brokoli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brokoli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ayrılığa Kılıf

... zaten bir insan kendisinden büyükle çıkmamalı sonu daima hüsran olur

... zaten bir insan kendisiyle yaşıt olanla çıkmamalı bir şeyler öğrenemez

... zaten bir insan kendisinden küçükle çıkmamalı çocuk bakıcısı mıyız

... zaten ilişkiye başlamak hataydı

... zaten ilişkiyi devam ettirmek hataydı

... zaten o benim için uygun insan değildi

... zaten o beni hiç mutlu edemedi

(...)

Bin tane kılıf çıkartırsınız di mi ayrılınca?

Kadın / erkek hiç fark etmez. Herkes bir kılıf çıkartır.

Kimse "onu yeterince mutlu edemedim o benim kıçıma tekmeyi vurdu" diyemez...

Kimse "takıntılarımla ona ölmeden cehennem azabı yaşattım siktiri çekti" diyemez...

Kimse "kızın/ çocuğun hayatının içine sıçtım" diyemez...

(...)

Çevremde bin türlü zorluğa göğüs gere gere, sırf yaşanılan güzel bir kaç anıyı düşüne düşüne, pek çok saçma sapan durumlara sabrede sabrede bir ilişki yaşama çabasındaki arkadaşlarımı gördükçe sırf bir boku beceremediği için güzel günlerini de silip atmaktan gocunmayan, üstüne bir de "sıçtık, sıvayalım" manasında bir güzel kılıflar uyduran bir takım şeref yoksunlarını gördükçe üzülüyorum...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kıskanmak

Kıskançlık kötüdür; karşındakini boğar, iyidir; aşkın ispatıdır falan filan.

Kıskanmak bende utanç duygusunu getiriyor.

Kıskanç adamız vesselam, yeri gelir harbiden boğarız kıskançlığımızla aynı zamanda da boğuluruz da. Sinir harbidir kıskançlık... Bir şüphe hali...

Sürekli bir sorguculuk, hem kendini hem karşıdakini...

Seviyorsundur işte ya kıskanıyorsan falan ama kıskançlık biraz kendine biraz da çevreye güvensizliktir.

Güvenmiyorum arkadaş kendime.

Bir kadını sonsuza kadar elimde tutabilecek kudreti bulmuyorum!

Bu kadar net ya...

Sonsuza kadar sevebilirim evet, ancak iş "o"nun için çevreyle mücadele etmeye gelince fıs...

Edemem.

Her konuda hakkımı savunabilirim ama aşkımı ispat edip kadınımı tutup kolundan başka yere götürebilecek gücüm yok.

Yok işte.

Napayım?

Bu yüzden de kıskançlık utanmakla kardeş bende...

Çevreye de güvenmiyorum...

Elalem piç olmuş arkadaş.

Ona yazayım, buna yazayım, şu hatunu keseyim, aman öbüründen geri kalmayayım...

En iyi arkadaşının nişanlısını düğünden bir hafta önce ayartanlar var ya, şimdi isim isim saymayalım bunları...

Olayın bir de "karşıdaki insan", yani kıskanmak eyleminin edilgeni kısmı var...

Kıskanılan...

Kıskanılmak hoştur...

İlk başlarda bir ego tatmini vardır...

Hele kıskanılan kendine güvensiz biriyse güven tazeler...

"Paylaşılamayan" sendromu...

Bir süre sonra kıskançlık, bir ok gibi... Bin ok gibi saplanır...

İki çare vardır.

Ya acıdan bağırıp okları vücudundan çıkartıp yoluna devam edecektir...

Ya da o oklara eklenecek bin okla daha yaşamayı öğrenecektir...

17 Kasım 2009 Salı

Kaç Yıl Gerek, Bana Dönmen İçin?

Şimdi, kimsenin peşinden koşmadım diyemem. Demem. Koştum. Çok koştum, yoruldum hatta...


Platonik takıldığım da oldu. Ama az oldu.

Neyse, şu bir gerçek ki; pişmanlık duymadığım ilişki sayım iki.

Evet. 2...

Gerisi?

Boşluk hissinden başka bir şey uyandırmıyorlar bende... Ha, şunu da inkar edemem bana hepsi bir şeyler kattı. Bugünkü aşk kavramıma, ilişki, arkadaşlık, güven... Hayatta ne düşünüyorsam ne yapıyorsam ne ediyorsam hepsinde payları var bütün ilişkilerimin...

