mühim ve derin mevzular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mühim ve derin mevzular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2010 Perşembe

Oğlak Burcu Aşk Sonucu

Büyük ve mühim bir araştırma dosyasıyla karşınızdayız..

Ülkemizde yapılan, gazetelerimizde yayınlanan bir araştırmaya göre;
vatandaşlarımızın büyük bir kısmı 22 Aralık-20 Ocak tarihlerini kapsayan Oğlak burcuna mensupmuş..

Ufak bir matematik hesabıyla, çocuklarını Oğlak burcuna denk getirilen ebeveynlerin çalışma günlerinin Mart aylarına denk geldiği gerçeğine vakıf olabiliriz..

Demek ki Mart ayı sadece kedilerin ayı değil..

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, çocuk yaptırır..


24 Ocak 2010 Pazar

Yere Sağlam Basmak ve Bir Ödev...

kar yağdı istanbula bildiğiniz gibi...
kar yağdı ve hatta bir gün içerisinde, tuttu da, güzel de oldu be!
sevgilimle kar altında işten eve dönerken, bir olay yaşadık ve ben gayet beylik bir laf ettim, çıkış noktasını bu söz üzerinden yakalamak düşüncesindeyim...
metrodan eve ulaşabilmemiz için yokuş inmemiz gerekiyordu... e malum yollar da kar altında... sevgilim botlarının kaydığını idda ediyordu... elime sıkıca yapışmasından, korkuyla hareket ettiğini zaten çoktan anlamıştım...
ona "normal bir yolda yürüyormuş gibi rahat at adımlarını, sen ayakkabılarına güven ve rahat hareket et ki, onlar da kaymasın" dedim. birden çıktı ağzımdan, düşünmeden konuştum da diyebilirim...
düşme korkusuyla "yere sağlam basmaya" çabaladığınız her adımda, daha çok kuvvetle ezersiniz ayağınızın altındaki karı ve kar, sizin uyguladığınız fazla kuvvetle buza dönüşür, akabinde kayar ve düşersiniz. maazallah bir yerinizi bile kırabilirsiniz... ettiğim sözün üzerine düşündüm bunu, gerçekten mantıklı...
bu bakış açısını ilişkilere yöneltirsek, cuk oturduğunu göreceğizdir hep birlikte...
güvenmediğiniz bir insanla bir ilişki sürdürebilmek, akla mantığa sığmıyor. yürümez demiyorum, yürür ama sürekli kendinizden birşeylerin kaybolduğunu hissedersiniz. eksilirsiniz, yorulursunuz herşeyden önce. "bir tarafınız" kırılabilir...
"yere sağlam basmak" eylemine sarf ettiğiniz çaba sonucunda yorgun düşeceğiniz ve yaşamın diğer alanlarına enerjinizin kalmayacağı gerçeği gibi...
kayacağı muhtemel bir ayakkabıyla dolaşmıyorsanız yoğun kar yağışı altında, yani birkaç güvenceniz varsa ayakkabınızın kaymayacağına dair; -markadır, tabanının sağlam oluşudur...- ayakkabınıza güvenin abi! düşerseniz eğer, bu yere düşmüş ve sizin de çiğneyedurduğunuz karın pezevenkliği oluversin... siz ayakkabınıza güvenin. o birazcık kaliteliyse şayet, herşeyden önce, sizin ona olan güveninizi sarsmamak adına kaymayacaktır...
e hal böyle olunca, etraftaki insanlar gibi kötü bir gerçek olan totoyla yerin buluşması gibi birşeyi hayal ederek değil, yağan karın güzelliği üzerine kafa yorarak yürürsünüz...
ilişkide güven konusunu es geçmeyin. kaymayacağından emin olmadığınız ayakkabıyla da, yola çıkmayın!
önemli olan, karın yağıyor olmasından keyif alabilmek...
la bir eklenti yapasım var: düz tabanlı kundurayla, topuklu çizmeyle, spor ayakkabıyla falan "bile bile" dolaşanlara da, müstahaktır ha! düştüklerinde karşılarına geçin ve avazınız çıktığı kadar kahkaha atın. bu yazının ödev kısmı da, budur...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ayrılığa Kılıf

... zaten bir insan kendisinden büyükle çıkmamalı sonu daima hüsran olur

... zaten bir insan kendisiyle yaşıt olanla çıkmamalı bir şeyler öğrenemez

... zaten bir insan kendisinden küçükle çıkmamalı çocuk bakıcısı mıyız

... zaten ilişkiye başlamak hataydı

... zaten ilişkiyi devam ettirmek hataydı

... zaten o benim için uygun insan değildi

... zaten o beni hiç mutlu edemedi

(...)

Bin tane kılıf çıkartırsınız di mi ayrılınca?

Kadın / erkek hiç fark etmez. Herkes bir kılıf çıkartır.

Kimse "onu yeterince mutlu edemedim o benim kıçıma tekmeyi vurdu" diyemez...

Kimse "takıntılarımla ona ölmeden cehennem azabı yaşattım siktiri çekti" diyemez...

Kimse "kızın/ çocuğun hayatının içine sıçtım" diyemez...

(...)

Çevremde bin türlü zorluğa göğüs gere gere, sırf yaşanılan güzel bir kaç anıyı düşüne düşüne, pek çok saçma sapan durumlara sabrede sabrede bir ilişki yaşama çabasındaki arkadaşlarımı gördükçe sırf bir boku beceremediği için güzel günlerini de silip atmaktan gocunmayan, üstüne bir de "sıçtık, sıvayalım" manasında bir güzel kılıflar uyduran bir takım şeref yoksunlarını gördükçe üzülüyorum...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kıskanmak

Kıskançlık kötüdür; karşındakini boğar, iyidir; aşkın ispatıdır falan filan.

Kıskanmak bende utanç duygusunu getiriyor.

Kıskanç adamız vesselam, yeri gelir harbiden boğarız kıskançlığımızla aynı zamanda da boğuluruz da. Sinir harbidir kıskançlık... Bir şüphe hali...

Sürekli bir sorguculuk, hem kendini hem karşıdakini...

Seviyorsundur işte ya kıskanıyorsan falan ama kıskançlık biraz kendine biraz da çevreye güvensizliktir.

Güvenmiyorum arkadaş kendime.

Bir kadını sonsuza kadar elimde tutabilecek kudreti bulmuyorum!

Bu kadar net ya...

Sonsuza kadar sevebilirim evet, ancak iş "o"nun için çevreyle mücadele etmeye gelince fıs...

Edemem.

