...caşilo... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
...caşilo... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2011 Çarşamba

Farklı Olmak İsteyen Kadınlar Kulübü

Aaaah ahh biliyorum beyler, hepinizin kanayan yaralarından biri de bu. Hayatınıza her giren kadın eskilerin saçını başını yolmak, onların isimlerini dilimizin konuşulduğu bütün ülkelerde yasaklamak (aynı keloğlandaki gibi. hani manyak bi kadın vardı taçsız kraliçe, herkesin ağzını mühürletiyodu kendiyle dalga geçmesinler diye. öyleydi di mi yaa? neyse sonuçta o da piskopattı), onunla ilgili olabilecek her nesneyi çok pahalıya mal olsa bile çöpe atmak ister. Bilin bakalım neden? :) Kabul başlığa her şeyi yazdıktan sonra bu soru saçma oldu :/

(Bu arada Beyler vs Erkekler arasında da çekilmez bi durum yok di mi Bayan vs Kadın gibi. Varsa bileyim sizlere yanlış hitap etmeyeyim :) )


Kiminiz yeni sevgilinin "Eski sevgiline hep 'Aşkım' demişsen ban aşkım deme 'Bitanem' de, 'Hayatım' de, 'Sevgilim' de ama 'Aşkım' de-me!" triplerini anlamsız bulup "Eğer hala onu isteseydim ayrılıp da seninle beraber olmazdım. Ben SANA 'Aşkım' demek istiyorum ama" demeyin, sakın. Zira kadınlar böyle kaçamak cevaplara daha çok sinirlenir. Biliyorum bunu gerçekten kastedenleriniz var, okurken bana kızıp "E yalan mı ama? Geçmişe mazi derler, 'Aşkım' tapulu değil ya!" diyenleriniz. Sakin olun, bunları da sevgiliye karşı dile getirmeyin. "Olur bebeğim" deyip geçin. Bu defa da kuduracak "Hemen kabul etti. Yaaaaaağğ ama bana da 'Aşkım' desin istiyoruuuuummmm" diye kendini yiyecektir :) 


Hayatınıza giren her kadının farklı olduğunu hissetmek istemesi, ama bunu hayatına girdiği bütün erkeklerden istemesi başlıbaşına bi çelişki gibi. Hatta "Farklı olmak isteyen kadınlar klübü" yazabiliyorsam ben buraya ve bu yazdığım binlerce farklı olmak isteyen kadın olduğunu, bu kadınların da birbirine benzeyerek artık farklı olmadıklarını gösteriyorsa vay hallerine. (Öyle artis artis "vay hallerine" dediğime bakmayın, ben de aynı hamurdanım) Kısaca öyle bir çağda yaşıyoruz ki herkes birbirine benziyor. Moda diye bişi var bi kere, ne bilim bi Victoria Secrets gerçeği var. Her kadın giymek isterken ve bunların en az %50si giyerken, bir adamın hayatına giren kadınların yarısı da bu açıdan birbirine benzer hale geliyor demektir.

Geçenlerde FriendFeed'de "Bazı erkekler..." yazdım ve altına bir sürü bazı erkekler yorumu yapıldı. Şimdi ben buraya "Bazı kadınlar..." desem ve sizler geri kalanını kendi cümlelerinizle tamamlasanız aslında her okuyan hepsine hak verecektir. Çünkü benziyoruz birbirimize yapacak bişi yok. Kıskancız mesela, selülitlerimizden hoşlanmıyoruz ( hatta o selülitler yüzünden portakal kabuğunu görmeye tahammülümüz kalmadı), dırdırcıyız, bi kısmımız kendini bişi sanıyor, daha kötüsü birçoğumuz kendini güzel sanıyor falan...


İşin aslı biz de biliyoruz farklı olmadığımızı herhangi bir kadından. Ama yatağa atmak için o söylediğiniz güzelim iltifatlar, binbir türlü yalanlar gibi azıcık daha kandırın bizi...




Not: Bu yazıyı okurken "Ben gerçekten farklıyım" diyen kadınlardan bi kulüp kursam sizce kaç farklı kadın toplarım :))))))))

8 Aralık 2010 Çarşamba

"Bana aşık olma bebeğim, üzülürsün sonra..."