Misal bende bir güven problemi var. E bu durduğu yerde ortaya çıkmıyor ya?

Keza, aşk kavramım da çoğu yaşıtımdan farklıdır. 90'lıların çoğu kimi ne kadar öptüğünü vs aşk olarak düşünür. Ben böyle düşünmüyorum...

Benim için bir insanın aşk kavramı ifade edebilmesi için sağlam karakterli olması, geleceğimde yer tutacağını bana hissettirmesi gerek. Anlık yaşayamam ben... Bana ters...

Keza, bir ilişki benim için sadece el ele tutuşup gezme vesaire de değildir. Oturup adam akıllı derdimi paylaşamayacağım, bir kitap bir film konusunda oturup fikir paylaşımı yapamayacağım birini niye hayatıma ortak edeyim?

Yaklaşık iki - iki buçuk yıldır da { bir takım falsolu vuruşları saymazsak } bir kız arkadaşım olmadı... İşin aslı eksikliğini de hissetmezdim ya, hayat gailesi yavaştan baş gösterince durup düşünür oldum; ben nerede hata yapıyorum?

Hayata karşı duruşum mu yanlış?

İlişkilere bakışım mı?

Ne?

Ve ben, bir türlü gelmeyen sevdiceğe şarkılar mırıldanıp şiirler yazıyorum; safım ya ben...

"Kaç yıl gerek, bana dönmen için... Kavruldu kalmadı, yandı içim..."

28 Ekim 2009 Çarşamba

Parçadan Bütüne #1


Bazı kızların ağızlarına sıçan erkek arkadaşlarına karşı yaptıkları tek şeyin ağızlarını biraz daha açmalarını genellesek mi genellemesek mi?

9 Ekim 2009 Cuma

Ne Zaman?


Erkekler evlenmeyi ne zaman aklına koyar?

- Çocukluktan çıkıp çocuk sahibi olmak istediklerini fark ettikleri zaman.
- Sarhoş olup "kaza kurşunu" attıkları zaman.

Kadınlar evlenmeyi ne zaman aklına koyar?

Küçükken evcilik diye bir oyunun varlığını fark ettikleri zaman.

1 Ekim 2009 Perşembe

EvlenME

Evlilik erkeği batırır, neden?

1. Özel yaşamı biter.

Öyle ya, penguen gibi tek kişiyle 40 - 50 yıl...

2. Sosyal yaşamı biter.

Anca kahveye giderse gider, öbür türlü tak sırtına çantayı al altına arabayı, kap biraları, yanına arkadaşlarını; o şehir senin bu şehir benim devri biter.

3. Yatak hayatı biter.

Çocuğa kadar bir yatak hayatı vardır, çocuk gelir, yatak biter.

4. Ev yaşamı biter.

Evde istediği gibi dağınık yaşama, coşma eğlenme devri biter. Partiler? Ohooo görebileceği son parti bekarlığa veda partisidir, o da karısından izin alabilirse tabii!

***

Demem o ki: Erkekler! Sakın evlenmeyin!!!!

24 Eylül 2009 Perşembe

Buluşma!

27 Ekim Pazar saat 14:30 - Taksim Anıt önünde buluşma.

Mekan olarak Mephisto'yu düşündük, daha iyi öneriler olursa oralarda takılırız... Maksat muhabbet değil mi be ya?

ps: Daha önce cumartesi olarak belirlediğimizi biz de biliyoruz ama teknik bir takım aksaklıklar oldu :p

2 Eylül 2009 Çarşamba

Aldatmak

Aldatmak hep tartışılan bir kavramdır, haklı olarak...

Aldatan mı suçlu, aldatılan mı vesaire...

Ben bu tarz olaylarda aldatanın % 99, aldatılanın % 1 suçlu olduğunu düşünürüm...

Ama konum bu değil şu anda...

Erkek aldatır, diyor bazı kadınlar, kesin aldatır; aldatmayan erkek yoktur...

Hatta bazıları "İyi ki de aldatır, ilişkimiz renkleniyor vallaha!" diye şuh bir kahkahayla süslü cümleler de kuruyor...

O kadar da değil...