Her konuda hakkımı savunabilirim ama aşkımı ispat edip kadınımı tutup kolundan başka yere götürebilecek gücüm yok.

Yok işte.

Napayım?

Bu yüzden de kıskançlık utanmakla kardeş bende...

Çevreye de güvenmiyorum...

Elalem piç olmuş arkadaş.

Ona yazayım, buna yazayım, şu hatunu keseyim, aman öbüründen geri kalmayayım...

En iyi arkadaşının nişanlısını düğünden bir hafta önce ayartanlar var ya, şimdi isim isim saymayalım bunları...

Olayın bir de "karşıdaki insan", yani kıskanmak eyleminin edilgeni kısmı var...

Kıskanılan...

Kıskanılmak hoştur...

İlk başlarda bir ego tatmini vardır...

Hele kıskanılan kendine güvensiz biriyse güven tazeler...

"Paylaşılamayan" sendromu...

Bir süre sonra kıskançlık, bir ok gibi... Bin ok gibi saplanır...

İki çare vardır.

Ya acıdan bağırıp okları vücudundan çıkartıp yoluna devam edecektir...

Ya da o oklara eklenecek bin okla daha yaşamayı öğrenecektir...

1 Aralık 2009 Salı

Yüzük

Şu yaşıma geldim, bukadar genç yaşta kızların yüzük isteme mevzusunu, erkeğin yüzük takma dürtüsünü çözemedim..
Yok gurbete giden kızın başı bağlanırmış, başkaları bakmazmış.. Yok yüzük takan erkek ...

Genç yaşta nişanlanmak niye?

17 Kasım 2009 Salı

Kaç Yıl Gerek, Bana Dönmen İçin?

Şimdi, kimsenin peşinden koşmadım diyemem. Demem. Koştum. Çok koştum, yoruldum hatta...


Platonik takıldığım da oldu. Ama az oldu.

Neyse, şu bir gerçek ki; pişmanlık duymadığım ilişki sayım iki.

Evet. 2...

Gerisi?

Boşluk hissinden başka bir şey uyandırmıyorlar bende... Ha, şunu da inkar edemem bana hepsi bir şeyler kattı. Bugünkü aşk kavramıma, ilişki, arkadaşlık, güven... Hayatta ne düşünüyorsam ne yapıyorsam ne ediyorsam hepsinde payları var bütün ilişkilerimin...

Misal bende bir güven problemi var. E bu durduğu yerde ortaya çıkmıyor ya?

Keza, aşk kavramım da çoğu yaşıtımdan farklıdır. 90'lıların çoğu kimi ne kadar öptüğünü vs aşk olarak düşünür. Ben böyle düşünmüyorum...

Benim için bir insanın aşk kavramı ifade edebilmesi için sağlam karakterli olması, geleceğimde yer tutacağını bana hissettirmesi gerek. Anlık yaşayamam ben... Bana ters...

Keza, bir ilişki benim için sadece el ele tutuşup gezme vesaire de değildir. Oturup adam akıllı derdimi paylaşamayacağım, bir kitap bir film konusunda oturup fikir paylaşımı yapamayacağım birini niye hayatıma ortak edeyim?

Yaklaşık iki - iki buçuk yıldır da { bir takım falsolu vuruşları saymazsak } bir kız arkadaşım olmadı... İşin aslı eksikliğini de hissetmezdim ya, hayat gailesi yavaştan baş gösterince durup düşünür oldum; ben nerede hata yapıyorum?

Hayata karşı duruşum mu yanlış?

İlişkilere bakışım mı?

Ne?

Ve ben, bir türlü gelmeyen sevdiceğe şarkılar mırıldanıp şiirler yazıyorum; safım ya ben...

"Kaç yıl gerek, bana dönmen için... Kavruldu kalmadı, yandı içim..."

14 Ekim 2009 Çarşamba

Yakında tanga, sutyen da giydirirler!

ErkekBloglarına girerken; asil erkek ruhunun doğurduğu duygularla yoğurulmuş, ''kadın hakları'' denilen erkek ezme mekanizmasına karşı bir duruş sergilemeye çalışmaktayken.. Mücadele azmiyle..

Geçmişten bugüne herşey değişir.. Aynı derede iki kez yıkanamazsın hesabı.. Ama bazı şeyler ya çok çabuk değişrir kaldıramazsın yada değişmemesi gereken şeylerdir değişenler..

Nigarın girişiyle aralanan kapı, değişen blog ismi.. Yavaş yavaş erkekler tasviyeyemi gidiliyor ne?

Başkan büyük bir gaflettedir..

Oje kokularını almaya başladığımız şu günlerde blogda.. Başkan diyorum.. Başkan.. Kendimize gelelim..

Hep demiştim.. Bu planlı bir haraket.. Önce yazarlara saldırarak yıpratma, sonra ele geçirip tasviye etme..

Estirttirmeyin bana, bu blogda devrim havaları..

He bana yakışıyor diyorsan kılsız bacak, boyalı parmak o zaman devam başkan..

10 Ekim 2009 Cumartesi

Diş Sorunsalı

Arkadaşlar dişlerimle başım dertte...

Yıllar evvel dişlerimi yaptırırken ( çok paraya mal olmuştu kendileri ) bana aşık bir sevgilim vardı. Dişlerimin faturasını ödemek istedi. Ne kadar ben öderim dediysem de kendisi ödedi. Arkadaş gerçekten çok paralı idi, bana da bir dolu hediye almıştı. Altınından, pırlantasından... Ne ararsan var durumu yani. Aldığı elbiseler ve kozmetikleri ise hiç saymamayım...

Neyse efendim zaman geçti, ilişki yıprandı ve ben bu arkadaş ile yolları ayırdım. Yolları ayırınca, ondan kalan, faturasını ödediği her şeyden kurtuldum. Elbiseler ve kozmetikler atıldı, altın ve pırlantalar ise arkadaşlara verildi. Ama hepsi durumu biliyordu, razı olan aldı yani...

Geriye dişler kaldı, onlardan da kurtulmak gerekliydi ama diş yaptırmak bir işkence idi...

Nihayet işkence ise işkence dedim ve dişlerimi söktürüp çöpe attım, yenilerini yaptırdım. Ama işin açığı madden de manen de hırpalandım. Ne gam,

AĞZIMDA ESKİ SEVGİLİMİN DİŞLERİ VARKEN, YENİ SEVGİLİM İLE ÖPÜŞECEK KADAR ONURSUZ DEĞİLİM der işin içinden çıkarım.