Her kadının mutlaka bir kere hayatına girmiştir "Bana aşık olma" diyen erkek türü. Tatlıdır, güzel gülümser, hoşsohbettir. Bir nevi kadınların dibinin düştüğü ünlü erkeklerin, ünsüz versiyonudur. Her haline hayran bırakabilme potansiyeli vardır. Başkası yapsa sinirlenip kavga çıkaracağınız mevzularda bile bir şekilde kızamadığınızı fark edersiniz. Sanki o ne yapsa affedilebilirdir. Bunun da en büyük nedeni dürüst olmasıdır. Yalana işi düşmez, dolayısıyla yalan söylemez. Yani bir kadının isteyebileceği her şeye sahiptir. Bir şey hariç: Sadakatsizdir. Üstelik sadakatsiz olduğunu söyler. Gündüz sizinledir, gece bir başka hatunla... Sabahında yine sizinle olacaksa bile :) Kısaca o bir bal arısıdır, her nektarı olana yaklaşıp "Çiçeğimmmmm" der, balını alır ve pırrr uzaklaşır :)


Okuyan kadın arkadaşlar hemen tanıdı kendisini. Sahi şu bi türlü birlikte olmayı beceremediğiniz, arada sırada karşılaşıp içinizde kabaran sevgiye engel olamadığınız, zaman zaman aklınıza düşüp "Acaba şöyle yapsaydım gitmez miydi?" dedirten herif değil miydi o? Oydu :) Ve hep öyle kalacak..


Eğer bir adam size "Bana aşık olma bebeğim, üzülürsün sonra" diyor ve bunu derken sırıtıyorsa öncelikle üzülmenizi istemiyordur, aynı zamanda da bunu söyleyebildiği için kendisiyle gurur duyuyordur. İşte bir kadına daha bu cümleyi kurma şerefine erişti :) İçinizde "Üzmek istemiyosa gelip kalbimi çalmasın arkadaş! Bu nasıl adalet?" diyenler olabilir. Üzgünüm bunun sebebi sizsiniz. Siz ona öyle hayran hayran bakarken o nasıl sizden vazgeçsin? A tabi bir de niye vazgeçsin? Her şeyini biliyorsunuz. Her gece başka bir kadının koynunda olduğunu da... Ve hala onu istiyorsunuz. Çiçek yapraklarını açıp, kokusunu saldıktan sonra sevgili bal arımız ne yapsın :)


İki yönü var bu yazının, "Şöyle yapsaydım kaçmazdı" ve "Ne yaparsam yapayım durmazdı" :) 


"Şöyle yapsaydım" diyenler, üzgünüm siz hiçbi zaman o kadın olamayacaksınız. Artık "Ne yaparsam yapayım durmazdı" diyebilirsiniz siz de.

Hayatınızda bir bal arısı varsa emin olun onun  da bir gün bir kadın başını fena halde döndürecek. Tek düşünebildiği o olacak. Onun yanında diğer bütün çiçekler solmuş görünecek. Onun tadını alınca bir daha başkasının nektarı tatsız gelecek... Koşacak yıpranacak. Elde ederse doğru yolu bulup evinin erkeği olacak... Elde edemez de o kadın giderse, yeni bir ıssız adamımız var demektir. Kendini kadından kadına atacak, "Aşık olmadan daha iyiydim" diyecek ama  hiçbir zaman bununla tatmin olamayacak :)


Şimdi sevgili kadınlar, yapmayın bal arılarına beddua etmeyin :)


Ve kalbimizi fetheden bal arıları, hadi alıştırma yapıyoruz, Zuhal Olcay'la hep beraber: 

"Ben bal arısı gibiydim senden önce,
Bak pervanelere döndüm seni görünce...
Yana yana kül olsam her an
Yine de senden ayrılamam
Yoluna adadım ben ömrümü sensiz olamam..."
:)))


Dipnot: Bir bal arısı Alfie'yi izlemenizi öneririm :)

27 Nisan 2010 Salı

"Seni seviyorum, Mükemmelsin, Şimdi hadi değiş"*

Kızlar erkeklerin potansiyeline mi bakarlar? Gördükleri erkek onların hayalindeki değil de hayaline en yakın olan mıdır hep? Bu yüzden mi önce beraber olmaya, sonra onu değiştirmeye, değiştiremedikçe cinnet geçirmeye, cinnet geçince de potansiyelini kullanmayan bir erkekle olduklarını anlayıp, hayallerindeki erkeğe yakın olan bir başka erkeğe mi yönelirler?

Bu yazının ilk paragrafını okuyup "Evet evet işte bu!" diyen erkek arkadaşlara teşekkürler... Evet işin bir boyutu  bu. Bir erkeği olduğu haliyle beğenip, en azından beraber bir sevgililik dönemi geçirebileceğini düşünüp çıkmaya başlar kadın ve onu hayalindeki erkeğe dönüştürmeye çalışır... Ama işin diğer bir kısımı da bunu yapma nedeninin başka olabileceği...
 