Konu bu da değil, ama her erkek aldatmaz kadınlar, bunu unutmayın!

Erkek aldatınca, sanki tek başına mı aldatır?

Bir suç ortağı yok mudur?

Bir kadın?

Çok uç durumlarda bir erkek??

Neyse, uça sapmayalım, kadında duralım!

Kadının bunu yapmasının sebebi nedir?

Hep duyarız ya, baldızıyla yatan adamı eniştesi bıçakladı!

Patronuyla yatan adamın boşanma davasında silahlar konuştu!

Falan filan...

Hadi, erkek doğası gereği bir kadına çok karşı koyamaz diyelim, kaldı ki bu da bir savunma olamaz, aldatmak şerefsizliktir.

Kadın neden yapar bunu?

"Öbürü" sıfatı hoşuna mı gider?

Bir kadının elindekini ele geçirmenin ve yakalanma ihtimalinin verdiği adrenalin midir?

Hemcinse kötülük yapma zevki neden bu kadar tadına doyulmazdır?

Neden?

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Alış! Veriş!

Erkeklerin kanayan yarası, kadınların gocunmadığı gediği alışveriş...

Malumunuz, iki cins arasında sayısız fark var... Alışverişe bakış açıları da bunlardan biri!

Peki ama neden?

Neden bir kadın için alışveriş kutsal bir ritüel olurken erkek için tam bir çin işkencesine dönüşüyor?

Neden bir erkek mağaza mağaza elinde poşet taşımaktan helak olurken kadın kısmı bir elinde son model cep telefonu, diğer eli sürekli "oraya girelim" tarzında bir navigasyon görevi görür gibi keyif içinde yapıyor alışverişi?

Nedir bu çifte standart?

*

Sonra kadınlar erkeklere muhtaç diyoruz da biz kötüleniyoruz; al işte, torbayı taşıyan erkek, sefasını kadın sürüyor!

*

Ama bahsetmek istediğim nokta bu değil, ki oraya girersek bir önceki cümle tüm işi özetler zaten...

Alışverişe bakış açısı?

Bir erkek için ne giydiği, pantolon - ayakkabı uyumu aslında öyle çok da önemli değil. Ancak ve ancak gideceği ortamda hoşlanabileceği bir hatun varsa gardrobuna şöööööyle ayrıntılı bakar, öbür türlü çeker bir tişört, pantolon giyer gider...

Bakımsızlık değil, elbette kimse de eşek değil gidip turuncu kazak altına yeşil pantolon giymez! Ama işte kadınlar kadar özen göstermez bakar ne renk, altındaki çok mu abes? Değilse giy git işte.

Ama kadın öyle değil... Giyet, çıkarır, bi' daha giyer, iki kez daha çıkartır... Çünkü diğerini çıkartmayı unutmuştur üzerinden...

Yapmayın bunu hanımlar!

Eğer "eşitlik"ten söz edeceksek, lüzumsuz yere önem vermeyin bu uyum işine!

*

Gelelim alışverişe!

E üstü başı hayat memat meselesi olmayan biri delirmiş gibi alışveriş yapar mı? Yapmaz.

O yüzden işte kadın kısmı deli gibi bir o mağazaya bir bu mağazaya dalıyorsa bizon sürüsü gibi, bundandır işte!

Çıkar, giy, giy, çıkar olayı...

*

Herşey iyi güzel, alan memmun satan memmun diyorsanız hanımlar, bunu bir de yanınızda Köle İsuara misali taşıdığınız erkeklere sorun! Onlar da memmun muymuş?

Bundan sonra da alışverişe bir tek kendiniz veya hemcinsleriniz ile çıkın ya hu ne gerek var bin küsür ademoğlunu helak etmeye?

24 Temmuz 2009 Cuma

Toprak'ın Getirdikleri | Aciz Toprak Parçası

Halis Toprak'ın 17 yaşında bir kızla evlendiğini okuduğumda şok oldum; nasıl bir mide, nasıl bir ahlak, nasıl...

Kızcağızın ağlayarak imza attığı da haberin kenarına sıkıştırılmıştı, içim cız etti...

Üç gündür bekliyorum, bazı köşe yazarları hariç sözde aydınlarımızdan ne bir ses, ne bir seda, tısssss...

İşin ilginci kadınlardan da ses gelmedi!