Kim ne derse desin, eski sevgiliye ait her şeyden kurtulmanın hazzını yaşıyorum. Ne bir resim, ne bir anı, hepsi gitti ve ben nihayet rahatladım.

Eskiye ait hiç bir saklanmamalı bence. Zira bu yeniye haksızlık.

Peki saklayan neden saklar derseniz, bu konu da esnek değilim. Bence yeniden bir araya gelme umudunu içinde taşıdığından saklar. Bilinçaltı ya da üstü düzeyde eski sevgili ile barışma hayali vardır. Tekrar barışınca da sana ait herşeyden kurtuldum, resimleri bile yaktımı eski sevgiliye açıklayamayacağından korktuğu için saklamaktadır diye düşünüyorum.

Yoksa, ilişki bitmiş, yollar ayrılmış, artık senin için yabancı olmuş birinin resmini ne bok yemeye saklayasın ki? Değil mi?

9 Ekim 2009 Cuma

Ne Zaman?


Erkekler evlenmeyi ne zaman aklına koyar?

- Çocukluktan çıkıp çocuk sahibi olmak istediklerini fark ettikleri zaman.
- Sarhoş olup "kaza kurşunu" attıkları zaman.

Kadınlar evlenmeyi ne zaman aklına koyar?

Küçükken evcilik diye bir oyunun varlığını fark ettikleri zaman.

1 Ekim 2009 Perşembe

EvlenME

Evlilik erkeği batırır, neden?

1. Özel yaşamı biter.

Öyle ya, penguen gibi tek kişiyle 40 - 50 yıl...

2. Sosyal yaşamı biter.

Anca kahveye giderse gider, öbür türlü tak sırtına çantayı al altına arabayı, kap biraları, yanına arkadaşlarını; o şehir senin bu şehir benim devri biter.

3. Yatak hayatı biter.

Çocuğa kadar bir yatak hayatı vardır, çocuk gelir, yatak biter.

4. Ev yaşamı biter.

Evde istediği gibi dağınık yaşama, coşma eğlenme devri biter. Partiler? Ohooo görebileceği son parti bekarlığa veda partisidir, o da karısından izin alabilirse tabii!

***

Demem o ki: Erkekler! Sakın evlenmeyin!!!!

25 Eylül 2009 Cuma

Ey Blog Ahalisi..


Starbucks özentilerinin düzenlediği çakma toplantıları bırak..

Can'ın düzenlediği açık hava, Sersang kardeşimizin düzenlediği Ankara buluşmasına katıl..

Sucuk ekmek vaadiyle İstanbula getirilen çocuğa acı.. Ankaralı olduğu yüzüne vurulup aşşalanan insanın halinden anla.. Katılma çakma toplantılara..

Hey sen Kadın okuyucu.. Alper ve S.m'nin yaratmaya çalıştığı erkek hegomanyasına karşı dur..
Sen erkek okuyucu.. N'zaman blogu kıskanmayı bırakıp yorum yazdınki buluşmaya katılacaksın..
Sen işçi.. Hakkını ara..
Sen Obama.. Bırak bu işleri..

Hatırlayacağınız gibi bu buluşma fikride benden çıkmıştı.. Teknik sebeplerden ötürü saf dışı bırakılmamı karıştırma şimdi okuyucu.. Zaten bir fikir, proje çıkacaksa o mutlaka benden çıkar.. Bu kadar iddialıyım.. Her gün yeni bir projeyle çıkıyorum Alper'in karşısına.. Bilir..

Yaza kadar böyle suyu çıkmış basit cafe buluşmaları olsun.. Yaz gelince annemizin babamızın elini öpüp helallik alalım, S.M. abimizin karavanına binelim düşelim yollara.. Önce Ankaraya gidelim, alalım Sersang'ı.. Sonra Karadenize gidelim, yaylalara..
Horon teperiz.. Ben size tulum çalarım Alperde duruşunu sergiler..

Volume 99: The Vampire

İnsanların geçmişten günümüze bir fantezisi olagelmiştir ölümsüzlük. O kadar çok arzulanmış bir başka durum daha var mıdır bilmiyorum. Ölümsüzlük o kadar çok istenmiştir ki onun uğruna ruhun şeytana satılması hususunda pazarlık içeren kurgular bile yaratılmıştır. Ölümsüzlük karşılığında şeytanın uşağı olmak... "Lucifer, köpeğin olayım!"

Bir ölümsüzlük isteği tezahürü de kurgusal alanda hayat bulan vampirlerdir. Vampire gelince olay bir adım ileri taşınmış ve madem bir fanteziye bulaştık neden daha iyisini kurgulamıyoruz denilmiştir. Nedir bu amcaların dikkat çeken bir diğer özelliği, kadınlara karşı mıknatıs etkisi yaratmak! Her ne kadar son dönem kadın vampirler peydah olsa da aslen bir erkek zihni üretimidir vampir. O yüzden de söz konusu çekim etkisi kadınlar üzerinde oluşan bir erkek vampir gücüdür. Bu amca kadını çeker, çeker, çeker ve iliğini kurutana kadar etinden kanından faydalanır; içini boşaltıp fırlatıp atar bir kenara. (bkz: vampirle görüşme filminde lestat karakteri)

Dedim ya erkek zihni üretmiştir vampirleri diye, erkek zihninin kusurları o yüzden ona da sirayet etmiştir. Bildiğin sıradan erkektir kadın karşısında vampir; işi bitene kadar! Öper, emer, sever ve vakti zamanı gelince de sözde soylu bir şekilde terkeder. Tabi şimdi söz konusu olan vampirler olunca biz ölümlüler gibi "hanım sen 40'ına geldin, bozduralım da seni iki 20'lik yaptıralım" demezler. Amcamda vakit bol, ölmesini bekler. Ölünce de gider yenisini bulur, dert mi tasa mı vampire? Zaten kadını mıknatıs gibi çekiyor.

Şu en son çıkan vampirli romantik filmi izlemişsinizdir: Twilight! Bütün kadınlar ayıla bayıla izledi filmi ve oradaki malak vampir Edward'a hasta oldular. Pudra şekeri kılıklı herif öyle bir romantikti ki vampirlere duyduğum saygı yerle bir oldu. Neymiş efendim, bunlar hümanistmiş de hayvan kanıyla idare ediyorlarmış. Sonra hep liseye gidiyorlarmış, ben malım üniversite sınavlarını kazanamadım demiyor da... Neyse, konuyu dağıttık, toparlayalım.