Hatun milleti güzel olmayı sever.. Güzel olmayı ve güzel addedilmeyi...Bazısı bireysel güzelliğini kafaya takar, bazısı sevgilisiyle olan uyumlu güzelliğini... Yanında sevgilisiyle dolaşırken, dışardan bakan birinin "Şu güzelim kız nerden bulmuş bu hanzoyu?" demesiyle egosu tavan olanların yanısıra, sevgilisiyle dolaşırken bir kızın sevgilisini süzdüğünü görüp bundan gururlanan, "Ama o benm!" diyip içinden kıs kıs gülen yüzlercesi var... İkinci tip kızı inceleyecek olursak sevgilisinin hep en iyi en güzel olmasını ister... Biri onun sevgilisi olduğunu bilmeden de ona baktığında güzel şeyler söylesin ister...

Değişmenizi isteyen bir sevgiliniz varsa, iyi analiz edin.. Bunu sizi için mi istiyor, yoksa kendisi için mi istiyor?

Unutmayın, kendisi için istiyorsa, mutlu olur, o mutlu olursa siz de mutlu olursunuz, tabi değişime şiddetle karşı değilseniz... Ama sizin için istiyorsa, bırakın kendinizi.. Değişip değişmemeniz o kadar da önemli değil onun için, sizi zaten seviyor demektir...

26 Şubat 2010 Cuma

1 Erkek, Kaç Kadın??? vol.1

Son zamanlarda kadın-erkek ilişkileriyle ilgili yazamıyordum ama sağolsun sosyal medya beni  bu konuda yalnız bırakmadı. FriendFeed'de girilen bir feed beni yazı yazmaya itecek kadar çarpıcıydı.

Peki 1 erkek kaç kadını idare edebilir? Diyelim ki birbirinden haberi olmaması gereken kadınları idare edecek, peki bunu nasıl yapar?

Evet beyler, buradan sonrasına pür dikkat :)

"Kızlar çok ilgi ister, 15 dk ilgisiz kalsalar, şüphelenip kıskançlık krizine yol açarlar. Onu nasıl yapıcaz?" diyenler için:

Bir kadın bir erkeğe aşık olduğu zaman onu olduğu gibi kabullenmeye meyillidir. Siz ilişkinin başında günde 3 kere ararken, ilişkinin ortalarında 2 kere aramaya başlarsanı, kadının anlizlerine dahil olur, şüphe çeken davranışlar listesine isminizle dahil olursunuz. Bu gibi durumlarda, hayatınızdaki bütün kadınlara en başta davrandığınız gibi davranmak işinize yarayacaktır.


"Sosyal medyadaki hemen hemen her sitede üyeliğim var. Şimdi 4 sevgilim var diye 4 tane ff, 4 tane twitter, 4 tane facebook hesabı mı açıcam?" diyenler için:

Sosyal medyada hiçbir şekilde medeni haliniz ile ilgili bilgi vermek işinize yaramaz. İlla sevgiliniz olduğunu söyleyecekseniz, ismini açıklamak istemediğinizi söyleyebilirsiniz. Bir facebook profilinde "İlişkide" yazıp geçmeniz yeterlidir. Kızlara da özellikle tembih edilmelidir "Canım lütfen sen de vıcık vıcık sevgililer gibi davranma bana internette. Hoşlanmıyorum böyle şeylerden" diye. Bunun dışında sevgilinize ithafen yazdığınız her gönderi, facebook durum iletinizde, ff'e feed olarak girildiğinde veya twitlediğinizde sizi takip eden sevgilileriniz tarafından ödüllendirileceksiniz. Bir taşla 4 kuş :)

"Hadi bu kısımları kıvırdık, bu 4 kızla biz durmadan nasıl görüşücez?" diyenler için:

Öncelikle sevgilileriniz seçerken biraz da ailevi durumlarına, hangi şehirde olduklarına dikkat edin. İstanbul gibi bir şehirde hangi yakada oturdukları bile önemlidir. Kızların biri gece dışarı çıkamasın mesela, o evde mışıl mışıl uyurken siz başka bir tanesiyle geceyi gündüz yapın. Bir diğeri şehir dışında yaşaşın, o geldiği günlerde diğer kızlar için çok yoğunmuşsunuz ya da aileniz yine(!) yanınıza gelmiş, cenaze varmış gibi davranın. Unutmayın kadınların yediği en iyi bahaneler, sizin gerçek şeylere dayandırarak söylediklerinizdir. "Hayatım hastayım biraz" derseniz kızların dördü birden romantizmle çorba yapmaya gelebilir :) Ha bir de unutmadan sakın büyük bir gafletle bir cafeye 4 kızı farklı zamanlarda götürmeyin :)


Bütün bu konuşmalardan sonra siz yine beni dinleyin, eğer bütçeniz 4 kızın birden hesabını ödemeye yetmiyor, sevgililer gününde dördünü hoş tutamıyorsa, boş bir gününüzde 4 kızla birden farklı saatlerde buluşabilecek kadar enerjiyle dolu değilseniz zira kızlar boş gününüzde buluşmazlarsa delirir, olmaz olmaz demek lazım, aman bu işlere girmeyin....