Tecavüz, taciz vesaire haberlerini, yorumlarını şevkle ağız sulandıracak bir ciddiyetle paylaşan kadın blogcular da tısssssss!

Hani, nerede sizin kadın haklarına dair ölümsüz, doyumsuz savaşınız? Neredesiniz "bilinçli" insanlar?

Halis Toprak'ın 7 çocuğu birden bu evliliğe karşı dava açarken, baba "kız benim değil mi, size ne" derken neden susuyorsunuz?

Toprak, bizim ülkemizdeki "adam-sende"ciliği yüzümüze vurdu. Hem de 71 yaşında...

Neden susuyorsunuz kadınlar, neden!

brokoli


................................................................................................................................................................................................




N'yazık ki ülkemizdeki rezilliklerden bir tanesi.. Tek farkı zengin bir iş adamı..

Durun durun böyle başlamayalım.. Alper zaten yazmış herşeyi biz farklı bir bakış açısı sunalım..

Hüseyin Üzmez ve Halis Toprak vakaları..

Farkları;
Biri nikahlı diğeri nikahsız..

Ortak noktaları;
Sapıklık, mapıklık, yuh artıklık falan filan..
Birinin aile izni olarak nikah kıyılması diğerinin anne izni ile taciz edilmesi..

Peki birinde tepkiler dağ gibiyken, tepkileri yazan, manşetlerine taşıyıp günlerce gündemde tutup tepkiyi arttıran gazeteler varken..
Toprak ağada n'den yok..

Basit.. Siyaset.. Evet siyaset.. Üzmezin taciz ettiği kızı savunan siyasetçilerimiz Üzmezin bulunduğu safın karşısındaydı da ondan..

Ondan parti kadın kolları kınamadı.. Kafalara yumurta atılmadı..

Yazık gerçekten yazık.. Ülkemizin, ülkemizde yaşayanların durumu yazık..

Örgütlenememiş kadınlarımız yazık..

Ve kadın blogları.. Öyledir böyledir diyip bize saldıranlar..
Şimdi neredesiniz?
Kaçınız aile izni ile evliliğe karşı çıktı?
Kaçınız bu yasa kaldırılsın diye dava açtı?
Veya açanalrın yanında durdu?
Kaçınız birlik olup siyasi partiler içinde etkin kadın yapılanması oluşturdu?


KadınlarYazıyor blogu daha yeni.. Ama ben gerçekten ciddilerse ileride onlardan basına çıklamaları, davalar bekliyorum.. Yoksa sorunları yazsan n'olur? Yazıda kalır.. Madem yola baş koydunuz.. Durmayın.. Orjinal eylemler yapın. Marjinal olun.. Hiç birini yapamıyorsanız günlük gazetelere, köe yazarlarına mail yollayın.. Diretin.. Tepkilerinizi yorumlarda bırakmayın..


Ha siz yapmadıkça biz yazacağız.. Yaptıklarımızın reklamını yapmadığımız için bizi tanımayan sizler; yazıp sizleri itmemiz aslında gerçek hayatta yaptıklarımızdır..

Can

23 Temmuz 2009 Perşembe

iq gerektiren erkekblogları

Kadınlar Yazıyor'u bazen okurum. Herşeyi gayet net, gayet açık yazıyorlar; yorum payı bırakmıyorlar kafada. Yani okuduktan sonra düşünmüyorsunuz fazla.

Ama bizde böyle mi ya?

Biz yola çıkarken ciddi sorunları ciddi ciddi masaya yatıracağız mı dedik? Yooo

Bizim 1000lerce takipçimiz olmayacağı zaten belliydi, kadınların bloglarında ise bol sıfırlı takipçiler mevcut; bu da bizim yazılarımıza yorum yapan zihniyeti, bize oturduğu yerden eleştiri sınırını aşarak laflayan bloggerları gösteriyor...

İlla ki ne yazdığımızı net bir biçimde not düşerek izah mı edelim?

İki günde iki farklı blog yazarının bizim/ benim hakkımdaki yazılarını hayretten ağzım bi' karış açık okudum. Birisi hakkında dün yazdım, konu kapanmış öyle dediler, tamam...

Bugün başka bir adresin beni bir takım merciilere havale eden yazısını okudum...