Filmin sonuna doğru hatırlarsanız, sürekli dudağını ısırıp, bulanık bakışlar fırlatıp seksi olduğu izlenimi yaratmaya çalışan hanım kızımız Bella, Edward'a ısır beni de sonsuz aşkı yaşayalım gibi bir teklifde bulundu. Netice de hatun, ölümsüzlüğün bile romantiğini istiyor. Her neyse, eleman ısırdı mı? Elbetteki hayır! Biraz düşündü ve olmaz, sana bu kötülüğü yapamam, lanetlenmene göz yumamam gibisinden laflarla kıvırdı; film bitti. Ben size söyleyim, kız beni ısır deyince bu bi düşündü: "Ulan şimdi bu kızı ısırsam aldık başımıza belayı, sonsuza kadar çekilir mi lan? Şaka gibi be, bır bır bır sonsuza dek başımın etini yer bu. İyisimi ben bir yalan bulayım da ısırmayayım bunu" dedi ve malum yalanı sıktı. Yani neticede erkek be bu? Şu ahir ömrümüzde bile nice insan bir çiçekle geçer mi tüm bahar derken, koskoca sonsuzluğa tek bir hatunla mahkum olmak cehennemde kazan dairesinde çalışmak gibi birşey olsa gerek.

24 Eylül 2009 Perşembe

Buluşma!

27 Ekim Pazar saat 14:30 - Taksim Anıt önünde buluşma.

Mekan olarak Mephisto'yu düşündük, daha iyi öneriler olursa oralarda takılırız... Maksat muhabbet değil mi be ya?

ps: Daha önce cumartesi olarak belirlediğimizi biz de biliyoruz ama teknik bir takım aksaklıklar oldu :p

21 Eylül 2009 Pazartesi

Erkek Blogları: Blog Buluşması!

merhabalar efenim...

erkek bloglarının yazarları olarak benim ortaya attığım fikir üzerine kafa kafaya verdik ve 26.09.2009 cumartesi tarihinde bir araya gelmeye karar verdik...

sonra dedik ki;

madem bir araya geliyoruz, okuyucularımıza da duyuralım ve onlardan da gelmek isteyenler olursa, onları da aramızda görelim!

cumartesi münasip bir zamanda taksim'de buluşup, brokoli insanının o gün oluşacak olan muhtemel ısrarları üzerine starbucks'a oturup, kahve içmeyi, sohbet etmeyi düşünüyoruz. bu düşüncenin dışına taşmak isteyen olursa, tanışır da, kaynaşır da. ona da karışmayız üstelik... -brokoli; starbucks'un kar ortağı!- herkes yediğini içtiğini öder :Pp, alman usulü takılır, keyfimize bakarız...

işte böyle sevgili erkek blogları okuru...

gelmek isteyen; lütfen excessivelylover@hotmail.com dan, şahsıma mail atarak beni bilgilendirsin... ben de ona daha ayrıntılı bilgi sağlayabileyim. yorumlara pek bakamıyoruz, mail yoluyla ulaşırsanız, daha sağlıklı olacaktır...

kesinleşen listeyi, buluşma yerini ve buluşma saatini, cuma günü gireceğim postta belirteceğim...

cumaya kadar kendinize çok iyi bakın efenim...

dipnot:

erkek blogları yazarları, o gün içerisinde ayrıca notebook ve netbook imza günleri de düzenleyeceklerdir... (webblog yazarı olan bi insan, anca bunu yapabilir bence... elimizden geleni yapalım dedik biz de...)

peki tugay kerimoğlunun vodafon reklamında dile getirmiş olduğu sorun olan;

"notebooku olmayanlar ne yapacaklar?"

onlar da en çok beğendikleri yazının çıktısını alıp gelsinler, onu imzalayalım... ;)

cuma görüşmek üzre, esen kal okuyucu!

11 Eylül 2009 Cuma

Kart Zamparalara uyarı

Kendi blogumda yazdım, içime sinmedi buraya da yazayım dedim:)

Adamın biri 55 yaşında falanken karısı ölmüş. Adamcağız da gücüm kuvvetim yerinde, genç kadınla evleneceğim diye yollara düşüp 20 lik bir tazeye nikah kıymış. Fakat kadının bir de sevgilisi varmış. Kadın iki erkeği de belli bir süre idare ettikten sonra adamı terk edip sevgilisiyle kaçmış.

Kadın gittiğinde geride 63 yaşında bir adam ve 6 yaşında bir kız bırakmış. Adamın gücü kuvveti yerinde ya, duramıyor kadınsız. Karısı ile olan boşanma davası da sonuçlanmamış henüz, ilk eşinden olan çocukları da ikinci evliliğine tepkili adamla görüşmüyor adam çocukla perişan bir vaziyette kalmış.

Arkadaşı buna bir kadından bahsetmiş, "hem evinin işine bakar, hem çocuğa bakar, hem de gönlünü güder" şeklinde haber verilen hizmetçi belli bir aylıkla işe başlamış. Bizim adam kadının yaptığı işten memnun, kadın sabah geliyor işini gücünü yapıp akşam gidiyor. "Şimdi sıra gönlü hoş etme kısmında" demiş ve abanmış kadının üstüne, kadın çığlık atıyor adam dinlemiyor, kadın kaçmaya çalışınca da kapıyı kitliyor derken komşular polis falan çağırıyor, iş büyüyor ve polis bizim adamı tutukluyor.

Adam şimdi zorla alıkoymak ve tecavüze yeltenmekten suçlu bulundu, 11 yıla mahkum edildi. Küçük kıza sahip çıkan olmadı yurda yerleştirildi. Sonuca itiraz etti, yargıtaydan sonuç bekliyor.

Kıssanın hissesi, genç kadına meyletmeyin arkadaşlar, yaş farkı olan ilişkilerde aldatılmak kaçınılmazdır. Bazen sadece aldatıldığınızla da kalmayabilirsiniz.