Bu yazı dizimiz zevkle devam edecektir efendim.... Şimdilik esen kalın :)

12 Şubat 2010 Cuma

Selami Şahin ve Ben :)


Halimi görseniz gülersiniz şimdi... Sabahtan beri dilime dolanmıştı bir Selami Şahin şarkısı :)
Eve geldim şarkıyı dinleye dinleye blog yazımı yazdım.. E ama sonrasında takılı kaldım :)
Kendimi alamıyorum dinlemekten... Adam her duyguyu dile dökmüş gibi sanki...
"Sen beni unutmuş gibisin, ben hala deliyim, hala sevdalı..."
"Alışmak sevmekten daha zor geliyor..."
"Seninle başım dertte. Ne yapsam bilmiyorum..."
"Gitme sana muhtacım..."
"Sensizlik bir uçurum... Tut artık ellerimden..."
"Seni sevmediğim yalan...Kızgın bir anımda söyledimi, yalan..."
"Sen yoksan her şey eksik, sen varsan her şey tamam..."
"Sen mevsimler gibisin değişirsin sevgilim..."
Şu sözleri gerçek hayatta sevgilisine söyleyebilen erkekler 1-0 öndeler... Ben bunu bilir bunu söylerim. Kaç erkekte var böylesi bir dürüstlük, saflık? Bu kadar net duygularını anlatan kaç erkek var?
Orada var olan erkekler, alkışlıyorum sizi :)
 
(Casilo's Way'den alıntıdır... buraya da uygun olduğunu düşündüm :) )

20 Ocak 2010 Çarşamba

Ayrılığın kadını erkeği olur mu? Vol.1

Bir çok şeyin kadını erkeği var da ayrılığın yok mu? "Tabi ki var" diyor bir yanım, diğer yanımsa boynunu büküyor "ikisi de aynı acıyı çeker neresi farklı?" diye...

Çeşit çeşit olmasa ayrılıklar belki de kadın-erkek sınıflandırmaları da olmazdı. Ama değişiyor işte..."Anlaşarak ayrılanlar" var, "Terkeden-Terkedilenler" var, "Severek Ayrılanlar" var, "Söverek Ayrılanlar" var :)

Bütün bu ayrılıklarda kimin terkedip kimin terkedildiği kısmında cinsiyet olayın seyrini değiştiriveriyor. "Gitmek mi zor kalmak mı?" diye düşünüp kalmaya ya da gitmeye karar verenin cinsiyeti önemli...

Erkek kısmına bakınca il göze çarpan özellikleri, hiç terkeden olmak istemedikleri... Belki bunalıyorlar, belki aldatıyorlar ama asla ayrılık sözcüğünü kullanmıyorlar. Bu onlar için bir savaş... Bu uğurda kızla huzursuz kavga dolu günler, haftalar hatta bazen aylar geçiriyorlar. İstiyorlar ki kızın canına tak etsin de bir gün basıp gitsin hayatlarından... (Neden ayrılmayı böyle sorun haline getirdiklerini de bir türlü anlamam. İstemiyorsan ayrıl gitsin)

Kızların bu konudaki tavrı ise oldukça net: Kızlar ilişkide artık katlanamadıkları durumları devam ettirmemeyi seçiyorlar. Örneğin artık aşık değillerse, sevmiyorlarsa, sevişmekten zevk almıyorlarsa söyleyip ayrılıyorlar.. Söyleyemedikleri durumlarda ise (başkasına aşık olmaları gibi) huzursuzluk, kavga çıkarıp, suçu erkeğin üstüne yığıp ayrılıyorlar. :)

Genelde erkekler bu durma karşı çıkıyor: "Ne demek ulan 'aşkım bitti' ????" İsyan çıkarıyorlar, ama giden gidiyor. "Söverek ayrılma" sanırım bu oluyor :)))) Kızın arkasından "Kesin hayatında biri var" paranoyası başlıyor. Tez tutmayınca "Yarı yolda bıraktı" oluyor kız. (Sanki bir  ömürlük aşk için sözleşme imzaladılar da :) )

Kız terkedilince ağlıyor...
Erkek terkedilince içiyor...