Tepki bile göstermezdim ama insanlar okunanları anlamadan bizi anlayışsızlıkla suçlayınca fazlasıyla komik oluyorlar, bilsinler...

Okuduklarını iyice tartmadan biçmeden kendi okyanuslarına nefret yazılı kağıttan kayıklarını atmasınlar, sonra kendileri küçük düşüyorlar...

Ben kimseyi bilmem tanımam, bir defaya mahsus olmak üzere başka bir blogda bana belaltı çakan bir yorumcuyu kendi blogumda ifşa ettim, pişman da değilim sonuçta kendimi ifade etmiştim...

Ama ifade özgürlüğü hakaret boyutuna varıyorsa bu kişinin acizliğini gösterir, başka da bir şey değil...

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Yorumcunun Hakkı, Yazarın Zatı

Yorumlarımızda kopan diyaloglar, kavgalar meşhurdur. İlginç, komik, sinir bozucu, moral verici, şevk kırıcı yorumlarla beraber diyalog çıkartan yorumlar da var...

En son başımıza bir Emine Albayrak vak'ası geldi...

Yazılan hemşire yazısına çıkış yaparak güzel bir şut çeken Emine Hanım maalesef bu şutunun kaleyi bulmaması ve üstelik Can'dan pek bir güzel vücut çalımı gelmesinin akabinde küplere bindi...

Kendisi hakkında Can'ın yazdığı yazıya imzamı atarım, gözüm kapalı. Hiçbir hakaret, hiçbir tersleme olmayıp olayı şakayla karışık tatlıya bağlama girişimi vardı...

Ancak bahsi geçen şahsın dün itibariyle blogunda yazdığı hakkımızdaki yazıdaki yazıcak birikim ya da yazıcak ilham olmamasından rolantiye almış bir şekilde sürdüre dursunlar , bit kadar beyinciklerini kullanabilselerdi , Varsa yoksa belden aşağıya vuruyorlar.Tek yapabildikleri belki de bu!Çok görmemek lazım. , Sizin gibileri olucak ki diğerlerinin farkı anlaşılabilsin ifadeleri ise eleştiri sınırlarını aşıp hadsizlik boyutunda bir terbiyesizlik olmuş, bilmem farkındalar mı?

Bir de yazıda bizi savunan okuyuculara ŞAKŞAKÇI deme gafletine düşmüşler, kendi bloglarındaki yorumları hiç mi okumadılar, merak ettim...

Velhasıl-ı kelam, biz yazacağız, inadına, bıkmadan, usanmadan...

Erkekblogları yayına girdiğinden beri her tarz konuya değindi, araştırılsın, erkeklerin genel manada fantezileri - ki o da belli bir sınır çerçevesinde - hariç hiçbir yazarımız kendi fantezilerinden bahsetmiş mi, bahsetmez, bahsedemez de...

Ama Emine Hanım gibiler çok...

Onların önyargıları ve faşist yorumları sağolsun, bize yazı yazma şevki aşılıyorlar...

Haa unutmadan; yazısının başlığı da "Bit Beyinliler"... Bu bile kendisi hakkında tam manasıyla bir görüş sağlamamıza yetti.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Yaşama Sebepleri

Erkekler için:

* bir şeylere sahip olma, onları koruma, kollama, savunma vesaire
* belli kitlelere aitlik hissetme, o kitlelerin hakları için yumruk yumruğa çarpışma
* futboldur basketboldur vesaire vesaire sporlardan en az birine ilgi duyma, varlığını koyup sabahlara kadar tartışma, gerekirse yumruk yumruğa çarpışma
* parasal manada güçlenme, kolonilenme (ailedir, eş dost ahbaptır), o koloniler için tüm malvarlığını bir dakika düşünmeden ortaya koyabilme azmine sahip olabilme
* icatlar yapma, dünyayı kolaylaştırma, dünya olmasa bile kendi evinde kolaylık sağlayan aletler yaratma
* tespit sunma ve tespitinin arkasında durma, gerekirse yumruk yumruğa çarpışma
* varlığıyla bile çevresine mutluluk kaynağı olabilme, insanlarda güven uyandırma
(bakınız: nasılsa babam var, bana alır | benim babam senin babanın ağzıyla ayaklarını yer değiştirir | benim kocam yapar eder vesaire vesaire)
* dünyanın dengesini sağlama, kadınların bitmek bilmeyen alışveriş tutkularına kaynaklık etme, torba taşıma vesaire
* ağır işleri halletme

Kadınlar için:

çocuk doğurma

12 Temmuz 2009 Pazar

kadınlar doyar mı?