8 Eylül 2009 Salı

Bir Kadının En Mükemmel Aşkı Olmak İçin...

bir kadının hayatında vaz geçemediği, hastalıklı bir şekilde bağlandığı ve kopamadığı adam olmak istiyorsan,
*ilk birkaç ay tüm yeteneklerini, ne olduğunu, nasıl olabileceğini gösteren hareketlerde bulun. inanılmaz anlayışlı ol, neyin var neyin yok ortaya koy, çabala, savaş, mücadele et, romantik ve anlayışlı, ileri görüşlü bir erkek olabilitenin yanı sıra, söz konusu başka bir erkek olduğunda, bir barbardan daha acımasız ve erkek olabileceğini hissettir. deli gibi sahiplen, kıskan, kıskandırma, ucu açık cümleler kurma, düşünmesine mahal verme kadının... düşünmeden, üzerine fikir yürütmeden hayran et kendini...
*yine ilk birkaç ay ev işlerine yardımcı ol, maharetlerinden kendini övermişçesine, alakasız anlarda bahsetmek yerine, yeri geldiğinde kullan, bunu yaparken de, "ne kadar da güzel yaptım-yapıyorum-yapacağımdır" mesajını düzgün bir dille anlat... sürprizlerden, değişikliklerden mahrum bırakma... kültürünü, bilgini, görgünü kullanmaktan çekinme... eksiklerinin olabilirliğini kabullenmiş gözükürken, bunlar için kapatıcı yetiler geliştir...
*tüm bunları yaparken, yapmacık olan herşeyden kaçıyormuş gibi yap. mesela popülerliği tavan yapmış esprileri kullanma. espri yapacağım diye zorlama bünyeyi ve iğrenç espriler çıkartma ortaya, yeteneklerini, emin olduklarını kullan... kendinden önce, onu düşünmeyeceğini biliyoruz ama, öyle olduğunu hissettir karşındaki kadına...
*kadını sorularla boğma, kadınlar soru-cevap şeklinde gelişen tanıma-tanınma ritüellerinden haz etmezler... gayet dikkat kesil yaşanan herşeye. ayrıntıcı ol ama bu ayrıntıcılığı çıkan ufak tefek tartışmalarda paranoyak fikirlerle belli etme. bunu, birkaç ay önce yaşanan bir olayın geyiği döndüğünde herşeyi dün yaşanmışçasına hatırladığını belli ederek yansıt karşı tarafa...
*çok önemsiz gözüken sohbetlerde anlattıkları bile, kadınlar için çok değerlidir ve hatırlansın isterler. yapılan şeylerde, edilen sohbetlerde not alma şansın olmasa bile replikleri tekrarla zihninde, kalıcı olmalarını sağla, gerekirse kendini unut, onları unutma...
*şekilden şekle gir o istediği müddetçe. birkaç hafif konu bularak, o konularda da fikrini sonuna kadar savun, asla rengini değiştirme. böylelikle onun istediği herşeye kayıtsız şartsız katılım gösterirken, katı kurallarla kişiliğini koruyan bir erkek olduğunu da, hissettir karşı tarafa... asla yaptıklarından söz etme, "ben senin için bunu bunu yaptım" diyerek başına kakma, yaptığın şeyleri unut, konusu açıldığında önemsiz şeyler olarak görüp, onun için yaptığında değer kazandığını ve onun için önemsiz şeyleri yapabildiğin için mutlu olduğunu dile getirmeken öte, hissettir... geleceğe, yapacaklarına odaklan veya böyle gözük...
*onun yaşantınıza dahil ettiği herşeyi sev. bu eski sevgilisinin armağan ettiği birşeyler de olabilir, ilgi duyduğu ve onunla vakit geçirirken hoşlandığı bir başka adam da...
*ve tabii bunu yaparken hiçbir başka kadını yaşantınıza dahil etme. arkadaşlarınla, hatta dostlarınla olan randevularını gerekirse onun için iptal edebileceğini dile getirmektense, bunu uygula...
*her kadın ilgiye alakaya düşkündür. insanüstü çabalar sarf edip ilgi manyağı haline getir. bunu yaparken de gerçekten içinden gelerek yap... yapamıyorsan da, yapaylık kokusu salmasın hareketlerin...
ve evet. ilk birkaç ayı geride bıraktık. hiçbir kadının mükemmel erkek diye bir şey yoktur aklında, kadınlar kusur bulmakta ustadır ve gerçekten mükemmel bir erkek dahi olsa, ona da bir kulp takarlar. mesela cristiano ronaldo diye ünlü bir futbolcu var ve eski sevgilisinin onun hakkındaki açıklamaları şu yönde; "penisi küçüktü." evet, açıklama bundan ibaret... adam gayet yakışıklı, yeteneğiyle inanılmaz paralar kazanıyor, şöhreti, maddiyatı akıl almaz derecede, ama gel gör ki kadın ayrıldıktan sonra darbe almasına yetecek "büyük"lükte bir açıklamada bulunmuş... o adam mükemmel olamıyorsa, sen hiç olamazsın, şüphen olmasın...
mükemmel olmak gereksizdir zaten... izlediğin yol sayesinde ideal, romantik, sahiplenen, kıskanan, mütemadiyen ilgilenen bir erkek oldun hatun kişisinin gözünde. peki ya şimdi ne olacak dediğinizi duyar gibiyim... buyrunuz maddeleyelim...
*aslında bunu tek bi maddede toparlayabilirim... ilgisizleşeceksin. ona sağladığın her imkanı, bir bir geri çekeceksin... görüşme talebinde bulunmayıp, ondan gelen görüşme taleplerini de geri çevireceksin. bunları yavaş yavaş, alıştıra alıştıra yaparken, hayatındaki tüm erkeklerden rahatsız olup, onlarla olan ilişkisini zayıflatmaya teşvik edecek, sorun çıkaracaksın ve bunu kıskançlık olarak algılamasına yardımcı olacaksın... böylece ilgi manyağı ve prenses formatına soktuğun kadın, mutluluğu senden başka hiçkimsede bulamayacağını ona sunduğun imkanları zayıflattıkça daha iyi anlayacak. hayatındaki erkeklerle arasına mesafe koymanı istediğin için başlarda kızsa da, sendeki değişimi görüp o mesafeyi koymazsa seni kaybedeceğini düşünecek ve senin istediğinden daha sağlam, daha gerçekçi mesafeleri yerleştirecek ve bunun sonucunda hayatında senden başka hiçbir erkek kalmayan kadın, senden başka kimsenin onu sevmediğini, hoşlanmadığını hatta ilgilenmediğini düşünecek... sonrası malum. sen değiştikçe o seni elinde tutma, kaybetmeme adına çabalayacak. bu çabalarda kendine verdiği sözleri hiçe sayacak, sadece senin istediğin şekilde şekillenmek adına mücadele edecek... ve bu ilişkinin ilk aylarında hiç yorulmadan sürdürdüğü, şimdilerde ise aşırı yorulup yıprandığı için kendini suçlayacak, suçluluk duygusunu azaltmak adına daha fazla çabalayıp, daha fazla yorulacak ve sen ne istersen, ne dilersen anında gerçekleştirmek için çırpınacak... bir madde daha...
*bu da yetmeyecek. bu gidişattan memnun kalacaksın çünkü bir yerde geyşadan hallice bir kadın olmuş olacak hayatında. ama söz konusu olan iz bırakmak, "en çok sevilen erkek" mertebesine ulaşmaksa yaşantınıza herşey aynı gidiyormuş duruşunu koruyarak, bir kadın dahil edeceksin ve bu kadınla ilişkin gayet sağlıklı, düzenli olacak. onunla aktivitelere dahil olacak, cafelere, barlara, pikniklere ve gezilere akacaksın... yeri gelecek, sevgilinle önceden yaptığın bir planı iptal ederek arkadaşınla yapmayı kararlaştırdığın birşeyleri yapacaksın. yeri gelecek arkadaşınla birşeyler yaparken, şarjın bitecek. önceden saatlerce elinden düşüremediğin, kendini sevgilinle konuşmaktan alamadığın telefon konuşmaların, maksimum üç dakika sürecek ve bu konuşmalarda da, gayet renksiz, mat bir ses tonu seçecek ve uygulayacaksın. sen bunları yaparken de, onun evde-işte senin şuan ne haltlar karıştırdığına dair paranoyak hesaplar yaptığından emin olacaksın. o hissettirmemeye çalışacak, zaten seni kaybetmek üzre olduğunu düşünerek, hislerini açığa vuramayacak, sen de hiçbirşey olmamış gibi davranacak, hatta o hayatında yokmuşçasına özgür ve rahat olacaksın... telefonun her daim çalacak, özellikle, sevgilinle otururken çalacak... ve konuşma süreleri hep uzun tutulacak... sorunun sende değil, onda olduğu içten içe hissettirilecek böylelikle... o sorunu kendisinde ararken, seni de istemdışı gözünde büyütecek ve "ulaşılmaz erkek" mertebesine çıkararak, senden başka hiçkimsenin ne ruhunu, ne de vücudunu tatmin edemeyeceğine kendini inandıracak, inandığı şeyleri hayatında uygulamaya koyacak ve hiçbir erkeği gözü görmeyecek...
bu noktaya getirilmiş, yorgun düşürülmüş ve ikilemde bırakılmış kadına bundan sonra uygulanacak adımlarsa şöyle:
*uzunca bir süre görüşülmeyecek. kesinlikle aranmayacak, mesaj-mail atılmayacak. hayatından çıkmış gibi rahat, aynı şekilde özgür olunacak. sen bunları yaparken, ortak arkadaşlarınızın görüş mesafesine arkadaşlarınla eğlenirken, başbaşa yemek yerken v.s. gözükmeye önem göstereceksin ve haberin ona ulaşacak. o evde seni tekrar hayatına dahil etmek üzerine planlar yaparken, senin için herşeyden vaz geçebileceğinden söz eder ve bunu tüm benliğiyle kabul ederken, sen sözde ikinci kadınla boy gösterip, gününü gün edeceksin. aradığında telefonlarına çıkmayacak, mesajlarına, maillerine cevap vermeyecek, ola ki karşılaşırsanız acelen olduğundan dem vurup, görüşmeyi çok kısa tutacaksın... bir süre bu düzeyde ilerleyen "vaz geçilmez erkeklik" serüveninin son noktasında onu kendinden uzun süre mahrum bıraktıktan sonra, ara sıra onunla görüşecek, vakit geçirecek, o geçirdiğin vakitlerdeyse, sorunları konuşmak yerine, onsuz geçirdiğin zamanlarda sözde yaşadığın zorluklardan dem vuracaksın. onu ne kadar özlediğini, ne kadar çok sevdiğini, nasıl kıymet verdiğini dilinden düşürmeyeceksin... cesursa ve "madem bu kadar seviyosun, nedir bu yaptıkların" diyebilirse, espriye vurup, hiçbirşey yokmuşçasına davranacaksın...
sonrasında istediğin bir zaman bağları tamamen koparmak, ayrılmak istediğine dair güzel bir konuşma-mesaj-mail döşeyerek, tarifi tamamlayacaksın... bunda da karşı tarafı suçlamak yerine, kişisel sorunlarının olduğunu, asla onun bir suçu olmadığını, onu hep sevdiğini, seveceğini falan zırvalayacaksın ve bingo! artık bir kadının "en büyük aşkı"sın...
tabii bunları, bir kadının hayatını mahvetmek ve kendini bir ömür boyunca pislik gibi hissetmeyi göze alarak, gerçekten bir pislik olduğunun farkındalığına vararak yapmalısın... bir insanın ahını alıp, ömür boyunca vicdan azabı çekmekte, bunun yanında hediye!
burdan şunu da çıkartabiliriz. ben, hiç kimsenin "en büyük aşkı, aşığı" olamayacağımdır. ama en iyi, en güzel, en şu, en bu, yani enlerin aşkı olmak bu yoldan geçiyorsa ve bunlar gereksiniyorsa, varsın olmayayımdır...
ps: varsayım ve hayal gücü ürünüdür... pislik iseniz bile, lütfen evde denemeyin... insanların hayatlarıyla, duygu ve düşünceleriyle oynamayın...