Kız terkedince arkasına bakmıyor...
Erkek terketmek isteyince terkedilmek için elinden geleni yapıyor :)

Kızın terketmek için genelde geçerli sebepleri oluyor...
Erkeğin terketmek için yalanları, bahaneleri...

Kısaca ayrılık kadına erkeğe göre değişiyor...

26 Kasım 2009 Perşembe

Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan gibi bişi



Soru açık :)
Şaka şaka :)
 Bu bir dergi kapağı... Hem de bizim şirketin girişinde duruyor :) Gelip geçerken durmadan bakıp gülüyorum :)
Orjinali ise şu:



Peki soru doğru mu? Girilmeyen bölgeler cazip mi? Sapıklaşmadan cevaplamamız gerekecekse, acaba insana elde edemediği mi değerli geliyor? Eğer öyleyse neden komşunun tavuğu bize kaz görünüyor falan filan...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Erkekler düzeni mi sever karmaşayı mı?

Eveeeet önümüzde Serzeniş Meraklısı'nın yazısıyla çıkan ve bana cevap hakkı doğmasıyla gelişen bir yazı var...Özellikle bu yazıyla cevap hakkı doğacak olan erkekleri ve bana hak vermek üzere bayanları -bakınız kadın değil :)- buraya alabiliriz. :)

Patronumuz oturmuş üşenmemiş, benim sayfalarca diyebileceğim bir yazı yazmış. Yazıyı yazmaya doyamamış adama, bir sefer yetmemiş, iki kere oturmuş yazının başına... Utanmasa daha da konuşacakmış da, "Şöyle birazcık kıvırayım, hatun milleti carlamasın" diye yazmayı kesmiş. Kendisinin kendi içinde çelişen yazısını hala okumamış olanlarınız, ben bu kadar konuşunca da merak edenleriniz varsa bağlantısını vereyim de konuya döneyim :) (Aslında 1 post altımda duruyor ama  tıklayın be, o kadar link yaptım :)) Buyrun tıklayın efendim.

Erkekler karmaşayı sever. Mümkünse kız dediğin aklını karıştırsın hatta aklını alsın adamın. Bugün gülücük atsın, yarın yüzüne bakmasın. Yanında "Canım, ama bitanem" diye konuşsun, uzaktan hiç tanışmıyormuş gibi davransın. "Ah be.. Şu hatun benim olsa..." diye içlensin adam, düşünemesin elde edebileceğini... O zaman kız ilgi çekici bir hal alır çünkü. Ancak o zaman kız "elde edilmeye değer"dir. Geçen bi arkadaşımın söylediği gibi "1 şişe karadut şarabına bakar o kız" denmesin. Uğraştırsın, yıldırsın, aşık etsin, süründürsün. Kız ölümüne sevsin, ama her an gidebileceğini de göstersin.

Bütün bunların ışığında erkeklerin karmaşayı sevdiğini söylüyorum ben. Fakat bir kısım insan çevresi de diyor ki "Neden insanlar evliliği seçiyor o zaman?" "Neden evlenilecek kızlarla eğlenilecek kızlar diye kategoriler oluşturuyor bu erkekler?" Karmaşayı bu kadar seven erkek neden günün birinde evleniyor?

Evleniyor da ne oluyor allah aşkına? Birkaç zaman sonra sıkılıyor. Kız elde çünkü ona göre... Koskoca resmi evrak var elinde adamın :) Sevgiliyken orada burada el ele gezen, cafelerde yemekler yiyen, öğrenci-bekar evlerinde geceleyen tipler evlenince tüm hayat tarzları değişiyor. Mis gibi, temiz çarşaflı, içine bir sürü para harcanan evleri varken neden bir bekar evinde yatsınlar mesela? Ya da kız bütün gün evde oturuyorsa, çalışmıyorsa ve akşama yemek yapıyorsa neden dışarıda eskisi kadar sık yesinler? Sevgiliyken fırsat buldukça kucak kucağa otururken şimdi parmakta yüzüklerle evlilik kurumunun ağırlığıyla sanki ayıpmış gibi oluyor mumilletin yanında o kadar samimi olmak? Doğrusu bu demiyorum, ama olan bu beyler bayanlar... Ailesinden böyle görmediği için  garip kaçıyor bu tavırlar. Sevgiliyken, kız, sevgilisi evinde otururken bir başka kız arkadaşında yatıya kalabiliyor ya da geç saatlere kadar kız kıza vakit geçirebiliyor ama evlenince "onların evi"ne adam evde onu beklerken gidemiyor işte. Erkek "Bence olmaz" diyor ne kadar modern olsa da. "Benim annem bir gece yapmadı öyle bir şey" diyor. Suçu yok, evlilik kurumunu o sanıyor.