Karında sıpa sırtta sopa olayına girmeden bir şeyler karalamak istedim.

Kadınlar doyar mı?

Cevap, doymaz.

Neden?

Çünkü yapıları böyle! Ver Allah'ım ver, istediği kadar sonsuz kadar ver, o +1'lik ihtimal var ya; hep bi' fazlası olur genellemesinden dolayı hep o fazlaya göz dikiyor. Bu da onu doymaz yapıyor. Yemek yesin, rejime doymaz; rejimden çıkar yemeye doymaz; alışverişe çıkar harcamaya doymaz; eve tıkılır eve doymaz; vesaire vesaire. Herşeyin fazlası olacak illa...

Eğer aldığı kıyafet başkasında varsa gardropta duracak, e almışın madem giy!

Yok, o pişti olma ihtimali var ya, uykuları kaçar illa!

Velhasıl-ı kelam; kadınlar doymaz arkadaş, ne dayağa ne sevgiye!

Şaka şaka ne dayağı biz kadınları çok severiz sadece arada elimizin ayarı kaçar(!)...

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Facebook Çıplakları

Facebook hakkında onlarca şey yazılıp çizilebilir, ben uzun zamandır aklımda olan bir konuya değinmek istiyorum; Facebook'ta çıplaklığı sayesinde pirim yapmaya çalışan insanlar.

Genel olarak yabancılarda rast geldiğim bu durum son zamanlarda Türklerde de dikkatimi çeker oldu, amacınız ne arkadaşlar diyemeden kendi kafamda ölçüp biçtim bu durumu - nacizane..

Birinci sebep poker. Malumunuz, erkek her yerde erkek. Pokerde de çip yollanması için bir hatunun yapabileceği en etkili hareket yarı çıplak pozunu koymaktır profiline...

Diğer sebep, kendini ilgiyle tatmin etmek. Tanımadığı adamların yolladığı mesajlarla orgazm olan bünyesini bilmemkaç insanın ekleme talebiyle coşturmak. Tabii bunun için güzide yurdumda çıplak değil çarşaflı biri olmanız bile yeterli, yeter ki şuh bir isme sahip olun...

Ki bu konuda yaptığım bir deneme profili de herşeyi açığa çıkarıyor. Elif Siyah adını alıp da açtığım sahte profilde oradaki resmin o profile ait olmadığını söylemesine rağmen arkadaşlıktan silmeyenlerin, bir gecelik ilişki teklif edenlerin, hafızasını zorlayıp da Elif Siyah'la üç yıl önce görüştüğü mekanı soranların, onaylatanların varlığı doğrusu yarı çıplak bir resimle bile görünüyorsa, kimbilir çıplak bir resimde neler neler olacaktı...

Ha bir de sanat kisvesi altında yapılan hareketler var ki, onlar kendini diğerlerinden ayırtıyor kendiliğinden...

Kadınlar istediği kadar "biz et parçası değil beyiniz" diye bağıran çığlıklar çıkarsalar da, herşey apaçık ortada. Bedenlerinizi kullanıp beyinlerinizi tatmin ederek ancak bir yere kadar yaşabilirsiniz hanımlar, bir yerden sonrası koca dayağına girer...

30 Haziran 2009 Salı

tesadüf canım tesadüf

Kadınların kullanmayı en çok sevdiği aksesuarların, alet edevatların erkekler tarafından tasarlanıyor olması ve buna rağmen kadınların erkekleri kendilerini anlamayan yaratıklar olarak görmeleri....

sadece tesadüf olsa gerek!

18 Haziran 2009 Perşembe

aşk olmasa?

* Şarkıların yüzde 99'u olmazdı

* Şiir diye bir olgu asla çıkmayabilirdi

* Ufak çapta cinayetler olmazdı

* Kıskançlık olmazdı

* Bazı hanımlar asla iş bulamazdı

* İş bulanların pek çoğu terfi edemezdi

* Alkol ve sigara satışları yüzde bin azalırdı

* Dünyadaki iş kayıpları yüzde altmış azalırdı

* Depresyon olmazdı, keza antidepresan tarzı ilaçlarda

* Psikologlara harcanan para azalırdı

* "Kadınlar ne ister" sorusu için ademoğlunun harcadığı aptalca vakitler daha faydalı işlere harcanırdı

14 Haziran 2009 Pazar

güzel şey erkeklik!