2 Eylül 2009 Çarşamba

Aldatmak

Aldatmak hep tartışılan bir kavramdır, haklı olarak...

Aldatan mı suçlu, aldatılan mı vesaire...

Ben bu tarz olaylarda aldatanın % 99, aldatılanın % 1 suçlu olduğunu düşünürüm...

Ama konum bu değil şu anda...

Erkek aldatır, diyor bazı kadınlar, kesin aldatır; aldatmayan erkek yoktur...

Hatta bazıları "İyi ki de aldatır, ilişkimiz renkleniyor vallaha!" diye şuh bir kahkahayla süslü cümleler de kuruyor...

O kadar da değil...

Konu bu da değil, ama her erkek aldatmaz kadınlar, bunu unutmayın!

Erkek aldatınca, sanki tek başına mı aldatır?

Bir suç ortağı yok mudur?

Bir kadın?

Çok uç durumlarda bir erkek??

Neyse, uça sapmayalım, kadında duralım!

Kadının bunu yapmasının sebebi nedir?

Hep duyarız ya, baldızıyla yatan adamı eniştesi bıçakladı!

Patronuyla yatan adamın boşanma davasında silahlar konuştu!

Falan filan...

Hadi, erkek doğası gereği bir kadına çok karşı koyamaz diyelim, kaldı ki bu da bir savunma olamaz, aldatmak şerefsizliktir.

Kadın neden yapar bunu?

