve yazı tabanlı bi header yapalım, karman çorman böyle...
Fikir zikrederseniz, işim kolaylaşır...
Evet... Bekliyorum ben, bu arada programlarımı da yükleyeyim, çalışmaya hazır hale getireyim...
(siminyanın verdiği gazla, bi çok insan gelip gitmiş, hoş gelmiş, beş gitmiş alayı...)

15 Mayıs 2009 Cuma

duydum ki...

noluyo huleyn burda! diyerek, kadir abi girişi yapmak istiyorum arkadaşlar...
aşk-meşk... bunlar değildir ki beni benden eden...
hala istanbuldayım ben, anne ve baba faktörü çorluya göndermek istemiyor... bende, hak verirsiniz ki, ev toplamamanın, yemek yapmamanın, kendi ayaklarımı yerden kaldıran bu iki insanın, keyfini sürüyorum...
üstteki paragrafı unut, kötü bi etki bırakıcak vesselam... hacı hastayım ya hala, 1.95 boyuma rağmen hala onların gözünde çocuğum ya, onların "minik" yavrularıyım ya, kıyamıyolar bana, orda gidip yaban ellerde bulaşık yıkamama, ev süpürmeme falan... ben çok istiyorum aslında :P ama göndermiyolar, aileye saygı, kararlarına saygı, saygılı bi türk genciyim ben, aaa lütfen! :Pp
neyse; şincik burda benim bilgisayarım vardı normal şartlarda, internet bağlantım vardı, ama göçünce çorluya, hepsini aldım yanımda götürdüm... evet evet, internet bağlantı kablomu bile götürdüm, böyle de çirkefimdir... sonra, internet bağlantısı küstü, erişimi noktaladı... v.s.
sonracıman; yanımda bi kaç fazla elbise getiricem diye, laptopumu sattım, yarı yolda bıraktım ben.. çorluda yani... e böyle olunca, yazı bile yazamıyorum ki ben doğru dürüst... isterseniz paintten bişeyler ayarlayayım, yerseniz :Pp
temanın üç dört saati var normalde... ya base siyah, ya base beyaz kullanıp, kafasına da bi header geçireceğiz, ama bunun için fotoşop denen mucizevi program gerekli... sonra, banner dediğimiz şeyi jpg formatında yapmak istemiyorum, şöyle cıncıklı, hareketli bişeyler olsun istiyorum... e bunun için de flash programı gerek en kötüsünden... hadi programları buldum, ben kendi farem olmadan, kendimi işime veremem ki... kablosuz kendileri, ruh halime göre göbeğimde, sol kolum üzerinde, sağ bacağımda, bazen yüzümde filan çalışırım yani... yapamam böyle cafe köşelerinde anlicanız...
bu zamanda da, tanıdığımız erkek blogger arkadaşlarımızı bloga yazar olarak dahil edebiliriz mesela... içerik birikimi yaparken, planlama dahilinde etiketlerini, bölümlerini belirleyebiliriz yazıların... sonrasında yazı girme aralığıdır, blog tanıtım sitelerine üye olmaktır, böyle kıldan yünden şeyleri halledersek, temayı oturttuğumuzda hiçbir derdimiz, tasamız olmaz diye düşünüyorum...
birde; aşk var, aşk olmadan, geçer mi bu hayat yahu! o konuya da fazlası ile kafa yoruyorum, rayına oturtulması gerek, bildiğiniz üzre...
son olarak, duydum ki cesetizleri (örgütün bilgi kaynağı, eğitim sorumlusu... çocukları küçük yaşlarda ele geçirip, beyinlerini yıkamayı planlıyor kendileri... henüz başarılı olabilmiş değil...) hala al yazmalım ı izlerken ağlarmış, kendinden geçer, kağıt havlularla daha bi samimi olurmuş... birde hala düzgün olarak türkçeyi okumayı sökememiş, ilk okul birde taktıkları kurdaleyi de, peşkeş çekmişler, sınıf örtmenine yüklü miktarda tebeşir ve kayın ağacından bi sopa hediye etmişler, bağış adı altında, kurdale için... duydum, çok ayıpladım hacı :Pp
sonrasında... geçen günlerde siminya (örgütün ele başısı, çok gaddar olduğu, erkekleri kulaklarından asarak feminist bir dünya oluşturmayı planladığını biliyoruz...)yı izbe bi işkembecide görmüşler... o hanımefendiliğinden, o insanı baştan çıkartan, işvesi, cilvesinden eser yokmuş... tanınmamak için erkekleri tavlarken kullandığı siyah dekolte kıyafetinden sıyrılıp (iş elbisesi bi nevii), eşofman takımı ile gitse de, o pembe kafasıyla tanınmadan edememiş... yani demem o ki, suşi restoranlarında boy gösteren, beyaz şarap ve şampanyadan başka bir şey içmeyen, görünen yüze aldanmayınız... normalde böyle bi hali yok, eser yok... kanmayalım, kandırılmayalım...
evet, sevgili erkek dayanışmasının, gururlu yazarları ve okuyucuları... (tabi ki sadece erkekler) gördüm, duydum ve yazdım...
feminen, feminist bir dünya düzenine hayır!
cesciim, inşalla en kısa sürede kpss denen iğrenç düzenden sıyrılıp, meslek hayatına başlarsın, tabiki de dileklerimiz bu yönde... maksat, şu tasa dolu kürenin içerisinde, biraz neşe, biraz eğlence...
ayrıca siminyacım; senin forsunu, cakanı, havanı, hiçbişey bozamaz, tabiki de bunun bilincindeyiz... :)