Çok güzel bişi bence erkek olmak, evet hı hı...

Mesela, ben asla "hiiiiii benim elbisemin aynısını giymiş laaaan" diye dünyamı yıkmadım - yıkan bir hemcinsimi de görmedim -

Meselaaaa çok abes durumlar hariç en büyük sorunum tuttuğum takımın şampiyon olup olmayacağı oldu çoğu zaman. Abes durumlarda ise domatesin kilosu neden bu kadar pahalı vs gibi ekonomik şeyler oldu. Yani asla "ya o benden daha yakışıklı görünürse", "ya gittiğim davette ön plana çıkamazsam" vesairemsi sorunlarla boğuşmadım hiç...

Hiçbir zaman aşkom demedim mesela(bu biraz da eski post.lardan birine gönderme oldu okuyan bilir)

Dünya'da hep ben ve hemcinslerim hakimiyet kurduk, devlet erkanları hep biz olduk...

Bilimciler hep hemcinslerimden çıktı (kardeşim kadınlardan bi Madam Köri var başka?)

Çevreme baktığımda gündelik hayatı kolaylaştıran her türlü alet edevatın hemcinslerimce yapılmış olmasının verdiği gurur paha biçilemez...

E şimdi bu kadar şeyden sonra da kabul edelim ki; güzel şey ya hu erkeklik!

5 Haziran 2009 Cuma

erkekler olmasaydı?

- Futbol, basketbol gibi sporlar muhtemelen hiçbir zaman bulunamazdı.

- Bilim fazla ilerleyemezdi. (hiç demiyorum dikkat edin)

- F tipi klavye Q tipi klavye kavgası olmazdı zira muhtemelen klavyeler mouse, en önemlisi de; Windows olmazdı.

- Güç gerektiren işler yapılamayacağından dolayı muhtemelen biçilemeyen sert otlar, kesilemeyen ağaçlar yüzünden şehirler kirlilikle dolu olurdu.

- Hayvanlar da yakalanamayacağı için sokaklar gerilim filmlerinden farksız olmazdı.

- Ne magazin denen tatlı pislik, ne tv dizileri olurdu. Hatta tv bile olmazdı!

- Duyduğumuzda gülümsediğimiz küfürler olmazdı, sonuçta biyolojik olarak mümkün olmayacağından akıllara bile gelmezdi pek çoğu...

- Ne siyaset olurdu, ne adil yönetim. Başa gelenler sürekli bir diğer hemcinsi ezmek için kanun yapardı, neden? Çünkü bir kadını ancak başka bir kadın hırslandırabilir.

- Tarihe damga vuran olaylar asla olmazdı, hatta yerçekimi kanunu bile bulunamayabilirdi! Keza suyun kaldırma kuvveti de...

Sonuçta, erkeksiz bir dünya düşünün; bol bol mutluluk ve şişman kadınlar...

30 Mayıs 2009 Cumartesi

şampi...

Hayır, başlığın muhatabı Beşiktaş değil, zaten onlar bana göre yüzde 99.9 şampiyonlar...

Ve hayır, Sivasspor da değil... Geçen sene destekliyordum - hem de bir Galatasaraylı olarak - ama onlar bu sene tüm sempatilerini - en azından benim nezdimde - yitirdiler...

Şampi... tanımını hakeden takım şu son dört maçlık serisiyle kesinlikle Ahmet Özen'in Trabzonspor'udur...

Kendi blogumda Guardiola vs Ahmet Özen yazımda yazdım, bir kez daha yazayım; bizden olana, bizim mahallenin çocuklarına sahip çıkmaya başladığımız zaman Türk futbolu kazanacaktır... Ve buradan da iddia ediyorum Galatasaray Cevat Hoca ile devam etse şampiyondu, Trabzonspor seneye Ahmet Özen'e sahip çıkıp takımı emanet ederse kimse kusura bakmasın Trabzonspor şampiyon olur...