Sonraaa bu tekdüze, bu monoton yaşam sıkıyor. Yan yana eğlenmeyi unutuyorlar. Adam başka heyecanlar arıyor, kadın kendi halinde takılıyor, bazı bazı saman altından su yürütüyor. Sonra etrafta evlenecek adaylar "Aman ha bekarlık sultanlıktır" deniyor.


Erkeklerin sevdiği bir düzen varsa o da "anne düzeni"dir. Çamaşırları mis gibi olsun, evi hep temiz olsun, yemekler pişsin önüne konsun... Annesi onu nasıl alıştırdıysa o düzen bir ömür öyle devam etsin. Hatta eşi bir de annesi gibi yemek pişirebiliyorsa ohhh ne ala. Bir zaman sonra evdeki eş "anne düzeni"ne geçiyor, hatta anne oluyor ve böylece işin kalan bütün heyecanı da -hala varsa- yok oluyor.

"Evlilikte aşkı canlı tutmanın 10 yolu", "Evlilik hayatınıza heyecan katın" gibi gazete-dergi haberleri boşuna mı çıkıyor sanıyorsunuz?
Yazımı bitiriken istisnalar kaideyi bozmaz demek istiyorum. %2-3'lük dilimdekiler sözüm meclisten dışarı :)

21 Ekim 2009 Çarşamba

Bir ki üç tıp!

Elimde bir doktora tezi ve kola eşliğinde okulun içindeki kafelerden birinde oturuyorum. Masada tek başına oturan her insanın yaptığı gibi ben de etraftaki masalarda oturanları izliyor, kendi kendime gözlemler yapıyorum ;) Tamam tamam kulak misafiri de olmuyor değilim :)

Birilerinin sohbetine kulak misafiri olunca ister istemez yüzlerine kaçamak bakışlar atıyor insan. Konuşmaları kitapta okuyor olsam hayal eder geçerdim yüzlerini ama hemen yan masamdaki tiplerin konuşmaları o kadar ilgi çekici ki yüzlerine bakmadan duramıyorum. Nasıl zor bir durum anlatamam yani :)

Bari elime bi kalem alıp yazayım da dikizlemekten kurtulayım deyip yazıyorum :)

Yan masamda -ki masa resmen burnumun dibinde- iki tane taş gibi hatun ve biri aşırı çekici olan üç erkek oturuyor. Oldukça düzgün tipli insanlar yani... Benim favorim olan çocuk sanıyorum akademik. Demin gelen bi kız "Hocam..." diyerekten birkaç meramını anlattı da :) Kızın sevgilisi Şırnak'ta askermiş, 6 gündür konuşamamışlar, o yüzden geçen gün gözleri dolu doluymuş falan filan :) Benim favorim de pek düşünceli, kızı görünce hemen sordu "Geçen gün noldu öyle?" diye. O gün gözgöze gelmişler de kız ağlamamak için kalkmış gitmiş... Ah canım... :)

Neyse az önce kızlardan biri tuvalete gitti diğeri de yiyecek bir şeyler almaya... Konunun nasıl oraya geldiğini bilmiyorum -orayı duyamadım da :)- ama çocuklardan biri "Ya" dedi "Yurt dışındakiler Türk erkeklerini pek yeterli bulmuyormuş." Ben "ne açıdan acaba?" diye geçirirken favorim soruverdi: "Ne açıdan yetersiz?" Konuyu açan çocuk da "Yani seks açısından... Özellikle erkeklerin erken boşalmalarından şikayetçilermiş" dedi :) "Orası öyle" dedi benim favorim "Araştırmalara göre Türkiye'de 2 erkekten biri erken boşalma problemi yaşıyormuş" Bunları dinleyen üçüncü çocuk lafa girdi:"Ama bunun bir çok etkeni var. Alkol, sigaraaa..." Konuşmayı başlatan ve konuşmanın burasına gelindiğinde herhalde bu çocuğun yarası var dediğim çocuk "Bira mesela abi." dedi.