"Öbürü" sıfatı hoşuna mı gider?

Bir kadının elindekini ele geçirmenin ve yakalanma ihtimalinin verdiği adrenalin midir?

Hemcinse kötülük yapma zevki neden bu kadar tadına doyulmazdır?

Neden?

1 Eylül 2009 Salı

YAKIŞIKLI DEĞİL AMA SEMPATİK

Evet kısırlığın bu kadarı, yine yeni yazı yok... Ama blog boş kalmasın diyoruz ve diğer blogtan buraya taşımaya devam ediyoruz. Zati bu bloğun konsepte daha uygun, buraya daha çok yakışır diyerek de olayı meşrulaştırıyoruz. Buyrun bakalım:


Yıllardır var böyle bir söylem tarzı ve ne yazık ki bir grup erkek bu kategoride değerlendiriliyor: Yakışıklı değil ama sempatik! Küfür gibi yeminle, çekip vurmak lazım bunu söyleyenleri. Beğenmiyorsan beğenmiyorum de kardeşim, ne kıvırıyorsun?

Sanırım bunu söyleyerek kendi vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar, hani iyi birşeyler de söyleyelim de hepten göçmesin zavallım diye. Dürüstlük yok bu sözün içinde, buram buram riyakarlık kokuyor. Sempatik nasıl bir kavram ki kadınların kafasında, teselli verir sanıyorlar. TDK'ya göre "cana yakın, sıcakkanlı, sevimli" demekmiş kelime anlamı. Dünya üzerinde hangi erkek böyle anılmak ister ki? Aseksüel olsa amenna, sevimlilik yapar durur, zaten beklentisi yok hayattan deriz olur biter.

"-Abi senin için sağda solda yakışıklı değil ama sempatik diyorlarmış.
-Sıçtık desene, suya düştü bütün eşeyli üreme hayallerim."


Kadınların iltifat olarak "çok güzel bir yüzün var"ı duymasından farksız bu durum. Hangi kadın 'seksi' ya da 'çok güzelsin' yerine bunu duymak ister ki? Bununla yetinseler yer içer yüz bakımı yaptırırlar ki sağdan soldan fışkıran yağlarını da zerre kafalarına takmazlar. Ama biliyoruz ki yaz aylarının geldiği şu dönemde yine hepsi tutuştu, fazla kilolardan kurtulup bikinilerini gururla giyebilmek için. Tüm bu çabaların sebebi ne? Bir erkeğin onlara ithafen 'off, taş gibi hatunmuş' demeleri değil mi? (Evet biz erkekler yüzlerine çok güzelsin, mükemmel bir vücudun var gibi edepli cümleler kurmaya çalışsak da kafadan geçen özet budur: Taş gibi)

Şimdi kadınlar bu derece çabalarken bir güzel söz duymak için, birimiz de çıkıp desek ki: 'Hayatım senin kişiliğine aşığım ben, her ne kadar seksi olmasan da ben seni bu halinle beğeniyorum' diye damgayı yeriz: ÖKÜZ! Hiç bir kadına böyle denir mi, denmez. Eee onlara denmez de erkeğe yakışıklı değil ama sempatik denir mi? O da denmez, denmemeli, Allah taş eder. -gerçi hepsinin hayali bu değil mi, taş olmak-

Kadınlar hep şikayet ederler ya erkeklerin düz mantık olmalarından, bunu kullansalar ya istemedikleri erkeklere karşı. Yani adamı niye istemiyorsun, göbeği mi var, göbeğin var de gitsin; kel mi, ben kel sevmem de gitsin; kokuyor mu, lan bir git duş al önce ayı de gitsin. Adamın devreleri yakma hiç değilse dolambaçlı yollardan laf sokarak. Benim ne arkadaşlarım bu yolda heba oldu, kızların muğlak ifadelerini algılayamayıp bir umuttur insanı yaşatan deyip de aynı kızın peşinde yılarca gezerek. Kız istemiyor belli ama elemana da doğru dürüst ifade etmiyor bunu, kırmamak için belki ama adam anlamıyor işte: Yeni bir ilişkiye hazır değilim, bazı şeyler zamanla olur beklemek lazım, hayattaki tercihlerimi sorguluyorum... bıdı bıdı. Adam da hiç üstüne alınmaz, oysa lafın özü 'senle olmaz bu iş'tir. Aynı kız bakarsın üç gün sonra herifin biriyle sarmaş dolaş, ne hazırlık yapmış ne de tercihlerini sorgulamış, beklememiş direk atlamış. Niye? Çünkü eleman sempatik değil ama YAKIŞIKLI.

Buradan erkeklere naçizane tavsiyemi ileteyim: Hoşlandığın bir kız mı var? Söyle bir kız arkadaşına senin hakkındaki düşünceni öğrensin, yakışıklı çocukmuş -niyeyse kızlar bir de çocuk derler kazık kadar herife- ya da hoşmuş falan derse ufak ufak sokulun, umut var. Ama çok sevimliymiş, sempatikmiş, çok esprili eleman ya falan derse hakkında arkana bile bakma, o kızdan sana hayır gelmez.

yukarıdaki sempatik amcanın fotoğrafı için tıklayın...

Google'ın spam uyarısına karşı önlem de alalım yine: Bu yazı 2.28.2009 tarihinde Sersang's Monolog adresinde yayınlanmıştır!

25 Ağustos 2009 Salı

Biz kadınlar

Acımasız ama gerçek. Biz kadınlar başkasına ait olanı isteriz.

Özellikle erkekler konusunda böyleyiz. Bir hatun bizi sevgilisi ile tanıştırdı mı hemen o sevgiliye kendimizi beğendirmeye çalışırız. İçten içe "Ben daha iyiyim. beni seç hesabı"

Acımasız ama gerçek. Siz erkekler "Hayır" diyemezsiniz.

Özellikle kadınlar söz konusu olduğunda. Bir hatun yeter ki kapıyı çalsın, hemen o kapıyı ardına kadar açar ve gerisini düşünmezsiniz.

Şimdi bir kadın sevgilisi ya da kocasını en yakın arkadaşı ile tanıştırır, kadın erkeğe kendini beğendirmeye ve "benim ol" demeye başlar, erkek de bunu kabul eder ve bir yasak aşk başlar. ("Aşkın yasağı da ne?" demeyin ben o kısma çalışamadım daha.) Sonra bu ilişki açığa çıkar erkekten bir tercihte bulunması istenir.