(buradan sonrasını artık diyoalog şeklinde yazacağım zira sıkıcı olmaya başladı o çocuk bu çocuk demek :))
Favorim: F
Konuşmayı Başlatan: K
Diğer Çocuk: D

F: Bira mı? Ne yönde? Bira beni iyi yönde etkiliyo valla.
K: Hadi canım. Bira beni kötü etkiliyo valla.
F: İyi de oğlum kaç bira? 2-3 tane iyi etkiler, ee 10 tane içersen heralde 1 saat uğraşırsın :)
D: Şimdi bu masada 1,5 kişi erken boşalıyor öyle mi? (zavallım hala orda kalmış geriden gelio)
K: Hep değil tabi... Zaman zaman. Dedik ya duruma göre işte :) Psikolojin bile etkiler... Herkes zaman zaman yaşadığına göre 1,5 dersek yanlış olmaz heralde... (ben dedim bi yarası var diye)

Sonra kızlardan tuvalete giden geri geldi. Favorim de "Gel gel bilmem ne de bize çok ilginç araştırmalardan bahsediyo" dedi üçü birden koptular. Gülmemek için zor tuttum kendimi :) Kız anlamadı öööle şaşkın şaşkın baktı amaaaa ben anladım :P

2 kişiden biri gerçekten erken boşalıyorsa, vah bu kadınların haline :)

Ama hala merak içerisindeyim, kaç bira ne kadar etkiliyor acaba) Hayır yani bilelim de ona göre içirmeyelim di mi? :)

:)))

 

Not: Bu yazı dün bu saatlerde kağıda not alınmış, şu anda da bloga geçilmiştir :)

19 Ekim 2009 Pazartesi

Hadi hep beraber, Happy birtdayyyy toooo youuuuu :)


Bugün doğumgünü olan bir insan olarak merak etme hakkımı kullanıyorum. Erkekler neden özel günleri sallamazlar?

Soruyu tersine çevirip "Peki kızlar neden bu kadar önem verir?" diye çevirmek de mümkün ama ben diğer yoldan gideceğim.

Henüz evlilik gibi bir deneyimim olmadığı için evlilik yıldönümü gibi özel günlerle pek alakam yok. Hiçbir sevgilimle de "Ayy bugün 1. ayımızz :)" "Aşkım 3 ay olduuu" gibi geyiklere girmedim çünkü benim için bir ilişkinin ne kadar zamanda değil, ne kadar yoğunlukta yaşandığı önemli oldu hep. Ama doğumgünleri bana her zaman hepsinden daha özel geliyor. Ben de tam anlamlandıramıyorum aslında neden önemli bir yıl daha yaşamış olmak.. Döenm dönem keşke yaşamasak bile diyorken insan, yaşadığına sevinmek mi bu?

Sonuçta doğumgünleri önemli oluyor ve insanlar doğumgünü kutlamaları yapıyor. Kalabalık grup olunacaksa mekanlar ayırtılıyor, buluşuluyor, içiliyor çoğu zaman ve eğleniliyor... Doğumgünü pastası geliyor, mumlar üfleniyor.. Bütün bunlar içinde en önemli kelime "eğleniyor olmak" sanırım :)

Sürprizleri hiç sevmem. Sürpriz dediğin hazırlıksız yakalanmaktır ki insan hazırlıklı olmak ister herhangi bir şeye... Kız olmak hazırlıklı olma gereğini de artırır üstelik. Sevgililerin kızın arkadaşlarını toplayıp sürpriz doğumgünü yapması ise en iğrençlerindendir. Peki erkekler neden iki uçta dolanır durur? Ya inatla cıvık doğumgünü sürprizleri yaparlar ya da hatırlamazlar bile :)


Çok mu zordur insanın telefona bir hatırlatma yazıp -hadi bu da hafızam çok kötü ben kendi doğumgünümü bile hatırlamıyorum diyenler için :)- alarm çaldığında arayıp "İyi ki varsın sevgilim... mutlu yıllar" demek? Küçük de olsa bir hediye alıp sevindirmek? Hem kadına hediye almak her zaman çok daha kolaydır :)

Acaba işin içinde başka şeyler mi var? Erkekler "aslında çok da umrumda değilsin" mi demeye çalışıyor?

Bilemiyorum... İki üç tane özel günü özel kılın beyler.. Çok zor değil yahu...

15 Ekim 2009 Perşembe

Ev Erkeği Olmak :)

İşe girip de çalışmaya başladıktan sonra gördüğüm, insana hiç vakit kalmıyor oluşu...

Şirketin en genç insanı ben olduğumdandır ki, etrafımda bir sürü evli kadın ve erkek var... Kendileriyle her gün bir sürü sohbette bulunuyorum... İlk evlendikleri zamandan bahsediyorlar, kavgalarını bazen... En çok sordukları soru ise "Akşama ne pişireceğim?"

Başlarda bu sorudan rahatsız olmazdım çünkü annemden biliyorum. Evde yakaladığı yerde sorar "Akşama ne pişiriim?" "Ne istersen pişir" dersin, "Sonra yemiyosunuz" diye bağırmaya başlar :) Her neyse.. Yardımcı olmak adına şunu pişir bunu pişir diyip duruyordum. Ama gün geçtikçe soru beni bunaltmaya başladı. Yahu ne zor işmiş her gün her gün yemek bulmak...