İşte kritik nokta burda sakın o tercihi yapmayın. Zira hangisini tercih ederseniz edin terk edileceksiniz. Eğer sevgiliyi tercih ederseniz, öbürü ile bittiğinden emin olana kadar bekler ve karşınıza geçip "Affedemiyorum" der, yok diğerini tercih ederseniz sevgilinin bittiğinden emin olana kadar bekler ve utanmadan "heyecanım bitti" der.

Biz kadınlar böyleyiz dostlar. Başkasına ait olanı alıp, oynayıp çöpe atmayı severiz.

Ya "Hayır" demeyi öğrenin ya da çöpe atılmaya razı olun.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

KARŞI CİNSTEN KANKA OLUR MU?

Kısır bir dönemden geçiyoruz, birçok blog kepenk indirdi desek yeridir. Kadınlar yazıyor'a baktım, yazarlar kendi bloglarındaki eski yazıları oraya taşımakta bir beis görmemiş; biz neden yapmayalım? Ahanda alttaki yazı da benim blogdaki eski bir yazı. Buyrun okuyun:

Karşı cinsten kanka olur mu? Erkek Blogları'nda böyle bir anket vardı, %25 olur demişler. Öncelikle nedir bu kanka olayı, onu açıklayalım. Kutsal bilgi kaynağından alıntılar yapacağım:

kan kardeşinin mutasyona uğramış hali.
-gecenin bi saatinde,siz bile kendinize tahammül edemiyorken, size tahammül eden, sizi dinleyen... bir çok ortak noktada buluştuğunuz. sizden çok uzaktayken bile başucunuzdaymiş hissiyati veren dünya güzelliği.

Evet görüldüğü üzere kankadan anlaşılan kabaca dostluk ötesine uzanmış ve kardeşlik aşamasına gelmiş bir ilişkidir. Kankanız sizin herşeyinizi olduğu gibi paylaşabileceğiniz insandır. Peki nasıl kanka olunur?

Konumuz karşı cinsten kankalık olduğu için erkek-erkek kankalığı ve kadın-kadın kankalığına değinmiyorum bile. Bir erkek nasıl bir kadının kankası haline gelir? Bunun iki yolu vardır: Birincisi beğeniyle yaklaşırsın ve açılmakta gecikirsin ve bir de bakarsın ki kanka olmuşsunuz; ikincisi ise hoş sohbet takıldığın bir kız arkadaşın vardır, konuşa konuşa, paylaşa paylaşa çok yakın hale gelirsin ve bir bakarsın ki birbirinizin herşeyini bilir olmuşsunuz ve kanka olmuşsunuz. İlkinde erkek bir kurbandır, ikincisinde ise her iki taraf kurbandır.

Beğeniyle yaklaşılan bir kadının kanka olması içler acısıdır, içten içe rüyalarınızı süsleyen o güzel kişiye siz dokunmak sarılmak ve hatta öpmek falan istersiniz ama yanına gittiğinizde o sizinle öyle bir konuşur ki kedi gibi pısar kalırsınız, uysallaşır miyavlarsınız. Oysa sap arkadaşların yanında aslan gibi kükremiş ve abi tamam artık kesin gidip mevzuyu açacağım ve bağlayacağım dersiniz. Bu böyle sürer gider ve birgün patlarsınız, daha doğrusu hormonlar patlar. O size hoşlandığı çocuktan bahsettiği anda şarteller atar ve olmaz falan dersiniz ki işin rengi değişir, çok çirkin bir hal almaya başlar. Kadın taraf ama'larla başlayan cümleler kurar hemen:

'Ama ben seni kankam sanıyordum, hani biz çok yakındık?'
'Ama sen benim mutluluğumu istemiyor musun?'
'Ama bugün sen birinden hoşlansan ben senin mutlu olman için her türlü desteği verirdim'
'Ama ama ama... bitmez bu amalar!'

Er bünye patlar sonunda çünkü kanka(!)sı güvenli sığ sulardan uzaklaşmış, açık denizlerdeki gemicilere gönlünü kaptırmıştır. Nasıl olsa olan olmuştur der ve döker tüm eteğindeki taşları: 'İşte ben baştan beri sana karşı birşeyler hissediyordum ama açılmaya cesaret edemedim, sonra bir de baktım çok yakınlaşmışız, zamanla olur dedim kendi kendime. Sen bana bu kadar iyi davranıp da herşeyini anlatınca senin de bana karşı hislerin olduğunu sandım bla bla bla...' Anında gelir tepki: Ben sana güvenmiştim, herşeyimi paylaştım; oysa sen bunca zaman bana ne gözle bakmışsın, inanmıyorum sana. Hayvan herif, bir daha beni arama da sorma da.

Diğer durumumuzda yakınlaşmış iki bünye vardır ve böyle zamanla sırdaş falan olurlar. Ancak her ilişkide olduğu gibi sahiplenme başlar. Birbirlerinin ilişkisine karışmaya başlarlar. Kız erkeğin her sevgili denemesine bir kulp takar, erkek kıza asılan herkese öyle bakışlar atar ki adam kaçar. Diyelim ki bu olmadı ve karşı cins kankanıza rağmen sevgili yaptınız. Bu durumu sevgilinize nasıl açıklayacaksınız? Tecrübeyle sabittir ki sevgili sizi, kendi cinsinden biriyle paylaşmayı reddeder. Yani 3-5 ay tahammül eder belki ama eninde sonunda kavgalarınızın sebebi kankanız olmaya başlar. Öyle bir noktaya gelinir ki ya O ya Ben der ve ortaya iki seçenek çıkar: İki ilişkiden birisini sonlandırmak. Sevgiliden ayrıl ayrıl nereye kadar? Sonunda kanka kankaya kalırsınız. Artık kafada da şu soru tınlar? Madem tüm ilişkilerimi onun için bitiriyorum, o zaman onunla bir ilişki deneyeyim. Bu kaçınılmazdır; sevgili için kankayı bırakmadıysanız bu noktaya mutlaka gelinir. Ya da aseksüel bir yaşam sizi bekler ki hormonlar buna izin vermez. Bu durum kadın için de erkek için de geçerlidir.

Uzun lafın kısası karşı cinsten kanka olmaz, olursa da bir noktada mutlaka sona erer. Ya birlikte olmaya başlarsınız ve uzun süren dostluk sonrası sevgili olma sendromları başlar, ya da birgün sevgili yapmak için kankanıza elveda demeniz gerekir.

Google'ın spam blog yaftasına önlem babında da şunu yazalım: Bu yazının orjinali 5.28.2009'da Sersang's Monolog'da yayınlanmıştır.