Şimdi düşünün ben işten çıkıyorum arklarla takılıyorum veya takılmıyorum eve geliyorum... Yemek hazır, yiyorum, internette takılıyorum ve yatıyorum... Klasik erkek modu yani :) Zaten annem bazen "evin erkeği" diyor bana orası ayrı mevzu :)

Ama şirketteki zavallı arkadaşlarıma bakın: Eve gidiyor, koştura koştura yemek hazırlıyor, akşam koca geliyor, yemek yiyorlar, adam ayaklarını uzatıp televizyon seyrederken, akadın bir yandan çocuğun ödeviyle ilgileniyor, sofrayı kaldırıyor, bulaşıkları yıkıyor, ortalığı topluyor.. ve sıra ancak yatmaya geliyor...

Benim bildiğim klasik hikaye bu.. Yiyip içen yatan erkek türü... Fakat geçenlerde patronla konuşurken -patron dediğim şirketteki değil yahu :) bildiğiniz SeMe- farkettim ki meğer bir de diğer cins erkeklerden varmış :)))

Gece kız arkadaşta -sevgilide, evliyse eşiyle ya da neyse işte- beraber geçirip, sabah onu işe yollayıp, akabinde kahvaltı yapıp, internette takılıp, işe güce gitmeyen, evi derleyip toplayan, çarşafları değiştiren,  sevgilinin cdlerini özenle bilgisayara kaydetmek gibi mühim işleri bitiren ve nihayetinde akşam iş çıkışı sevgilinin gelmesini bekleyen erkekler :)))) ne uzun cümle olmuş :)

Ben de bu gibi bir erkeğe ondan her eve lazım olduğunu söyledim :) seri üretime geçilse, ortalık bunlardan olsa, biz pazarlamasını yapsak, erkeklerin kasları da kavga dövüş gibi işler yerine duvarları silmek, tencere diplerindeki yoğun kurumuş yağ lekelerini çıkarmak, konserve kapağı açmakla kalmayıp bi de yemekleri pişirmek gibi işlerde kullanılsalar... Bence vatana millete çok daha yararlı olurlar :)

Şimdi beyler duyalım, kaçınız ev erkeği? kaçınız değil? kaçınız olaya sıcak bakıyor? kaçınız iki dünya bir araya gelse olmaz diyor?

 :)))

14 Ekim 2009 Çarşamba

Sess.. Bir-ki.. Bir-ki... Ssssss..Ahhhh-se...

İlk yazı hep sıkıntılı olur zaten diye başlayan bir paragrafı kaçınız okumaya devam edecektir bilmiyorum... Ama ilk yazılar hep sıkıntılı olur, ne yalan sölim şimdi :)

Kadın-erkek halleri  hepimizin kafasını kurcalayan bir mevzu... En çok okumaktan zevk aldıklarımız da bunlar oluyor çoğunlukla... İişin içinde derin ve mühim mevsular var çünkü :) Ben böyle düşünerek "Kadın Eli Değmiş Erkek Blogları!"nı okuyup, muhalefet damarımın kabarıp durmasıyla yorumlarda bulunurken, biri -biri dediğim patron yani öle alelade bi insan değil :))- tuttu bana dedi ki "Madem o kadar çok biliosun kalk kendin yaz!"

Önce dedim herhalde bu şaka... Aklı başında olan bir topluluk ne demeye beni tutsun da çağırsın... Zira sordum da "Sen ciddi misin?" diye. Ama adam ciddi.. Teklifi yapmış "Kalk gel daha ne oturuyosun orda" diyo. Hayır yani reddedilebilir bir teklif de değil ki reddedeyim, rakamları duysanız siz de kabul ederdiniz :)

"Kabul edebilirim deee etmeyebilirim deeee..." diyip de patronu bekletirken, lafa tuttum bi yandan da... Bir bir anlattırdım ne var ne yoksa :) Zira hala farkında değil kendisi ne kadar çok koz verdiğinin... Kendisinin bana verdiği malzemelerle daha çoook yazı çıkacak buradan :)

Beklettim beklettim -yaklaşık 18 saat beklemenin 10 saati uykuda geçti zati- sonra Patron dedim bağrıma bastım :) Artık buradayım kısacası... O kdar yazılacak ne varsa, "Ben de burdayım" de geç işte :)

 Nice "bir değil iki kişi, biri erkek biri dişi" mevzuusunda görüşmek dileğiyle....

Selamlar, saygılar, sevgiler...